İsrail’de Lut Gölü ve Tel Aviv çevresinde Orta Doğu’nun en büyük LGBT+ hazırlıkları sürerken, ardından bu kez Kudüs’te ikinci bir LGBT+ festivaline hazırlanılıyor. Bu konuyu geçen çarşamba günü yazmıştım aslında, ama yeni bir haber daha geldi. 2025’teki İran gerilimi nedeniyle iptal edilen yürüyüş, 2026’da planlandığı gibi yapılacakmış. Etkinlikler bir hafta boyunca partiler, konserler, plaj etkinlikleri ve 50’den fazla programla devam edecekmiş. Kudüs’te yapılacak LGBT haftasının önceki kadar büyük olması beklenmiyor. İlki daha çok siyasi ve içtimai açıdan kitlesel bir gösteriyken Jarusalem Pride (March for Pride and Tolerance / Onur ve Hoşgörü İçin Yürüyüş) şeklinde tanımlanıyor. Yani bu yürüyüş dindar Müslümanlara, Yahudilere ve Hristiyanlara bir mesaj anlamı taşıyoruz. Biz varız, buradayız, bizi kabul etmek zorundasınız anlamında bir mesaj veriyorlar.
“Lut Gölü” çevresinde yapılan “Dead Sea Pride Land” LGBT festivali sponsorlarından biri de Tel Aviv Belediyesi. Bu festivalin arkasında BM de var. BM adına bunlara destek veren örgüt ise UN WOMAN. Bu örgütün Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya bölge merkezi ise İstanbul. İstanbul Sözleşmesi ve Lanzarote aslında bu topluluk için pozitif ayırımcılık yapılmasını şart koşuyor. Bunlar toplumun tepkisinden korkmasalar, Müslümanların, Musevilerin, İsevilerin mabetlerinde LGBT+ bayrağı asmak isteyecekler. Hem de Epstein dosyasının patladığı ve konunun dünya ölçekli tepkilere sebep olduğu böyle bir zamanda. Hatta utanmasalar, cesaret etseler, ellerinden gelse bu festivallerinde Moloch’a kurban sunarlar.
Hatırlayın, Newyork’ta Chabat havrasının altındaki mahzenlerde neler yapmışlardı. İstanbul’da vergi ve yargıdan muaf, diplomatik dokunulmazlığa sahip UN WOMAN’ın yanında Chabat da İstanbul’da ve hemen hemen hiçbir parti bunları ağızlarına bile alamıyor. Bunlar BlackRock gibi yatırım fonları ve WEF gibi oluşumlarla birlikte çalışıyor. Bunlar Fuhuş’u da ve Uyuşturucu’yu da meşru görüyorlar. Aileye ve biyolojik cinsiyete de karşılar. Ne garip değil mi, bizim kimlik kartlarında da artık biyolojik cinsiyet değil, toplumsal cinsiyet tanımı GENDER yazıyor. 5G, NeuraLink, Nesnelerarası iletişim, karbon ayak izi derken bütün insanlığı kendilerine benzetecekler.
LGBT’nin Onur Yürüyüşü’nü biliyorsunuz, Taksim’de İstiklal Caddesi’nde uzun yıllar yapıldı. Bu sene belki de yine denemeye kalkacaklar. Ama Taksim’deki onur yürüyüşü olmasa da artık Kültür Bakanlığı’nın desteklediği, Adana’da 1,5 milyon kişinin katıldığı Faşing’ler yapılıyor.
2026 Tel Aviv Pride ana etkinlik haftası, şimdiden açıklandı. 7 Haziran – 13 Haziran 2026 meydanlarda olacaklar. Büyük Pride Parade (Yürüyüş) 12 Haziran 2026 Cuma günü öğle vakti başlayacakmış. Etkinlikler bir hafta boyunca partiler, konserler, plaj etkinlikleri ve 50’den fazla programla devam edecekmiş. Tabi savaş şiddetlenirse tepelerinden yağan bombaların altında bunu nasıl yapacaklar, bilmiyoruz.
Dünya iyiye gitmiyor. Aile ve gençlik tehdit altında. Fuhuş, uyuşturucu ve kumar almış başını gidiyor. Biz dün başörtüsü için meydanlardaydık, bugün fuhuş serbest, adete her mahallede bir genelev var, insanlar sessiz. Artık tanışma yeri kafeler, buluşma yeri 1+1 daireler oldu sanki. Sosyal Media işi kolaylaştırdı.
Bir yandan bunlar olurken, öte yandan GlobalReset çetesi gelecek için yeni senaryolar yazmaya devam ediyor. Gıda, ilaç biyolojik savaş için öne çıkarken aslında hava, su, toprak, bitki, hayvan ve böcekler üzerin biyolojik savaş sürdürülüyor.
