Kapatma Davası Film Hatası Gibi

Başkent Kulisi programında Mehmet Acet'in sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı Ali Babacan, AK Parti hakkında açılan kapatma davasına çok ilginç benzetmede bulundu:

Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, AK Parti hakkında açılan kapatma davasıyla ilgili gelişmeleri "anakronizm vakası"na benzeterek, "16. yüzyılı gösteren bir filmde arkadan bir uçağın geçmesi ya da 8. yüzyılı gösteren bir filmde insanların saat takması gibi" ifadesini kullandı.

Kanal 7'de yayınlanan Başkent Kulisi programında Mehmet Acet'in sorularını yanıtlayan Babacan, AK Parti hakkında açılan kapatma davasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Senegal'de geçen hafta düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) zirvesi sırasında gerek kendisi, gerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün birçok ikili görüşme yaptığını aktaran Babacan, Türkiye'nin, teşkilat içerisinde, demokrasisi gittikçe derinleşen, temel hak ve özgürlükler konusunda hızla ilerleyen, reformları ilham kaynağı olan, hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçek anlamda uygulandığı bir ülke olarak örnek gösterilen ve herkesin gıptayla baktığı bir ülke olduğunu belirtti. Babacan, Türkiye ile ilgili bu olumlu değerlendirmelerden sonra böylesine bir gelişmenin herkesi çok şaşırttığını ve üzdüğünü kaydetti.

Bir soru üzerine, zirvenin tam bitme saatlerinde davayla ilgili haberin kendilerine ulaştığını, bu nedenle diğer ülkelerden konuyla ilgili bir tepki almadığını anlatan Babacan, gelişmeleri "oldukça enteresan" diye niteleyerek, bunun Türkiye'nin hem kendi içinde, hem de dışarıda çok kritik dönemlerden geçtiği bir döneme denk geldiğine dikkati çekti.

Dünya ekonomisinin onlarca yıldan bu yana görülen en büyük çalkantının tam ortasında olduğuna ve küresel krizin daha ne kadar süreceği ve yaygınlaşacağının henüz ölçülemediğine işaret eden Babacan, içinde bulundukları bölgede de Irak, Lübnan, İsrail-Filistin meselesi gibi birçok sorunun bulunduğunu, diğer yandan ülke içinde de terör sorununun olduğunu ifade etti.

-"TÜRKİYE, TÜM KURUMLARIYLA TEK VÜCUT OLURSA ZORLUKLARI AŞABİLİR"-

Bu bakımdan, Türkiye'nin kendi içerisinde en derli toplu olması gereken bir zamanda olduklarını kaydeden Babacan, "Türkiye ancak tüm kurumlarıyla, iktidarıyla, muhalefetiyle, yasamasıyla, yürütmesi ve yargısıyla tek vücut olursa bu zorlukları aşabilecektir. Aksi halde bu tartışmalar, bu tür olumsuz gelişmeler Türkiye'yi son derece zayıflatacak, Türkiye'nin görünümünü son derece bozacak gelişmelerdir" dedi.

Türkiye'nin siyasi istikrarının sadece Türkiye değil, tüm bölge için önemli olduğuna, Türkiye'nin yaptıklarının sadece Türkiye değil, çok geniş bir coğrafyada olumlu sonuçlar getirdiğine işaret eden Babacan, "Böylesine önemli bir zamanda, Türkiye'nin böylesine adeta liderlik rolü oynadığı bir dönemde kendi içindeki bu gelişmeler son derece kaygılandırıcı" diye konuştu.

Babacan, davanın açılma tarihinin özel olarak seçilmiş olması ihtimaline ilişkin bir soruyu, "Cuma günü piyasalar kapandıktan sonra böyle bir şeyin açıklanması, tabii acaba dedik, az çok bununla ilgili bir zaman hesabı yapılıyor mu? Bunu bir miktar belki değerlendirdik, ama genel anlamda neden şu anda böyle bir şey yapılıyor, eğer özenle seçilmişse tabii bizim için çok daha vahim bir durum. Ama ona doğrusu çok ihtimal vermiyorum" diye yanıtladı.

