İyi Kürt-kötü Kürt polemiği

Ahmet Taşgetiren

Diyebilirim ki, son günlerde okuduğum en çarpıcı yazılardan birini, dün Orhan Miroğlu yazdı. Miroğlu, Cengiz Çandar'ın tavrını değerlendiriyor bu yazıda.

Çandar, hükümetin yeni stratejisini eleştirirken, "İyi Kürtler-kötü Kürtler ayrımı" yapıldığına işaret ediyor, TV ekranlarının ve Abant Platformu'nun "iyi Kürtler" diye tanımlanan insanlarla doldurulduğuna temasla şunu söylüyordu:

"Ne var ki, bunların geniş Kürt kitleleri arasında hiçbir karşılığı yok. Ankara ve İstanbul'da iktidar çevresinden ve 'Beyaz Türkler'den alkış aldıkları oranda, Kürt halkının vicdanında batıyorlar."

Yeni usul McCarty'cilik

İşte bunu üzerine alıyor ve cevap veriyor Kürt aydın Miroğlu:

Ben burada sözü Miroğlu'na bırakmak istiyorum, çünkü o her şeyi söylemiş:

"Bu nasıl bir yeni usul McCarty'cilik anlamak mümkün değil!

Çandar, "Kürt halkının vicdanı" adına konuşmasın ve Kürt Kemalistler'in vicdanıyla Kürt halkının vicdanını birbirine karıştırmasın!

Beyaz Türkler"den alkış alan bir tek Kürt aydını yok bu memlekette!

Sonra bir insan bugünün Türkiye'sinde, aynı anda hem iktidar çevrelerinden hem Beyaz Türkler'den nasıl alkış alabilir?

Biri diğerini iktidardan düşürmek için darbecileri, Ergenekoncular'ı desteklemedi mi, hâlâ desteklemiyor mu?

Radikal okuruna yazık, böyle "fikir salatası" yazılar okumaya mecbur mu bu okurlar?

Çandar bu "beyaz gücün" medyasında yazı yazıyor ama sırf PKK gibi düşünmüyorlar diye tanıdığı ve aralarında dostları olan Kürt aydınlarını Beyaz Türkler'le işbirliği içinde olan "makbul" Kürtler olarak göstermeye çalışıyor.

Oysaki Beyaz Türkler, ellerini açmış, büyük bir Kürt isyanının gelip kendilerini bu "zalim iktidardan" kurtarması için Allah'a dua ediyor!

Gerçek "düşmanları" olarak gördükleri Başbakan Erdoğan ve partisinden kurtulmak için, "Beyaz Türkler'in" PKK'ya dört elle nasıl sarıldıklarını en iyi Çandar bilir.

Silivri'de yatan generallerin eşleri, Öcalan'ın özgürlüğü için neredeyse kampanya düzenleyecekler.

Bu hanımlar, "şu Öcalan hapisten çıksa da PKK doğru dürüst savaşsa ve Silivri'de yatan kahramanların değerini şu Türk halkı böylece anlayabilse" diye kendi aralarında hararetli telefon konuşmaları yapmaya başladılar.

Çandar bunları bilir, bilir ama yazmaz, bunun yerine Kürt aydınlarını hedef alır.

Pasaportla kebap yemek, rakı içmek

Kürt aydınları en azından TİP'ten bu yana, Tarık Ziya Ekinci, Mehdi Zana, Musa Anter, Canip Yıldırım, Kemal Burkay ve diğer aydınların açtığı yolda, Kürt halkının vicdanına ve inancına iyi gelecek düşlerin peşinde koşup durmasalardı; canları ve ömürleri pahasına her iki halkın birlikte yaşamasını savunmasalardı; ayrılma fikrinin peşinden koşup dursalardı; yani Kürt milliyetçilerinin onlara taktığı adla "Türkiyeci Kürtçülük" yapmasalardı; ve eleştirmek yerine PKK'yı destekleselerdi, Çandar gibileri Kürdistan'a bugün ancak pasaportla girerdi.

Kürt aydınları dün ve bugün, yüzlerini; Çandar'ın bizi davet ettiği "kendi Kürt mahallelerine" ve o mahalleyi zaman ve tarih dışı KCK sözleşmesiyle yöneten PKK'ya dönseydi, Cengiz Çandar akşam rakısını Diyarbakır-Erdebil köşkünde içip, ertesi gün Kasre Kanco'da kuzu kebabı yiyemezdi!" (Taraf, 29 Mart 2012)
Miroğlu'ndan şu cümleyi de almalıyım:

"Bu hükümetin bakanları, yeni stratejileri Kürt aydınlarıyla değil, Çandarlarla konuşuyor hâlâ."

İşte böyle. Savrulan savrulana... Aydınlarımızın her parçası bir yerden toplanıyor Kürt sorununa bakarken... Aydınlar savrulurken Türkiye ayakta kalsa bari...

 

bugün