Kardeş olduğumuzu unutmayalım

Abdullah Büyük

İslam coğrafyası kendi tarihsel geçmişinde içinde bulunduğumuz şu günlerdeki acıları nadir yaşamıştır. Bugün maalesef coğrafyamızda Müslüman kanının akmadığı toprak parçası neredeyse kalmadı. Ümmetin evlatları yaşanan savaşlar neticesinde garip ve yetim kaldı. Birçoğu istemeden sürgün hayatına mahkûm olurken yine birçoğu da istemeden yaşadığı topraklardan hicrete mecbur kaldı. Hicretin zorlu yolculuğunda karada ve denizde Rahmet-i Rahman’a kavuşan her bir kardeşimizin acısı her zaman bizlerin yüreğinde yaşayacaktır. Hiçbir okurumuzun bundan bir şüphesi olmasın.

Değerli okurlarım; ülke olarak zor bir imtihan sürecinden geçmekte olduğumuz herkesin malumudur. Bu süreçte her birimizin bin düşünüp bir yapması gerekiyor. Ülkemizin birlik, bütünlük ve huzuru için her bir kardeşimizin çok dikkatli hareket etmesi gerekiyor. Doğu illerimizde yaşamakta olan kanaat önderlerinin ve bütün kardeşlerimizin teröre karşı ses getirecek bir tavır ortaya koymaları gerekiyor. Batı illerimizde yaşamakta olan kardeşlerimiz ise empati ahlakını canlandırarak hareket etmeli ve Kürt kökenli kardeşlerimiz ile terör örgütü mensuplarını aynı kefeye koyma hatasına düşmemelidir. Toplumsal kardeşliğimiz ve huzurumuza katkı sağlayacağına inandığım, daha önce yayınlanmış olan bir makalemin bazı bölümlerini tekrar dikkatlerinize arz ediyorum;

Toplumsal bir varlık olan insanın içtimai hayattaki mutluluğunun sırrı, içerisinde yaşamış olduğu toplumda adalet ilkesinin hâkim olmasıdır. Bu ilke, toplumun temeli olan aileden başlayıp en üst yapı olan devlete kadar uzanır. Bir devletin sınırları içerisinde yaşayan vatandaşlar devletinin adil olduğuna inandıkları sürece o devletin temelleri sağlamdır. Vatandaşların devletin adaletine olan inançları devletin ömrünün de belirleyicisidir. Hz. Ömer Efendimizin “Adalet mülkün temelidir” deyişi sadece mahkeme salonları için söylenmiş bir ifade değildir. Bu, insanların huzur ve barış içinde yaşadığı bir devletin temel sabitesidir. Bu sabiteyi, vatandaşlarını yönetmek için kullandıkları siyasetin temeline koyan siyasetçiler devletlerinin ömrünü uzatmışlardır. Ne zaman ki insanların gönül dünyalarında adalete olan inanç sarsılmaya başlarsa o zaman devletin de temelleri sarsılır. Adaletin yerini zulmün aldığı bir devleti hiçbir politika ile ayakta tutamazsınız. Tarih bu gerçeğin kanıtlarıyla doludur.  

Adalet ilkesini devlet yönetimine hâkim kılmanın yolu kardeşlik hukukunu uygulamaktır. Kardeşlik hukuku, toplumun barış ve huzur içerisinde yaşayabilmesi için Rabbimizin bize öğrettiği ve yaşanmış bir çözüm yoludur. Hepimizin malumu olduğu üzere Kur’an, özelde müminleri “din kardeşliği” paydasında birleştirirken genelde ise insanlığı “insan kardeşliği” paydasında birleştirmiştir. Bu durum, kardeşliğin tercih değil, takdir olduğunu göstermektedir. Tercihte olan, takdir edilmiş kardeşliği kabul edip buna göre yaşamak ya da takdir edilen kardeşliği inkâra kalkışmaktır. Efendimiz, kardeşlik ilkesini tebliğinin temeline koymuş ve insanlığı buna davet etmiştir. Çünkü ilahi dinlerin temel amacı insanlığa dünya ve ahiret mutluluğunu kazandırmaktır. Hicretin ardından Efendimizin kurmuş olduğu Medine Site Devletinin anayasasının temelinde de kardeşlik hukuku vardır. İnsanlık tarihinde “Asr-ı Saadet” olarak anılan bu döneme “mutluluk çağı” olma özelliğini kardeşlik hukuku kazandırmıştır. Efendimiz, mescidinde namazın ikamesinin ardından saf halinde bulunan can dostlarına dönerek birbirlerinin kardeşi olduklarını söylemiş ve herkesin yanındakine sarılmasını istemiştir. Herkes yanındakinin ırkına, sosyal statüsüne ve ekonomik durumuna bakmadan birbiriyle kucaklaşmıştır. İlan edilen bu kardeşlik hukuku, erbabının malumu olduğu üzere belirli bir süre miras hukuku için dahi geçerli olmuştur. Paylaşımın ve sevginin zirvesi bu hukuk sayesinde yaşanmıştır. Efendimiz, din kardeşliği hukukunu bu şekilde yürürlüğe koymuştur. Ardından Medine Site Devletinde yaşamakta olan diğer dinlere mensup bireylerle Müslümanlar arasındaki insan kardeşliği hukukunu da Medine Anayasası ile uygulamaya koymuştur. Neticede insanlığın huzur ve mutluluk çağı yaşanmaya başlanmıştır.

Bizler bugün toplumsal barış ve huzurumuz için bu kardeşlik hukukunu güncellemeliyiz. Bu güncellemeyi yapabilmek için öncelikle bilincimizde ve bilinçaltımızda kardeşliğimize engel olması için oluşturulan tabuları yıkmalıyız. Bu tabular, ulus devlet oluşturma ütopyasının temeli olarak bilinçli ve sistemli bir şekilde bize hissettirilmeden zihinlerimizde oluşturulmuştur. Bu durumu fark edip zihinsel değişimimizi sağlamadan birbirimizi kardeş olarak göremeyiz. Bu değişim, anlık gerçekleşecek bir durum değildir. Belirli bir sürede, sabırlı ve gayretli bir çalışmanın neticesinde yaşanacaktır. Yukarıda ifade etmiş olduğumuz Efendimizin kardeşlik ilanına rağmen zihinlerdeki tabular, -nadir de olsa- sahabenin arasında bile kardeşlik hukukuna sığmayan olayların yaşanmasına sebep olmuştur.

Netice; Uhut dağına dönerek “Uhut bizi, biz de Uhut’u severiz” diyerek insanların ötesinde dağlarla kardeş olmuş bir peygamberin ümmetiyiz. Bize düşen, O’nun bu bakış açısını hayatımıza hâkim kılmaktır. Vesselam.

yeniakit