Aman Allah’ım, Müslüman bir ülkede, birileri çıkıp, ülke genelinde ramazan etkinlikleri yapılması çağrısında bulundukları için bildiriler yayınlayıp, meydan okuyorlar.
Hicri yılbaşı’nda okullarda kutlama yapılıyor mu? Ama bütün okullarda yeni yıl ve Noel şenlikleri yapılır, Ülkemizdeki yabancı okullarda özel etkinlikler düzenlenir, kimsenin sesi çıkmaz. Media baştan sonra yeni yıl şenlikleri ile doludur, vitrinlerde “Noel baba” heykelleri.. Ama okullarda Ramazan etkinlikleri yapılması talebi birileri tarafından rejim sorunu haline getirilmeye çalışılıyor. Bunlar LGBT+’ın onur yürüyüşüne ya da Adana’da Karnaval yapılmasına, İstanbul’da bir salon performansında Satanist ritüeller yapılmasına bunlardan bir ses çıktı mı? Eskiden okullarda sınıflar yeni yıl piyangosu alırdı, o yetmez, Kızılay ve benzeri kuruluşlar eşya piyangoları düzenlerlerdi. Piyango dedikleri “Milli kumar”, yılbaşı eğlenceleri, balolar, konserler konusunda Laikçilerden hiçbir itiraz gelmezdi. Fulbright’e itiraz eden, Moiz Kohen, Lazaro Franco, Osman Nuri Çerman’ın zihniyet ikizi bir “Kamalist” gördünüz mü? Ya da bazı Üni’lerde, YÖK genelgesine rağmen hala, Cuma namazı saatine ders konuluyor, buna itiraz eden var mı, bunlardan..
Çingene(niye Roman diyorsunuz ki)lerden Müslüman bir kardeşimiz, sosyal media’da çıkmış “Kabe’de Hacı’lar ‘Hu’ der Allah” diye bir ilahi söyledi diye neredeyse kıyameti koparacaklar. Bir sosyal media fenomeni, farklı bir uslubla ilahi söyledi diye “Laik rejim kökünden sarsılıyor” sanki. Ha tabi, bunlar herhalde “Kabe Arab’ın olsun, Çankaya bize yeter” diyenlerin zihniyet ikizleri olsa gerek. “Türbe”yi yasakladılar, Türkiye’nin en büyük Türbeyi Mustafa Kemale yaptılar, yetmedi bir ölüden medet umuyorlar. “Cumhuriyetin 10., 15. Yıl albümleri”ni yeniden yayınlasanıza.. Ya hu Mustafa Kemal için “Türkün yeni Amentüsü”nü sizinkiler yazmadı mı? Behçet Kemal Mustafa Kemale “Mevlid” yazmadı mı? Hı! Sahi bu ülkede “Hacı, hoca, bey, efendi, paşa” demek yasaktı değil mi, hatta “devrim yasalarından olduğu için değil değiştirilmesi, değiştirilmesi teklif etmek parti kapatma sebebi. Belki inanmayacaksınız ama, Google de ya da bir yapay zekaya sorun bakalım doğru mu? Bir yerde bulamazsanız, benim “Kemalizm 1-2 / Kayıt yayınları”nda hem 10.-15. Yıl albümlerini, hem o “yeni amentü”yü ve “yeni mevlid”i’ bulabilirsiniz..
2590 Sayılı Lakap ve Unvanların Kaldırılması Hakkında Kanun (Kabul Tarihi: 26 Kasım 1934 , Resmî Gazete: 27 Kasım 1934) Madde 1 –Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Paşa gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Komikliğe bakın, devlet öte yandan DİB üzerinden “Hac yönetmeliği yayınlıyor ve insanların Hacı olmasını sağlıyor. Yüzbinlerle Hoca diyanet kadrosunda memur, maaşa bağlandı be kardeşim. “Hafız” yetiştirmek için kurslar açıyoruz!? Ah efendim ah, kime ne anlatacaksınız. (Memlekette Hacı Hoca’dan geçilmiyor. İsmet Paşa da baş edemedi bunlarla. Ankara’da her yerde VIP ve CIP taifesinden bey’ler amir-memur.. Beyler beyi, beyefendi Beştepe’de oturuyor. Ne olacak bu memleketin hali böyle) Evet, bu parantez içindeki cümle ile, bilerek kasden mer’i bir yasayı en az 8 kez ihlal ettim. Hadi ihbar edin, beni yargılayın.
Laik geçiniyorsunuz da, Diyanet ile birlikte dini vakıfları da siyasetin emrine veren siz değil misiniz. Yahu siz değil misiniz, hilafet fonundaki para ile, dinen haram kılınan riba’ya rağmen bu parayı birilerinin zimmetinde İş bankası gibi bir riba kuruluşuna sermaye yaptınız! Dini vakıflara ve gelirlerine el koydunuz. Süleymaniye ve Ayasofya vakfiyesi içindeki ana binanın önündeki/yanındaki yolun üzerindeki iki tarihi yapı bu gün, turistik Osmanlı hamamı diye, kadın-erkek turistlere hizmet (!?) veriyor.
