KAHTI RİCAL / ADAM YOKLUĞU..

Abdurrahman Dilipak

KAHTI RİCAL / ADAM YOKLUĞU..

Ahmet Vefik Paşa mükemmel, kemale ermiş bir yönetici tipini tanımlarken onu “M” ile başlayan 24 kelime ile vasıflandırır. Bizim geleneğimizde, bir kelimeye “Mim” yani “M” koymak, “Mühim” demektir. Kur’ân-ı Kerim’de ayetlerin sonunda veya bazı kelimelerin yanında gördüğümüz “m” harfi “Secaved” olarak tanımlanır. Bazan da “2 mim” şeklinde kullanılır ve “Burada durmak gerek” anlamında kullanılır. 2 Mim ise mutlaka durulması gerektiğini ifade eder. Bazen bu kurala uyulmaması halinde anlam değişikliği söz konusu olabilir.

Ahmet Vefik Paşa siyaset, bürokrasi, yöneticiler için 24 Mim’i şöyle sıralar: 1. Muteber (İtibar edilen, Hürmet edilen) 2. Mutena (İtina ile seçilmiş) 3. Mutedil (İtidal sahibi, aşırılıklardan sakınan) 4. Mu’tezim (Azimli, Kararlı, Sebat sahibi) 5. Muafi (Bağışlayan, Affedici) 6. Muvakkit (İşini vaktinde yapan, Zamana duyarlı) 7. Muvaffak (Başarılı) 8. Muzaffer (Zafer kazanan, Galip) 9. Müdebbir (Tedbirli, değişen şartlara uyum konusunda hazırlıklı) 10. Müeyyid (Teyid eden, doğrulamak için araştıran, Disiplinli) 11. Mütefekkir (Düşünür, imal-i fikr eder) 12. Müferrih (Güleryüzlü, Ferahlatan) 13. Muhibb (Sevgi dolu), 14. Mükrim (Cömert, İkram eden) 15. Mültefit (İltifat Eden) 16. Mümeyyiz (İyiyi Kötüden, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, Hakkı batıldan ayırt eden) 17. Münevver (Hakikatin bilgisine sahip, Nurlandırılmış, bilgi ve hikmet sahibi) 18. Mübeşşir (Müjdeleyici) 19. Mübeccel (Tebcil edilmiş, Yüceltilmiş) 20. Muvahhit (Tevhid ehli, tek Allah’a İnanan) 21. Mücerrib (Tecrübeli), 22. Müfarik (Farkı fark edebilen) 23. Müheyya (olumlu ve olumsuz gelişmelere karşı hazırlıklı olan) 24. Müceddid (Yenileyen, iki gününü bir birbirine eş tutmayan).

İyi bir yöneticide şu zaafiyetler de olmamalı: 1-Müstekbir / Mütekebbir (Kibirli, başkalarını küçümseyen, aşağılayan, 2-Münafık (İki yüzlü, inanmadığı halde, inanmış gibi gözüken), 3-Mürai (Riyakar, gösteriş için yapan), 4-Münkir (İnkar eden), 5- Mütrefin (Dünyevi şeyler peşinde koşan, Şımarık, bolluk içinde şımarmış, azgınlaşmış, nimetin kadrini bilmeyen zengin, hayatı oyun ve eğlence gören), 6-Müstehzi (Küçümseyen, dalga geçen, alay eden), 7- Müsrif (İsraf eden, saçıp savuran), 8-Muğfel (Gaflete düşmüş, aklını kullanmayan, basiretsiz), 9- Mühmel (İhmal eden, sorumsuz, savsaklayan), Müfsid (İfsad eden, bozan)

Bize “Müstakim” doğru, düzgün, istikamet üzere dosdoğru olan Kişilik sahibi, Ferd olarak kendi aklı olan, ama başkaları ile müzakere ederek , bilenlere ve tecrübe sahibleri ile istişare eden, vereceği karardan yarar ya da zarar görme ihtimali olanlarla müşavere eden ve süreci şeffaf bir şekilde yöneten “Kişilik” sahibi “Şahsiyet”ler lazım.

