İŞLER ÇOK KARIŞTI ÇOK!

Abdurrahman Dilipak

Ekonomik kriz insanları canından bezdirdi. Siyaset çözüm üretemiyor ve savaş domino etkisiyle genişleyerek, derinleşerek şiddetini ve hızını artırarak devam ediyor. Bu durum tüm dünyada etkisini, gösteriyor. İşin kötü yanı, insanlar adalete, siyasete, iş dünyasına, Media’ya, akademiye, dini kişi ya da kuruluşlara, ideolojik, politik kanaat önderleri ve sivil toplum örgütlerine güvenini kaybetti. Bu kaybedilen güvenin kısa sürede geri kazanılması da mümkün gözükmüyor. Zaten kötüleşme devam ediyor ve bu konuda herkes birbirini suçluyor. “Gemisini kurtaran kaptan” mantığı ile herkes kendini kurtarma derdinde. Adalete güven kalmayınca onun yerini “ihkak-ı hak” aldı. Bu çeteler durduk yerde oluşmuyor. Bu durum sadece ülkemizde, bölgemizde değil, hemen hemen tüm dünyada böyle.

Korkarım mevsimlerden bahar gelse de insanlar gerçek anlamda bir bahar yaşayamayacaklar. Bir de insanlar bir yandan ellerindekini kaybederken, gelecek günlerin geçen günleri aratmasından korkuyor. Önümüzdeki günlerde taktik bir nükleer savaş patlayabilir. Bunu konuşuyorlar. O zaman bütün öncelik savunmaya verilecek. Bunun politik olduğu kadar sosyolojik ve psikolojik yansımalarına da tanık olabiliriz ve tabi savaş ekonomisi, örfi idare mantığı ile özgürlüklerin askıya alınması, iktisadi faaliyetlerin ulusal ve uluslararası ölçekte yavaşlaması, seyahat imkanlarının azalması ile belirsizlik, söylentilerin beslediği korku ve panik havası ülkeleri ve halkları esir alacak gibi gözüküyor.

Amerika kaynıyor. Trump vurulabilir, görevden alınabilir, bir kazaya kurban gidebilir ya da ani bir kalp krizi ile hayata veda edebilir. Netenyahu da öyle. İngiltere’de de Charles siyasete ya da hayata veda edebilir. Sadece bunlar değil, Arap yarımadasındaki ülkeler, Azerbaycan, Mısır, Fas patlayabilir.

Ulus devletlerin çoğunda, otoriter yönetimler olsun demokratik yönetimler olsun, kriz değişik sebepler de olsa kapıda. İşin kötü yanı, bu krizi durduracak, yerine yeni bir alternatif önerecek, yerel, bölgesel, uluslararası örgütler ve önderler, topluluklar da yok.

Aslında Uluslararası sistem bunu istiyordu, bir ölçüde de bunu başardılar.

Ulus devletlerin içinde yasama, yürütme ve yargı bölünmüş vaziyette. Hem kendi içlerinde bölündüler hem birbirleri ile mücadele ediyorlar. Bu durum siyasetin metastaz yapmış bir kanserleşmeyi ifade ediyor. Bunların yerini Mafia, farklı ideolojik, politik, etnik, dini yapılar almış durumda. Yolsuzluk ve ahlaksızlık iddiaları her yerde. Bu durumda yoksullar da zenginler de kaygılı.

Bakın bu gün ne BM’den, ne “Uluslararası Adalet Divanı”ndan, “Uluslararası Ceza Mahkemesi”nden, AB, NATO’dan söz eden var. Zaten “İslam Konferansı”, “Arap Birliği”, “Afrika Birliği,” D8, “Türk Dünyası”nın adı var kendi yok. Birileri de bu ahval ve şerait altında adeta yangına körükle gidiyor.

Fitnenin başı İsrail. Gazze krizi bitmeden, Lübnan’a saldırdı, Ürdün ve Suriye’den toprak gasbetti. Şimdi de Mescid-i Aksa’yı ibadete kapattı ve Mescidin çevresindeki bölgeyi istimlak ederek yıkım yapıyor. Hedef açık. Bir yandan bunu yaparken öte yandan on binden fazla tutuklu ve esiri idam etmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki günlerde idamları başlatması bekleniyor. Dünyanın ve özellikle İslam dünyasının tepkisini ölçmek istiyorlar. Bu konuda henüz bir tepki oluşmadı. Böyle giderse İsrail idamları sürdürecek. Yine tepki olmazsa Mescid-i Aksa yıkılacak. İşte o zaman kızılca kıyamet kopacak. İslam dünyasında ve tüm dünyada Siyonist ABD ve İsrail’e yönelik hedeflere saldırılar olacak. Ve İsrail’e karşı tavır almayan işbirlikçi hükümetlere, sermaye gruplarına, kişi ve kuruluşlara karşı ülke halkı ayaklanacak. Geleceği Allah bilir. Ben gidişata bakarak görünen köyün hikayesini, perde gerisinde dönen dolapları anlatmaya çalışıyorum.