Bu gelişmelerin Türkiye'nin güven ve istikrarıyla çok ilişkili olduğunu, güven ve istikrar olmazsa kalkınmanın da mümkün olmadığını belirten Babacan, bunun da ancak iyi işleyen bir demokrasiyle mümkün olduğunu söyledi.

-"YENİ BİR SINAVLA KARŞI KARŞIYAYIZ"-

Babacan, sözlerine şöyle devam etti: "Geçen yıl zaten çok önemli bir demokrasi testinden geçtik. 2007 yılı Türkiye için önemli bir sınav yılıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın seçilmesiyle gerçekleşen o dönem, Türk demokrasisi için çok önemli bir sınavdır. Bu dönemde de yeni bir sınavla karşı karşıyayız, ama ben inanıyorum ki Türkiye bu sınavı başarıyla verecektir. Çünkü Türkiye artık bir açık toplumdur. Açık toplumlarda, açık demokrasilerde hatalara yer yoktur. Her şey göz önünde oluyor. Türk milleti dünyadaki en iyisini de görüyor, en yanlışını, en kötüsünü de görüyor.

Üstelik partimizle ilgili alınan böylesine bir başvuru kararı şu açıdan da enteresan:

Sayın Başbakanımız partinin ilk kurulduğu yıllarda sık sık vurguladı, 'Bu partiyi halk kurdu, biz sadece tabelasını astık' dedi. Burada çok derin bir anlam vardır. Bu, tabandan gelen bir harekettir. Bir bakıma milletin tercihleri sonucunda bu parti oluşmuştur, iktidar, iş başına gelmiştir. Biz bunu partimizi kurulmadan önce yaptığımız pek çok ankette görüyorduk. Ve sürekli olarak da her ay düzenli birkaç anket yapılarak bunlar devamlı ölçülüyor. Biz halkımızın iradesinin tersine asla bir şey yapmıyoruz, yaptığımız her şey hak ve özgürlükler adına. Biz Türkiye'de yaşayan tek bir insanın hakkını, özgürlüğünü de korumak zorundayız, Türkiye'de yaşayan geniş kitlelerin de haklarını, özgürlüklerini savunmak zorundayız. Temel hak ve özgürlüklere bakışımız tamamen çoğulculuk perspektifinde."
-"PARTİ KAPATMANIN MODERN HUKUKTA YERİ YOK"-

Genel anlamda parti kapatma kavramının aslında toplu bir cezalandırma olduğunu belirten Babacan, bunun artık modern hukukta yerinin olmadığını söyledi. Babacan, bu gelişmelerin Türkiye'nin siyasi ve ekonomik istikrarında herhangi bir sarsıntıya yol açmamasını ümit ettiğini belirtti.

"Hele biraz işler karışsın da, sonra toparlanır" deme lükslerinin olmadığını ifade eden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Onun için biz parti ve hükümet olarak aynı şevkle, aynı azimle çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bu işler sanki hiç yokmuş gibi günlük tempomuz, günlük çalışmamız aynen devam edecek. Bu konuda kimsenin en ufak bir endişesi olmasın. Bu işin sorumluluğu bizde. Eli taşın altında olan biziz. Biz laf değil, iş üretiyoruz. Ürettiğimiz işle de, hem kendi halkımızın refahını yükseltirken, kendi halkımıza daha demokratik, daha özgür ortam sağlarken, hem de bölgemizde ve çok geniş coğrafyada önemli bir değişimin öncüsü oluyoruz. Biz bu kadar ağır bir sorumluluğun altındayken, kendi iç meselelerimizle enerji tüketecek kadar lükse sahip değiliz. Tabii ki bu görüşülecektir, tartışılacaktır, bu bir hukuk sürecidir. Hukuk da herkesin saygı göstermesi gereken bir kurumdur. Dolayısıyla bir yandan bunlar devam edecek, ama bir yandan da bizim çalışma azmimiz kırılmadan hizmete devam edeceğiz."

Bu alanda bir reform planı olup olmadığının sorulması üzerine Babacan, kapsamlı bir anayasa değişikliği çalışmalarının söz konusu olduğuna dikkati çekerek, bu fikirlerin de baştan beri görüşüldüğünü, ancak bunun zamanlaması konusunda şu anda bir şey söylemesinin doğru olmadığını kaydetti.