Bunlar ideal olanı anlatıyor bize, ama yaşamakta olduğumuz bugünün gerçekleri bunun tam tersi maalesef. Akıllı, dürüst ve cesur olmak artık itibar sağlamıyor. Hatta birilerine göre risk. Hatta onlara “enayi” gözü ile bakıyor, bir takım adamlar. Ve bu kifayetsiz muhterisler hızla yükselebiliyor, itibar görüyorlar. Şef, Müdür kendinden daha akıllı birini yanında görmek istemiyor. Kendinin yerine göz dikmesinden, yerine getirilmesinden korkuyor. Hafta daha güzel bir elbisesi olsun istemiyor, daha iyi bir arabaya da binmesin istiyor. Dürüst kişiye de itibar yok. Rüşvet almaz, rüşvet vermez. Piyasa İngiliz anahtarı gibi her kapıyı açacak birini arıyor. Gaye’ye giden her yol onun için meşru olmalı. İsteyene havuç vermeli, isteyene sopa göstermeli. Dürüst kişi başa beladır. Din de, ahlak der, hukuk der, bir işe karşı çıkar.. “Kötü örnek” (!?) olur başkalarına. Patron camiye imam aramıyor ki!? İş bitirici olacak. İşi bitirsin de nasıl bitirirse bitirsin. Birileri için önemli olan bu.

Cesur olsun de istemiyorlar. “Hayır1” diyebilen bir Türkiye, “Hayır” diyebilen bir yurttaş istemiyorlar. İlla birine aklınızı kiralayacaksınız. Ben derim ki, Din, devlet, ideoloji, kanaat önderlerini, daha doğrusu kimseyi İdol edinmeyin, Allah’tan başka hiç kimse İlahınız ve Rabbiniz olmasın. Söylenen sözün Hakka ve hukuku uygunluğunu sorgulamadan “Öl” de ölelim, “vur” de vuralım diyen herkes, bunu söylediği kişiyi İlah ve Rab edinmiş olur.

Fuzuli ne diyordu: “Selam verdim rüşvet değildür deyi almadılar”. Her zaman her yerde Şeytanın dostları vardır. Şeytan Hz. İbrahim’den, Hz. İsmail’den ve Hz. Haacer’den de vazgeçmemişti. Onlar kendine gelen Şeytanı taşladı. Biz de kendimize gelen Şeytanı taşlayalım ve onun şerriden Allah’a sığınalım. Akılsızca, işler yapan, “Kaz gelecek yerden Tavuk esirgemeyeceksin” sahtekarlardan uzak duralım. Onların dostu yoktur. Onların tek ölçüleri kişisel menfaatleridir. Kıldıkları namaz, gittikleri Hac ve Umre bile gösteriş içindir..

Günümüzde ülkemizde ve diğer Müslüman ülkelerde, genel olarak tüm dünyada Siyaset ve bürokraside İstişare ve Şura, Ehliyet ve Liyakat hak getire. Sonuçta her yerdeki Şeytan aynı Şeytan.. Ve Şeytan insanlık tarihi boyunca başımızın belası. Bu anlamda çok önemli Bir tecrübeye sahib. Bu şikayet konuları Partilerin neredeyse hepsinde söz konusu. bir TEK ADAM var, bir de onun etrafında kümelenen SİYASİ OLİGARK’lar var. Altlarından, üstlerin sadakat’ını sorgulamaksızın itaat istiyorlar. Söyleneni, söylendiği şekilde yapmalarını istiyorlar. İtirazı adeta ihanet gibi görüyorlar. Lidere, davaya sadakatsizlik, vefa’sızlık olarak değerlendiriyorlar. “Sizi buraya akıl vermeniz, itiraz etmeniz için getirmedik” diyorlar. Hani adil şahidler olacaktık, adaletten sapmayacaksın, onlar geçmişte kaldı.

Arif Nihat Asya’nın “Bize bir nazar oldu” diye bilinen bir şiiri var, yılbaşı kutlamalarını eleştiren.. Ne diyordu Asya bu şiirinde “ Bize bir nazar oldu / Cumamız Pazar oldu / Ne olduysa hep bize, azar azar oldu./ Ne şöhretten hastayız, / ne de candan hastayız / Ne ruhça ne vücutça ne de kandan hastayız / Avrupa’ya bir değil iki pencere açtık / Uzun yıllardan beri cereyandan hastayız / Batı, batı diyerek eyvah hep batıyoruz / Yaklaştıkça her sene öz yurdumda yılbaşı / Yapılır milletime Frenkçe sahte aşı..” Aslında bu şiirinde, Arif Nihat Asya özellikle taklit, ahlaksızlık, kendi medeniyetinden uzaklaşma sonucu yaşanan erozyonu, batılılaşma ve değer kaybının nasıl azar azar, yavaş yavaş yaşandığını güçlü bir şekilde anlatır. Bu şiir aynı zamanda bir nefs muhasebesi, bir özeleştiridir. Şimdi bizim oturup düşünmemiz ve kendimize şu soruyu sormamız gerek. Biz nerede yanlış yaptık!