Bir çok İslam ülkesi Türkiye’ye bakıyor. Türkiye her zamanki gibi aktif denge ve mavi boncuk politikası izliyor. Türkiye uluslararası sistemin ayak izlerini takip ederken Suriye rejimi de Türkiye’nin ayak izlerini takip ediyor. Veresetüşşeytan WEF ve Black Rock’un patronu Fink gelmeden hemen önce geldikten hemen sonra olanları biliyorsunuz. Ankara önceden ve sonradan tatmin edici bir açıklama yapmadı. Ama sızan bilgilere göre, Fink Ankara’da sadece nadir elementlerle ilgilenmedi, BAE’de vurulan, körfez ülkelerindeki güvenlik tehdidi sebebi ile çok uluslu şirketler için bölgesel yönetim merkezi olarak dizayn edilmesi konuşuldu. Erdoğan bunu şimdi yeni açıklıyor. Çin’den Londra’ya bir ticaret yolu meselesi vardı, bir de Arap petrolünü Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıma fikri. Buna yeni ekler de yapılıyor. Türkiye 3 kıtanın transit merkezi olacak. Fink efendi Türkiye’yi transit ticarette küresel cazibe merkezi haline getirmek istiyor. İstanbul’un bir uluslararası finans merkezi yapılması yeni bir fikir değil, ama bu yeniden canlandırılmak isteniyor.

Teklif edilen bundan ibaret de değil, güçlü bir kripto para altyapısı kurulacak ki, buraya aktarılacak para ve buradan çıkartılacak para fiziki bir külfet oluşturmasın.

Mülkiyetsizleştirme projesi adım adım gerçekleştiriliyor zaten. İklim yalanı, karbon ayak izi hikayeleri yeni değil. Türkiye’yi “Küçük Amerika”, “İsrail’in operasyon merkezi” yapmak istiyorlar. BlackRock aslında İsrail’in bir iktisadi karakolu. Bu senaryolar yeni değil. Kushner planında bunlar vardı. Chabat bunun için KKTC, İstanbul ve Bakü’ye yerleşti.

Eskiden ABD ve NATO, AB bizi ucuz asker ve iş gücü deposu, sıçrama tahtası, savaş paratoneri, vekalet savaşları için uygun bir alan olarak kullanmak istiyordu. Amerikan üsleri bunun için vardı. Boğaza kurulacak NATO karargahının da aynı maksatla örgütlenmekte olduğunu düşünüyorum. Şimdi bizden sadece Ortadoğu’nun jandarmalığını değil, orta dünyanın, yani Türkiye sınırlarından 2500 km’lik alanın, yani Avrupa, Asya, Afrika ve Rusya’nın kesişme noktasında yeni dünya düzeninin oryantasyon merkezi ve ileri karakolu olmamızı istiyorlar. Tabi iktisadi açıdan da “Küresel tedarik merkezi” olacağımızı söylüyorlar. Tarım tekelleşecek, etnik kimlikler ve kültürlerden oluşan bir mozaik ülke olacağız. Yani Türkiye bölgenin oryantasyon merkezi olacaksa, bu coğrafi alandaki etnik ve dini topluluklarının, sermaye gruplarının yerleşmesine de izin vermek gerekecek. Yani daha büyük bir Singapur, Taiwan, HongKong olmamızı istiyorlar. Sahi siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Size soran var mı ki düşünesiniz. Yasama, yürütme, yargı bu işin neresinde, bırakın diğer partileri, Cumhur ittifakına dahil partilerin genel merkez dışında grupları ilişkili kuruluşlarının bu konuda bilgisi var mı?

Peki ne oluyor, nereye gidiyoruz? Bu gidiş nereye?.

Türkiye iktisaden köşeye sıkıştı, iç ve dış borçları ödeyecek kaynak da yok. Zaten kayıt dışı paralar da yurt dışına kaçırılmış vaziyette. Ne olacak, oltayı yutan balık yem istemediği gibi, suya düşen yılana (BlackRock’a, Chabat’a, Global sermaye)ye sarılıyor. Bu gidişe Allah (cc) ne der. Hakkın hesabını düşünen yok gibi sanki. Anlar şimdilik Halk ne der derdindeler. Hiç düşündünüz mü, Şeytan bunun neresinde.