Türkiye’deki, Moiz Kohen / Tekinalp kafalı Kemalistlerin İslam’dan nefretleri, Siyonist Satanistlerin İslam’dan nefretleri kadar büyük. Hristiyan kimi ülkelerdeki sıradan İslamofobik fanatik grublar, bizimkilerin eline su dökemez. Bir de bunlar aydın geçiniyorlar. Ne dinden haberleri var, aslında ne de dünyadan. 6 Ok hakkında bile derinlemesine bir bilgiye sahip değiller. CHP’nin parti ambleminde bu 6 ok, aslında 6 ilkeden çok karşıtlarını hedefe koyan bir tehdittir. CHP’nin ambleminde yer alan “Altı Ok”, partinin temel ideolojik ilkelerini temsil eder. Bu ilkeler aynı zamanda Kemalizm’in temel prensipleri olarak kabul edilir. “Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, İnkılapçılık” şeklinde ifade edilen, bu ilkelerin bugün gerçek hayatta tam karşılığını bulamazsınız. 19.YY sonunda, savaş yıllarında, Kapitalizmin, Komunizmin, Faşizmin gölgesinde oluşan kavram ve kurumlarla 21.YY’ı anlayamaz, açıklayamazsınız. Tek parti döneminde, Cumhuriyetçilik, Monarşiye karşı bir alternatifti. Ama öte yandan Mustafa Kemal, “Tek adam” olarak aslında Monark’tı. Yani kurulan Cumhuriyet, biraz Sosyalist bir biraz Monarşik bir yapıydı. Yani Kurulan Cumhuriyet “Monarşik bir Cumhuriyet’ti.Bu arada siz yakınızdaki birilerine “Cumhuriyet arabça bir kelime, Türkçe karşılığı ne olabilir” diye sorun, size “Halkçılık” diyeceklerdir büyük ihtimalle, Oysa “Halkçılık, 6 ok’dan bir diğer oku ifade eder. Bunlar Demokrasi ile Cumhuriyet arasındaki çelişki ve/veya ilişki hakkında bile, bir fikir sahibi değillerdir. “Cumhur” “Çoğunluk” demektir. “Cumhuriyet” “Çoğunlukçuluk” anlamına gelir. Demokrasi ise “Çoğunlukçuluğu” ifade eder, Çoğunluk dışındaki diğer azınlıkta kalanların temel hak ve hürriyetlerinin korunması şartını öne çıkartır. Çoğunlukçu parti, çok partili dönemden itibaren hep “azınlık partisi”dir. İronik bir durum değil mi? Bu arada “Cumhuriyet”in “işkembe”si, “Meyhane”si, “Sucugu”, “Lokantası” da vardır. Sadedece “Reis”i, “savcı”sı, “banka”sı, “meydan”ı, “cadde”si, “okulu” yok.
Sıradaki “ok” neydi! “Milliyetçilik”. Sahi, Ulusalcılık”la, “Milliyetçilik” aynı şey mi? İngilizcesi “Nasyonalizm” di değil mi? “Irkçılık”la Milliyetçilik arasında kesin bir ayırım var mı? Milliyetçilik deyince, Türkiye’de MHP, dünya’da “Hitler” akla gelir. Bu CHP aklına göre, Musfa Kemal “Ulu Önder”dir. Ulu Önder, Almanca’da “Führer”in karşılığı olarak Hitler’e verilen unvan’dır. Mustafa Kemalin unvan olarak “Führer” yazılı kartvizit’i olduğunu biliyor mu idiniz? 10.yıl albümüne Hitler”le ortak ideallerden söz eden ifadelerin yer aldığı “Cumhruriyet’in 10. Yıl albümü”nün son sayfasına bakmak gerek. Durduk yere Türkiye’den resmi bir heyet, hatta Cumhuriyet gazetesinin yazarları durduk yere Hitlerin doğum gününü kutlamaya gitmediler. Kimi Kemalistler de, “Anadolu yaylalarında, çıplak ayakları ile şaraplık üzüm ezen Normandiye köylüleri”ni arıyordu. Musolini’nin “Terbiye diktatörlüğü”ne hayrandılar. Bizim “kara gömlekli, şapkalı izciler” Romüs-Romülüs olarak yetiştiriliyorlardı. “Dağbaşını duman almış / Gümüş dere durmaz akar”, “Bir başkadır benim memleketim”!?
Milliyetçiliği de geçelim. Söz konusu “Millet” “Millet-i İbrahim” değil, “on yılda yaratılan 15 Milyon genç”den(!?) söz ediyorlar. “Halkçılık” aslında “Cumhuriyetçilik”le karıştırılır, ama Sovyetik bir kavram olarak girdi 6 Ok’a. O zaman Mustafa Kemalin emri ile Bayar, Maraşal Fevzi Çakmak filan “Yerli ve Milli” Komunist Partisinin kurucuları arasındalardı. Herkes bir anda birbirine “yoldaş” demeye başladı. Köy enstitülerinin olumlu yönleri olmakla birlikte o okulları Kolhoz ve Kibbutz karışımı yapılardı. Onlar Halk rehberleri olacaklardı. Yani, Fransız bir heykeltraşın yaptığı, Rus generallerin Mustafa Kemaller birlikte resmedildiği, Nestle firmasının da katkıları ile yapılan “Taksim anıtı”, o günlerin hatırasını yaşatır aslında.