Siber savaş ve istihbarat simülatörü “Palantir” sıradan bir yazılım şirketi değil. 2003 yılında ABD istihbarat servisi CIA’in desteğiyle kuruldu. Bugün Palantir’e dünyanın geleceği için bir öngörüde bulun ve bir manifesto yaz demişler, o da 21 maddelik bir metin hazırlamış. Bu Manifestoya göre “Atom çağı bitiyor. Yeni caydırıcılık çağı yapay zeka üzerine kurulacak.” Tabi o pahalı savunma sistemlerine, insanlı uçaklara, tanklara, toplara da gerek kalmayacak yeni dönemde. Dünyanın neresinde olursa olsun, tek bir kişi, bölge ve topluluk hedefe alındığında bulundukları yerde kontrol altına alınacak. Bunun için askere, polise, jandarmaya, bekçiye, korucuya ihtiyaç duyulmayacak. Humanoid askerler, akıllı sistemlerle kişi ve mekâna anında ulaşım sağlanabilecek ve Laser ve RF silahları ile hedefin kontrol altına alınması mümkün olacak.
Övünülerek anlatılan. “akıllı sistemler” aslında insan aklının imkanı değil, yapay zekanın aklı olacak. Aslında akıllı telefonlar, araçlar, evler, işyerleri, şehirler, siber akla, yapay zeka ve yapay bilince bağlı. Siz onları kullandığınızı zannederken aslında onlar bizi yönetiyor, kullanıyor.
Askeri ya da polisiye, güç bu yüzyılda yazılım üzerinde kurgulanacak. Yapay zekalı, otonom silahlı askerler sokağa salınmak için geri sayım devam ediyor. Asıl soru ve sorun şu: Bu sistemi kim üretiyor, kim yönetiyor? Aslında üreteni de yöneteni de yine bu yapı seçiyor ve yönlendiriyor. Yani insan bu yapının biyonik bir parçası gibi gözüküyor.
Palantir diyor ki, bu iki ülke askeri olarak zayıf kalmaya devam ederse ABD tek başına iki cephede duramaz. Almanya güçlenirse Avrupa’da Rusya’ya karşı ABD yalnız kalmaz. Japonya güçlenirse Asya’da Çin’e karşı ABD yalnız kalmaz.
Gelecek tespiti olarak özetlersek, Palantir’e göre 21. yüzyıl, yazılım ve AI’nin belirlediği “sert güç” çağı olacak; Batı’nın üstünlüğü için teknoloji elitleri savunmaya katkı sağlamalı, tüketici odaklı uygulamalardan öte stratejik projelere odaklanmalı ve kültürel “içi boş çoğulculuk” terk edilmeli. Çoğulculuğun sınırları ve çerçevesi, muhtevası tabi yapay zeka tarafından belirlenecek! Görünen o ki, Gelecekte 17. yüzyıldan gelen ulus devletlerin, Cumhuriyet Rejimi, Demokratik Çoğulculuk, Laiklik, Milliyetçilik, Liberalizm, Kapitalizm, Sosyalizm gibi ideolojiler ve kavramlar, kurumlar, her şey yeniden yapılandırılacak.
Biz, bir yandan savaş, öte yandan İsrail’in Gazze’deki ve Lübnan’daki katliamları devam ederken Epstein skandalı ile oyalanıyoruz. Adaletsizlik, yolsuzluk, fuhuş, uyuşturucu, kumar, ekonomik ve siyasi kriz, dağılan aileler, toplumdaki cinnet hali olup bitenleri görme, duyma, algılama, anlama imkanlarımızı sınırlandırıyor. Artırılmış sanal gerçeklikle insanlar, neye ve kime inanacağını şaşırdı. NESNEleştirilen ve din, ahlak, gelenek ve biyolojik cinsiyetinden bağımsız, kalabalıklar içinde yalnızlaştırılarak BİREY’e dönüştürülen insanlar rotasını kaybetti. İsrail’deki LGBT+ festivali aslında dünyanın bugünkü gerçekliğini gözler önüne seren çok önemli bir örnek! Ve bugün gelinen noktada, 5G ve iklim yalanı üzerinden insanlar kaçtıklarını sandıkları şeye doğru koştuklarının bile farkında değil. Siyaset, bürokrasi, akademi, sermaye, STK, sanat, Media ve cemaat mefluç durumda. Bugün birçok şeyin üzerinde yeniden düşünmemiz gerekiyor. Yoksa yarın çok geç olacak.
İsrailli Yahudi LGBT’lilerle Filistinli Arab LGBT’liler Pride Parade etkinliklerinde birlikte hareket ediyorlar. Öte yandan Sünni, Şii, Selefi Müslümanlar ya da Türk-Kürt, Farisi-Azeri-Belüc, Arab Müslümanlar birlikte hareket edemiyorlar! “Bu ifritten sualin kılını çekmez akıl.” Onlar Şeytan’ın davetine birlikte icabet ediyorlar da bizimkiler neden!?
Selam ve dua ile.