Dr. Fayiz Ebu Şemmale
İşgal devleti yöneticileri Filistinlilerle siyasi çözüm noktasında şaşkındırlar. Tutumlarında şaşkınlık, kuşku, tereddüt var. Bu konuda bölük pörçükler. Bu yönetimin başbakanı ve Likud Partisi Genel Başkanı Benyamin Netanyahu Filistinlilerle doğrudan müzakerelere başlamayı isterken, onun yardımcısı Moşe Yalon kameraların karşısına çıkıp "Ufukta daimi bir barışın işaretleri görünmüyor" diyebiliyor. Yine Filistinlilerle görüşmelerin bir netice vermeyeceği noktasında Siyonist toplumda neredeyse bir görüş birliği var. Bu konuda hayal dünyasında yaşamıyoruz. Likud'dan Moşe Arenz Batı Yaka'yı İsrail toprağı olarak görmekte ve buradaki halkın işgal rejimine bağlanmasını savunmaktadır.
Ehud Barak'ın başkanlık ettiği İşçi Partisi ise şu anda siyasi çözüm noktasında sözü olmayan bir parti haline gelmiştir. Parti, bakanları olan ama siyasi bir perspektifi olmayan bir yapıya dönüşmüştür. Güven bunalımı kendi aralarında olduğu kadar onlarla Siyonist toplum arasında da devam ediyor. Şu anda, Filistinlilerle sorunun sınırlar konusuyla sınırlı kalması ve bu savaşın akidevi bir savaşa dönüşmemesi için uğraşıyorlar. Onlara göre böyle bir dönüşüm işgal devletinin lehine olmayacaktır. Parti Başkanı Tzipi Livni, Kudüs ve Ağvar bölgesi olmadan, mülteciler geri dönmeden, egemenliği tam olmayan ve silahtan arındırılmış bir Filistin devletinin kurulmasını savunurken, partinin ikinci adamı Şaul Mofaz birinci aşamada devletin Batı Yaka topraklarının sadece %50'sinin üzerinde kurulmasını, güvenliğin sağlanması durumunda bu oranın tedricen yükseltilmesi düşüncesini savunuyor.
İşgal devleti içinde Siyonist düşüncesini açıkça ifade etmekten çekinmeyen tek liderin İsrail Evimiz Partisi Genel Başkanı Avigdor Lieberman olduğunu söyleyebiliriz. Kendisi diğer partilerle dirsek temasına geçmeden, onlarla istişare etmeden ve onları kaale almadan siyasi projelerini olduğu gibi sunuyor. Kendisi diğer liderler gibi Siyonist rejimde siyasi çözüm noktasında fikir birliğinin olmadığını biliyor. Onun için sık sık kendi görüşünü Siyonist toplumla paylaşıyor. Gazze'yi unutmaya ve ihmale sevk eden de bu adamdır. Yine Gazze'yi Filistin meselesinden koparmak isteyen de bu adamdır. Kudüs konusu ise ona göre zaten tartışılacak bir konu değildir. Lieberman, atalardan kalma Batı Yaka'nın geri kalan kısmı için ise siyasi görüşmelere hazır olduğunu; buradaki nüfus ve toprak değişimini bağımsız olmayan ve gizli bir iple özü itibariyle tamamıyla Yahudi olacak işgal rejimine bağlı olacak bir Filistin yönetimiyle gerçekleştirmeye açık olduğunu savunuyor. Bunların dışında Filistinlilerle olan sorunlar Lieberman'ı ilgilendirmediği gibi İsrail Evimiz Partisini de ilgilendirmiyor.
Lieberman'ın ortaya attığı fikir ve öneriler "İsrail ne istiyor?", "Bütün Siyonist toplumun fikir birliğini yansıtacak barış planı nedir?", "İşgal devletinin vazgeçebileceği işgal altındaki Filistin toprağı ne kadardır?" sorularına cevap vermekten aciz diğer Siyonist liderleri zor duruma sokuyor. İşgal devletinde yaşayan Siyonist liderlerden çoğunun cevap vermekten kaçındığı sorulardır bunlar. Ama onların lisanı hali şöyle diyor: "İsrail uluslararası toplumun itirafı ve Filistin halkının da onayı ve tebrikiyle Filistin topraklarının tümünü istiyor. Yine İsrail Filistinlilerin güvenliği sağlamaları şartıyla bölgede güven ve istikrarı gönülden arzuluyor. İsrail Arap ülkeleriyle de Filistinlilerin istediği barışı istiyor. İsrail şartsız bir şekilde sonsuza kadar görüşmeleri de sürdürmek istiyor."