Tarihte gündüz vakti elinde fenerle dolaşan, ne yaptığını soranlara “adam arıyorum, namuslu dürüst bir insan arıyorum” diye dolaşan bir filozof vardı. O, şu meşhur Diogenes’tir (Diyojen). Bu meşhur Sinop’lu Diogenes (Diogenes of Sinope) MÖ yaklaşık 412-323 yılları arasında yaşamış, Dünyaya değer vermeyen, insanın yüceliğini akıl, hikmet, bilgi ve ahlakında arayan (Mal, mülk, makam, sıfat ve şöhretinde değil) “Kinik felsefe”nin en ünlü temsilcilerinden biri idi o. İnsanlar hep daha fazlasını istiyor, elindeki ile kanaat etmeyi bilmiyordu. Başkalarını kıskanıyordu. Ona göre çevresindeki insanlar erdemli, sade ve gerçek anlamda “insan” gibi yaşamıyordu. Bu İonia’lı felsefeci, toplumun ikiyüzlülüğünü, sahteliğini ve maddi değerlere köleliğini eleştiriyordu. O “dünya vatandaşı” (Cosmopolitan) ilan eden ilk kişiydi: “Ben bir dünya vatandaşıyım” demişti.

Kinik (veya kinizm, sinizm), ahlakı da reddeder!. Zaruri olmadıkça hiçbir şey ihtirasla istenmemeliydi. “Autarkeia” ilkesine göre Mutluluk için para, şöhret, mal mülk, evlilik, devlet gibi toplumsal/sosyal yapay şeylere ihtiyaç yok. Doğaya uygun yaşamak esas olacak. Beşeri gelenekler, görenekler, yasalar, ahlak kuralları olmamalı. İyi olan tek gerçek Erdem’li bilgelere has nefsine hakim olması dışında hiçbir şey önemli değildir. Kinikler Topluma dayatılan her türlü Norm’u reddeder. Kinikler halkın genel kabullerinin aksine, kalabalıkların ayıpladığı şeylere karşı utanmazca davranabilir. Toplumun yücelttiği kişi ve kavramları, sembolleri alaya alarak, eleştirebilir. Amaçları: İnsanları sahte değerlerden uyandırmak. Diyojen bir insanın gerektiğinde bir Fıçıda yaşayabilmesi gerekir. Gündüz fenerle “adam arıyorum” diye dolaşması ile ünlü olan Diyojen’ni ziyaret eden, Büyük İskender ona “benden ne istiyorsan, iste sana vereceğim” der. O da o meşhur sözünü söyler: “Gölge etme başka ihsan istemem“!

Günümüzdeki anlamı ile Antik kinizm Radikal özgürlükçü, sadeliği esas alan, cesaretçe yanlış yapanları eleştirebilen alaycı, kötümser, alaycı, kötümser, her şeyin kötü tarafını gören, karamsar, insanlara güvenmeyen, iğneleyici bir karakter olarak önümüze çıkar.

Diyojen’i uzun uzun anlattım. Bugün de insanlar bir yandan neye inanacağını şaşırmış vaziyette ne yapacağını bilmezken, her anlamda yeni bir arayışın peşine düştüler. Evet binlerce yıldır aynı insan. Hep bir arayış içinde, her yol denenmiş ve bugün geldiğimiz yer işte burası. Hz. Nuh zamanında kurtulanlar bir avuç insandı. Nuh kavminin başına gelenleri biliyorsunuz. Sonuçta İnsan, “ekmel-i mahlukat”, “eşref-i mahlukat” olarak da yaşayabilir. “Belhum adal” olarak da, yani hayvandan da aşağı. Bugün Gazze’de yaşananlar insanların gözlerinin açılmasına sebeb olan adeta bir şok oldu.

Ayet ne diyordu: İnsanlar hüsrandadır. İstisna olarak iman edenler, amel-i salih olanlar, Hakkı savunan, sabreden, Hakkı ve sabrı tavsiye edenler sayılır.

Biz inşallah kurtuluşa erenlerden oluruz. Binlerce yıllık bir tarihten bir hisse çıkartamayacaksak, vay halimize.

Selam ve dua ile.

mirathaber