Babacan, gelişmelerin hükümet ve parti içinde değerlendirileceğini, bundan sonra nelerin yapılacağı, nasıl bir çizgi izleneceği konusundaki açıklamaların, iç istişarelerin ardından ayrıca yapılabileceğini söyledi.

Halka karşı sorumlu olduklarını, yetkiyi kendilerine halkın verdiğini vurgulayan Babacan, yaptıkları ölçümlerin neticesinde, son 6 ayda yaptıklarının halktan yüzde 50'nin de çok üstünde destek bulduğunu tespit ettiklerini anlattı.

-"HALKIN İRADESİNİ GÖZ ARDI EDEN HİÇBİR ADIM ATILAMAZ"-

"Bu kadar açık bir toplum, açık bir demokrasi haline gelen Türkiye'de halkın iradesini göz ardı eden hiçbir adımın atılamayacağının" altını çizen Babacan, "Tabii şu son gelişme de enteresandır: Bir yandan halkın iradesini temsil eden bir parti söz konusu, öte yandan da Türk milleti adına yetki kullanan bir yargı söz konusu. İkisini karşı karşıya getirmek Türkiye için iyi bir şey değil" diye konuştu.

Amaçlarının Türkiye'nin "birinci sınıf" demokrasi olması, ölçütlerinin de Kopenhag siyasi kriterleri olduğunu vurgulayan Babacan, "Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün kurumları bizim kurumlarımızdır. Hepsinin amacı, emeli birdir. Türkiye'deki insanların daha mutlu, daha müreffeh yaşam sürmeleridir herkesin istediği" dedi.

Konunun ekonomiyle de çok yakından ilgisi bulunduğunu anlatan Babacan, Türkiye'nin her yıl sadece bir milyar dolar civarında doğrudan sermaye çekerken, 2005 yılında 10 milyar dolar, 2006'da 20 milyar, geçen yıl da 22 milyar dolar cezbettiğini belirtti.

Doğrudan sermayenin Türkiye'ye siyasi istikrar olduğu için geldiğini, siyasi istikrar olmayan ülkeye yoğun sermaye akışının mümkün olmadığını ifade eden Babacan, "Doğrudan sermaye demek Türkiye'nin 10 yıl, 20 yıl sonrasına yatırım yapmak demektir. Türkiye'deki demokrasi sağlam olacak ki, bu yatırımcılar kendilerini güvende hissetsinler. Her gün bir başka sürprizle uyanan, her gün bir başka istikrarsızlık kaynağı olabilecek gelişmeler yaşayan bir ülkede kuşkusuz ekonomiyle ilgili sıkıntılar da anında baş gösterir" diye konuştu.

Türk halkının sağduyusunun çok güçlü olduğunu, kritik zamanlarda doğru tercihlerde bulunduğunu belirten Babacan, "Türkiye artık yeni bir ortamda. Böylesine bir reform süreci yaşamış bir ülkede bu tür gelişmelerin yaşanması doğru değil. Bir tabir vardır, anakronizm diye. Yani zamanlama hatası. Farklı olayların bir arada yaşanması, ama olayların bir tanesinin çok sırıtması. O günün şartlarında bunun olmaması gerektiği. Diyelim ki 16. yüzyılı gösteren bir filmde arkadan bir uçağın geçmesi ya da 8. yüzyılı anlatan bir filmde insanların saat takması gibi. Bu tür olayları aslında bir anakronizm vakası olarak değerlendiriyorum" diye konuştu.

Gelişmelerin, dünyanın görmek istediği Türkiye tablosuyla uyuşmadığını kaydeden Babacan, "Umarız halkın sağduyusu galip gelecek ve bu zorlukları aşacaktır" dedi.

-"AVRUPALILAR ŞAŞKINLIK İÇİNDE"-

Gerek yurt içinden, gerek yurt dışından gelen tepkilerde öncelikle ciddi bir "şaşırma", arkasında da "kaygı ve üzüntü"nün ve Türkiye ile ilgili "endişe" ifadelerinin söz konusu olduğunu belirten Babacan, dün akşamdan itibaren çok yoğun bir telefon trafiği içine girdiğini anlattı.