Kuşkusuz herkesin bir planı var, Allah’ın da bir hükmü. Gelecek günler geçen günleri aratacak olsa da zulm ile abad olunmaz. Şeytanın ipi ile kuyuya inenler kuyuda kalsalar da, Veresetüşşeytan kalabalıkları peşine takıp cehennemin yolunu tutsa da, bütün bu olanlar gören, duyan, bilen, kadere, rızka ve ecele hükmeden bir Allah var.

Evet bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde hayır olabilir. Biz bilmeyiz Allah bilir. Son güne kadar, çıkmadık canda umut vardır. Hz. Yunus’u hatırlayalım. Helakin alametleri ufukta görülene kadar inadında ısrar eden o halk, son günde tevbe etti. Bizim neslimiz de böyle mi olacak bilmiyorum. Ama bu cahilliğin, bu zalimliğin, bu ahlaksızlığın bir faturası olacak ve ağır bir bedel ödeyeceğiz. Bu dünyada başımıza geleceklerin ötesinde bir de din gününde İlahi Adalet Divanında hesap günü var. “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım.” diye düşünelim derim. Kanmayın artık “ıslah edicileriz” diye gelen bozgunculara. CoVID-mRNA yalanına inandınız başınıza gelmeyen kalmadı. Şimdi de iklim, 5G, Chemtrails, Nesnelerarası İletişim, akıllı evler, arabalar, iş yerleri, şehirler ve telefonlar, bilgisayar oyunları, yapay zeka’yla insanları kandırıyorlar. Ama her şey onların istediği gibi de olmuyor işte, görüyorsunuz. İsrail bir haftada Gazze’yi işgal edecekti, olmadı. ABD bir haftada İran’ın işini bitirecekti, olmadı. ABD ve İsrail, Trump ve Netenyahu’nun “keskin sirke politikası” kendilerine zarar verdi, itibarlarını bitirdiler, giriştikleri işten çok büyük zararlar gördüler. Kendi halkları ile bile başları dertte.

İran konusunda Trump, Irak ve Suriye’deki SDG şemsiyesi altında topladıkları gayrimüslim unsurlar, Kürt grupları, bölgedeki işbirlikçi Arap’lar, DAEŞ gibi taşeron örgütler, Yemen ve Sudan’da savaştırdıkları BlackWater’in paralı askerleri üzerinden 200.000 kişilik bir paramiliter gruplarla karadan İran’ın üzerine yürümeyi hayal ediyorlardı. Belucistan, Huzistan, Kürdistan, Azerbaycan da isyan çıkartmayı planlıyorlardı, olmadı. ABD kendisi himmete muhtaç dede, nerde ki gayrıya himmet ede. ABD’nin kendilerini kullanmak istediğini anladılar. Sonrası onlara vadedilen topraklarda kurulacak yönetimlerin körfez ülkelerine benzemesinden korktular. Olmadı işte. ABD’nin onlara verdikleri silahları da sattılar, gönderdikleri yüzlerce TIR, barınma, iaşe, ihtiyaç malzemelerini de bölgede başkalarına sattılar ve paraları da birilerinin gizli kasalarında. Koca ABD istihbaratı bunu nasıl görmedi. Gözleri kör olmuştu, ya da onlar da bu yağmanın ortağı oldular. 200.000 kişilik bir silahlı topluluktan söz ediyorlardı, %2-3’ünü bile zor buldular sanki.

Neyse ki karanlığın en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır. Zulmün kemali, zevalin habercisidir. Allah’tan (cc) umut kesilmez. İyiler çok az da olsa, Allah onları görüyor, duyuyor ve biliyor. Onlar kurtuluşa erenlerden olacak. İşbirlikçiler ve haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytanlar yok mu, bu dünya onlara dar gelecek, kazanım ve edinimleri onlara bu dünyada bir fayda sağlamayacağı gibi, onların öbür dünyada kendi cehennemlerinin yakıt parası olacak. İnsanlar bu dünyada yapıp yapmadıkları ile ya kendi cennetlerine kendi sırtlarında tuğla, ya da kendi cehennemlerine kendi sırtlarında yakıt taşıyor olacaklar. Umutsuzluk yok! Kimse ecelinden önce ya da sonra ölmeyecek. Kimse rızkından az ya da çok yemeyecek. Allah’ın (cc) takdir ettiği kaderden başka bir kaderimiz de yok. Hayır da, şer de, ABD de, İsrail de, Şeytan da, Allah’ın iradesi içindedir. Biz onun rızasını isteyelim, rızasının tecellisinin vesilesi olalım inşallah.

Selam ve dua ile.