Devletçilik derseniz, 60 sonrası Kemalistler bile “Karma ekonomi”ye geçtiler. 80 sonrası “Liberal ekonomiye, serbest piyasa ekonomisi”ne geçtiler. Bugün artık, tek dünya, tek aile, tek gelecekten söz ediyo birileri. Uluslararası sözleşmelerin kabul edildiği tek hukuk, bir adım sonra tek para, tek kutuplu dünyada tek ordudan, din, ahlak, gelenekten ve biyolojik cinsiyetinden bağımsız Trans Human, Nesnelerarası iletimimin nesnesi olan BİREY’lerden oluşan, “alamet-i farikala”rını kaybetmiş bir kalabalık’tan söz ediyorlar. Westefelya’da temelleri atılan “Ulus devlet ve uluslararası düzenin sonu”na gelirken Lokalizm yolundan ilerleyerek, yerelden evrensele uzanan Glokalizm yolundan UK Ultra-Beyin kontrol süreçlerinden geçirdikleri toplumu Globalizmin mezbahasının kapısına kadar getirdiler. Biz yaşarken oldu bütün bunlar.
Laiklik sadece Katoliklerin sorunu. Bize ne Laiklikten. Varlık ve meşruiyetini İncil’den alan, Katolikler tarafından Vatikan’ın ruhani kadrosunda yer alan, ruhbanların dışında kalan diğer, kiliseye vergi veren tüm Katoliklerin statüsünü belirleyen bir kavramdan söz ediyoruz. Geçen gün “Habervakti”nde bu konuyu uzun uzadıya yazdım. (Bakınız: Dilipak / Bilgi sahibi olmadan Kanaat sahibi olmak) Sonunda geldik, “inkilabçılık”’a, Ecevit’in ifadesi ile “Gardrob devrimciliği”ne, hani şu şapka kanununa, savcılara ihbar ediyorum. Kamu görevlilerinin tamamının şapka giymesi gerek giymiyorlar. Oysa şapka kanunu için dün adam astılar ya hu, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen bir kanun var bu memlekette. Beştepe bu konuya el atmalı, şapka giymeyenler görevden atılmalı. Şapka takmayan hakim ve savcılar hakkında HSK işlem yapmalı. Kanun, 1982 Anayasası’nın 174. maddesi gereği İnkılâp Kanunları arasındadır; anayasaya aykırılık iddiasıyla iptal davası açılamaz ve korunur. 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun olup, 25 Kasım 1925’te TBMM’de kabul edilmiş ve 28 Kasım 1925’te Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Unutulan devrim yasalarından biri olan bu kanunun ilk Maddesini hatırlatalım: Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idare-i umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilümum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da umumi serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını hükümet meneder”. “Küçük prens”i okudunuz mu, orada bu kanundan bahsettiği için 1950’ye kadar “Küçük Prens”in Türkiye’de basımı yasaktı. Çünkü bir bilim adamının önemli bir keşfi, o bilim adamı şapka giymediği için reddedilmişti.
Yaz yaz bitmez. Ama artık makaleyi burada bitirmem gerek. Artık insaf sahibi CHP’lilerde, kendi aralarında konuşurken “İnkılapçılık devrim ruhunu kaybetti”, “Halkçılık elitist oldu”, “Devletçilik bürokratikleşti”, “Laiklik özgürlükçü değil, otoriter uygulandı”, “Milliyetçilik net ideolojik çerçeve sunmuyor” diye dertleniyorlar. Ne yapacaklarını da bilmedikleri için “Ne olacak bu CHP’nin hali diye bir meyhaneye atıp kapağı “milli içeceğimiz, “aslan sütü”nden kafayı çekince rahatlıyor. “Kabede hacılar hu der Allah” duyunca onun için hafakanlar basıyor.
Yolunuz Gelibolu’ya düşerse, orada büyük bir Çingene mahallesi var. Orayı ziyaret edin, çocuklara hediyeler götürün, aileleri ziyaret edin, top yekun ihtida sonra nasıl bir dönüşüm yaşamışlar görün. İslam’ı yaşamaya başlarken kimi mezheb seçmek için İslam tarihini okumuş, Kimi bir Fıkıh ansiklopedisini, ilmihalle yetinmemişler. Onları dinleyin bir, nereden geliyorlar ve nereye gidiyorlar. Artık hafızları var, İlahiyatçıları var. Hacca gidip “Hacı” olanları var bu kardeşlerimizin. Sadece Gelibolu’da değil, aslında her yerde bir uyanış var. “Karanlığın en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır” diye boşuna dememişler.
Selam ve dua ile.