Babacan, telefon görüşmelerinde görüştüğü Avrupalıların tepkisini şöyle anlattı:

"Öncelikle ne olduğunu anlamaya çalışma söz konusu. 'Gördüklerimize, duyduklarımıza biz inanamıyoruz, sizden duymak istiyoruz, nedir gelişmeler, böyle bir şey Türkiye'de olabilir mi?'... Biraz da bunun açıkçası şaşkınlığıyla görüşmelerimiz oldu. Biz tabii anlattık, Türkiye demokrasisinin artık güçlü bir demokrasi olduğu, değişim sürecinde bazı istenmeyen gelişmelerin olabileceği, ama hükümetimiz ve partimizin hem moralinin, hem iradesinin sağlam olduğu, Türkiye'yi çok daha iyi bir demokrasi için verdiğimiz mücadelenin devam edeceği konusunda beyanlarda bulunduk.

Tabii olan biteni Avrupa şablonlarına koydukları zaman, hiçbir yere sığmıyor. Kopenhag siyasi kriterlerine tamamen uygun olmayan bir açılım. Hele hele bunun daha ileri aşamalarında, umarız olmaz, olabilecek gelişmeler Türkiye'nin AB müzakerelerini etkileyecektir. Kopenhag siyasi kriterlerine uymama eğilimi gösteren bir gelişme olduğu zaman müzakerelerin devamı dahi riske girebilir benim anladığım, tamamen bir askıya alma bile söz konusu olabilir. Umarız bunlar gerçekleşmez."

ANAKRONİZM NEDİR? 

Fransızca anakronizm (anachronisme) sözü, "tarihe aykırılık, çağa uymama" anlamlarında dilimizde kullanılmaktadır.

Meydana geliş tarihi kesin olarak bilinen bir olayı yaşadığı zaman belli olan bir kişiyi, değişik bir tarihte gerçekleşmiş ya da yaşamış gibi gösterme. Örneğin Nasrettin Hoca’nın Timur ile ilgili fıkraları gibi. Anakronizm bilgi eksikliğinden kaynaklanabilir ya da bir amaç için bilinçli olarak yapılabilir.

-"KARA OPERASYONUNUN BAŞLAMASI VE SONA ERMESİ TAMAMEN TÜRKİYE'NİN İRADESİNDE OLMUŞTUR"

Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine yönelik operasyonlarla ilgili ne söz verdiyse yerine getirdiğini, operasyonların başarısını tüm dünyanın gördüğünü belirtti.

Babacan, "nokta atışı ve beyin ameliyatı hassasiyetinde" yapılan hava operasyonları ve olağanüstü kış şartlarında düzenlenen kara operasyonunun başarısını tüm dünyanın izlediğini ve Türkiye'nin askeri kabiliyetlerini gördüğünü ifade etti.

ABD ile 5 Kasımda varılan mutabakat sonucu terör örgütü PKK'nın siyasi açıdan izole edildiğini kaydeden Babacan, "Türkiye ne söz verdiyse, onu yapıyor. Kara operasyonuyla ilgili sınırlı süre dedik, 8 günde bitti. Sınırlı asker dedik, sınırlı sayıda askerimiz gitti, geldi. Hedef sadece teröristler dedik, tek bir sivilin dahi burnu bile kanamadı. Bu, kolay değildir. İsrail'in Gazze'de yaptıklarını görüyoruz" diye konuştu.

-"PKK'YA ULUSLARARASI DESTEK EN DÜŞÜK DÜZEYDE"-

Babacan, terör örgütü PKK'nın uluslararası desteğinin en düşük seviyede olduğunu kaydetti. Örgütün fiziksel kapasitesine ciddi zarar verildiğini anlatan Babacan, artık terör örgütünün Kürt kökenli insanlardan aldığı desteğin önemli ölçüde azaldığını belirtti. Babacan, "Çünkü bir bakıma varlık sebebi artık ortadan kalkıyor. Aslında PKK da bir başka anakronizm. Bugünün şartlarında artık böyle bir şeyin olmaması gerekiyor" dedi.

Terörle mücadelenin uzun soluklu bir mücadele olduğuna dikkati çeken Babacan, son kara operasyonundan sonra bazı dedikoduların çıktığına işaret ederek, şöyle konuştu:

"Burada şu önemli: Irak daha yeni yeni kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir ülke. Kendi kırılganlıkları var. 2008 yılı Irak açısından şu açıdan da önemli: BM Güvenlik Konseyi Irak'taki Amerikan varlığının süresini son kez uzattı, Aralık ortalarına kadar. Dolayısıyla bundan sonra Irak'taki Amerikan askeri gücünün varlığı, ancak Irak ile ABD'nin yapacağı ikili anlaşmalarla sürebilir. Dolayısıyla, Amerikalıların bu görüşmelerde karşılarına bir muhatap gerekiyor. ABD'nin operasyonla ilgili bizde olumsuz izlenimler uyandıracak bazı açıklamaları olduysa, bunun sebebi Irak'taki 'siyasi kırılganlığın' daha kötü bir noktaya doğru gitmemesi. Yani bir bakıma bizim operasyonun Irak'ın kendi iç siyasi dengelerinde kalıcı bozulmaya yol açmaması, bu ABD'nin önemsediği bir konu, endişesi bu."

ABD'nin operasyonun amacını gayet iyi bildiğini, her şeyin önceden konuşulduğunu, bu açıdan basın üzerinden mesaj vermelerine gerek olmadığını ifade eden Babacan, "Buna rağmen bazı açıklamalar geliyorsa, bu açıklamaların mutlaka Irak'ın kendi iç siyasi dengeleriyle iliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum" dedi.

-"KARA OPERASYONU, TÜRKİYE'NİN GİZLİ GÜNDEMİ OLMADIĞINI GÖSTERDİ"-

Kara operasyonunun, Türkiye'nin Irak ile ilgili gizli bir gündeminin olmadığını gösterdiğini söyleyen Babacan, TSK'nın açıklamalarına herkesin itibar etmesini istedi. Babacan, Türkiye'nin terörle mücadele verdiği böylesine bir dönemde kendi içinde tek vücut olmasının önemine işaret ederek, "Bu, bir ulusal güvenlik meselesidir. İç siyaset karıştırılmaz" dedi.

Babacan, "Bugün herhangi bir muhalefet partisi lideri Sayın Başbakanımızdan randevu isteyecek, Başbakanımız bunu reddedecek, böyle bir şey mümkün değil. Gelip niye baş başa görüşmüyorlar. Yaptıkları açıklamalar öyle açıklamalar ki, diyalog imkanını da zorlaştırıyor. Maalesef ulusal güvenlikle ilgili meselelerde işin içine iç siyaset karışınca, olaylar bambaşka yöne gidiyor. Ve ne oldu? Son derece başarılı bir askeri operasyon, son derece başarılı bir terörle mücadele hamlesi, bu tartışmalar sebebiyle hem içeride, hem dışarıda gölgelendi" diye konuştu.

Atılan her adımda tüm kurumların tam mutabakatının olduğunu vurgulayan Babacan, muhalefet partilerinin ise terörle mücadelede yapıcı olmayan tutumlar sergilediğini söyledi. Babacan, kara operasyonunun başlaması ve bitmesinin tamamen Türkiye'nin iradesinde olduğunun altını çizdi.

-"TALABANİ VE MALİKİ, OPERASYONLARA OLUMLU YAKLAŞTI"-

Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile Ankara'da yapılan görüşmelere ilişkin de bilgi veren Babacan, Irak'ın kuzeyindeki yönetimin olumsuz tavırlarının ve terör örgütü PKK ile mücadelede somut sonuç getirici adımlar atmamasının ciddi sorun teşkil ettiğinin kendisine anlatıldığını belirtti.

"Açıkça terör örgütü olarak nitelendirmiyorlar PKK'yı, bu bizim için problem" diyen Babacan, Irak merkezi yönetimiyle ise daha iyi bir diyalog içinde olduklarını, kara operasyonu öncesinde Talabani ve Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile telefonda görüşüldüğünü, ikisinin de son derece olumlu yaklaştıklarını, görüşmelerde en küçük bir olumsuz cümle bile geçmediğini kaydetti.

Babacan, "Ne de olsa merkezi hükümet ileride Irak genelindeki kapasitesini güçlendirecek, ama şu anda maalesef kuzeyde kapasiteleri yok. Bağdat ziyaretimde Talabani açık açık söyledi, hatta Kur'an-ı Kerim'den bir ayet okudu, anlam olarak şöyle: 'Kimseden yapabileceğinin üstünde bir şey istenmez'. O zaman dedik ki, 'Madem gücünüz yok kuzeyde, bunu duymak önemliydi, o zaman biz gereken neyse yaparız'. Şu açıdan önemliydi: Onlardan bunu bizzat duymak, bizim operasyonlarla ilgili meşruiyetimizi güçlendirmiş oldu" dedi.

Dışişleri Bakanı Babacan, "Başka bir ayetten örnek vermişsiniz, öyle bir şey yazılmıştı" şeklindeki soruya, "Yok hayır, öyle bir şey olmadı. Ama bugünlerde o da bir başka manaya çekilir" yanıtını verdi.

-"KUZEYDEKİ YÖNETİMLE İLETİŞİM PROBLEMİMİZ YOK"-

Kuzeydeki yönetimle de bazı kanallardan iletişim kurduklarını, aralarında iletişim probleminin olmadığını kaydeden Babacan, siyasi diyaloğun bugüne kadar söz konusu olmadığını, ancak son dönemlerde kuzeyde de bir arayışın olduğunu, onların kendilerini ciddi bir siyasi açmazda olduklarını gördüklerini belirtti.

Bölgeye uygulayabilecekleri bir ambargonun Türkiye'yi çok etkilemeyeceğini, ama oradaki hayatı tamamen felce uğratabileceğini kaydeden Babacan, "Biz o kadar baskıya rağmen halkın günlük yaşamını olumsuz etkileyecek hiçbir adım atmadık. Biz toplu cezalandırmalara karşıyız" dedi.

-DTP'YE ELEŞTİRİ

Babacan, bir soru üzerine, DTP'yi terör örgütüyle arasına mesafe koymamakla eleştirerek, şöyle konuştu:

"DTP'nin bu terörle arasına mesafe koyamaması Türk demokrasisi adına talihsizlik. Arzu ederdik ki, Meclis içerisinde tamamen demokratik çerçevede temsil edilebilsin. DTP milletvekillerinin gerçekten özgür, kendi iradeleriyle hareket ettiklerini bilsem, belki daha farklı şeyler söyleyebilirim. Ama maalesef daha geniş bir çerçevenin bir unsuru olarak bir görüntü sergiliyorlar. Bu algılama iyi bir algılama değil. Burada halkın iradesini, kimden oy aldılarsa o oy verenlerin iradesini temsil etme gücünü bulmaları son derece önemli. Bunu şu ana kadar sergileyemediler maalesef. Arkada başkaları var, sanki onlar bu işleri yönetiyor gibi bir algılama söz konusu. Bu da tabii milletvekilleri ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bir siyasi partisi için iyi bir görüntü değil. Bunu aşabilmeleri, daha özgür irade koyacak şekilde icraatlerini yapmaları Türk demokrasisi adına iyi olacak."

-CHENEY'NİN ZİYARETİ-

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin ziyaretine ilişkin bir soru üzerine Babacan, Cheney ile yapılacak temaslarda İsrail-Filistin, Irak, Lübnan, terörle mücadele ve enerji gibi konuların ele alınacağını belirtti.

NATO'nun Afganistan'da asker sayısını artırmaya yönelik talebine ilişkin bir soru üzerine de Babacan, Türkiye'nin, bir yandan kendi terörle mücadelesi söz konusuyken, diğer yandan da NATO müttefiki olmasından dolayı taşıdığı sorumluluklar olduğuna işaret ederek, konuyla ilgili askeri ve siyasi değerlendirmelerden sonra bir karar vereceklerini kaydetti.

ajanslar

Güncel Haberleri

İŞGALCİ İSRAİL, BATI ŞERİA’DA 34 YENİ YERLEŞİM PLANINI ONAYLADI
İRANLI KOMUTAN MUSAVİ'NİN SON MESAJI ORTAYA ÇIKTI
Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı