İslam ülkeleri için tarihi fırsat!

Abdurrahman Dilipak

ABD’nin İrana saldırısı Müslümanların bazı şeyler üzerinden yeniden düşünmesi için tarihi bir fırsat.

Mesela en başta İslam’da bugünkü gibi babadan oğula geçen bir Hilafet rejimi de yok, İmamet rejimi de yok. İçtihat kabiliyetine sahip, ya da Tefsir, hadis, fıkıh ilmine sahip her Müslüman, açıklayacağı konuda efradına cami, ağyarına mâni bir şekilde ilim ve tecrübe sahibi ise o kişi ümmete önderlik edebilir, imam olabilir. 3 Müslüman bir araya geldiğinde, namaz kılacaksa da yola çıkacaklarsa da bir işe girişeceklerse de en alim ve en tecrübeli, ehli ve ahd anlayışına göre yüce bir ahlaka ve adalet duygusuna, merhamete sahipse, o kişi imam olacaktır.

İmamların herhangi bir soydan gelmesi şart değildir, peygamber soyundan biri de olsa. Peygamber soyundan gelen biri, teberrüken, eşitler arasında birincidir.

İmam-ı Caferi Sadık, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin hocası idi. Mezhepleri farklı da olsalar, onlar dinde kardeştiler. Bu günkü Caferilerin çoğu, İmameti mutlaklaştırırken, tek bir İslam yorumu olduğunu iddia ediyorlar ve o yorumu da mutlaklaştırarak, “tek İslam” olarak sunuyorlar.

Hayır hayır İslam’da “Halife” yaratış gayesi açısından “Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi” olmak babında İnsan’ın kendisidir. Ama o insanların istisnalar dışında tamamı hüsrandadır. Kurtuluşa erenler, Fırka-i Naciye’den olanlar, iman edenler, ameli Salih olanlar, Hak ve adalet üzere yaşayanlar ve bunu insanlara hem kendi uygulamaları ile gösteren hem de bunu başkalarına anlatanlarla, sabredenler ve sabrı tavsiye edenlerdir.

Madem Kur’an-ı Kerim’de müteşabih ayetler var, Mezhepler de olacaktır. Ancak bu mezheplerin görüşleri mutlak değil, beşeridir. Ama Mezhepçilik olmayacaktır.

İran İnşallah bu savaştan alnının akı ile çıkar ve bir zafer sarhoşluna kapılmaz. Aksine bir nefs muhasebesi yapar, tövbe istiğfar ederler, “biz zalimlerden cahillerden olduk” diye günahlarını itiraf ederler, her şeyi yeniden gözden geçirirler ve yeniden iman ederek, savaşın küllerinden yeniden doğarlar.

Aynı şey Türkler, Araplar, Kürtler, diğer halklar içinde geçerlidir. “Yeniden iman edeceğiz, başka bir çaremiz yok. “Seleficilik, Şiicilik, Sünnicilik, Suficilk” yok. Hepimiz, Selefiyiz, hepimiz, ehli sünnetiz, hepimizin saflaşmaya, dünyevilikten uzaklaşıp ruhaniyet kazanmamız gerekiyor. Adalet, merhamet, sadakat, Ahlak, fedakârlık, Hasbi’lik, cömertlik gibi erdemler konusunda manevi bir tekamüle ihtiyacımız var. Bu anlamda biz hepimiz ehlibeyt ’ten, Hz. Ali’den yanayız.

Bunu başarabilecek miyiz bilmiyorum.

Arab’lar da Türk’ler de Halifenin kendilerinden olmasını isteyeceklerdir, bu kafa ile giderlerse. Onları bir de biri Sünni, biri Şii, kadrolu iki Mehdi çıkartırlarsa, görürüm ben o zaman bizimkilerin halini. Biri Hasan el Askerinin, kayıp uyuyan çocuğu Mehdi, ötekisi, görevlendirilecek biri...

Bakın bu konuda Kur’an-ı Kerim’de açık bir hüküm yok. Tevil yolu ile birileri bir şeyler bulup söyleyeceklerdir. Bu durumda kavga etmesek. Hem zaten bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikati bir gün bize gösterilecektir. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz Allah (cc) bilir. İttifak ettiğimiz konularda birlikte hareket edelim, ihtilaf etiğimiz konularda birbirimizi mazur görelim.

Yanlış bir adım, bizim için ABD ve İsrail’in saldırısından daha büyük bir yıkıma sebep olabilir. Ahiretimizi de berbat edebiliriz. Ellerini Müslümanların kanı ile kirletenlere Allah merhamet etmez. Arap Şia’sı, Fars Şia’sı olmaz. Tek bir Şia yok. Yemen’deki Zeydi’lerin Şafi’lere yakınlığı bugünkü İran’daki Şia’ya yakınlığından fazladır. Şia’nın da Mufaddılası var Gulatı var Sebbesi var. Her toplulukta benzer sapmalar olur, oluyor, olacak. Hem Sünni’yim diyen ya da Şii olduğunu söyleyen herkes İslam ahlakıyla ahlaklanmış değildir. Bunlardan yakamızı kurtarmamız gerek. Kur’an’la aklanan Hz. Aişe annemize iftira edenlerle aynı yolda yürüyemeyiz. Hz. Ali, Hasan-Hüseyin’in katillerini hoş görenlerle de birlikte yürüyemeyiz. Gerçek anlamda İslami düzenden söz ediyorsanız ne Osmanlı Hilafeti gibi bir Hilafet, ne Safevi İmameti gibi bir imametin ve Mezheplerle birlikte Tarikatların de ciddi anlamda gözden geçirilmesi gerek. İslam’a o kadar çok şey eklendi ve “haram aylar gibi, Riba gibi daha birçok şey çıkartıldı ki zaman içinde, onları ayıklamamız gerek. Müslümanların da ferdan ferda kendilerini bir gözden geçirmesi şart. Başka çare yok, “Yeniden iman edeceğiz” ...

İmam ya da Halife olacak biri, Habeşi bir topluluk içinde büyümüş, yüzü kurumuş siyah üzüm misali birisi de olsa, benim bir oyum da olsa, bin oyum da olsa oyumu ona verirdim, onun soyuna – sopuna bakmadan. Firavun’un Karısı “Hz. Asiye”, Firavun’un sarayında hizmetkar iken bizim annemiz olan “Hz. Hacer’in soyunu araştıran var mı? Hepimiz Hz. Adem’in, hepimiz Hz. Nuh’un soyundanız. Soy davası güdenler, kan ve toprak davası güdenler bizden değildir. Hepimiz Hz. Adem’in çocuklarıyız, O da topraktan yaratıldı. Hepimiz peygamber torunlarıyız. “Fikri kavmiyeti Tel’in ediyor peygamber”. İlk Kavmiyetçi Şeytan’dı, bugünün kavmiyet iddiasının zirvesinde Siyonistler var. Ama bu hastalık farklı seviyelerde de olsa İslam dünyasından da manevi anlamda büyük tahribatlara sebep oldu. Partizanlık, Kavmiyetçilik, Mezhebçilik, kimisi dinle ilişkilendirilen, kimi kendi başına ritüeller, seremoniler, ikonalar üreten bir sürü taraftarlık hepsi kavmiyetçiliğin alt tezahürleri olarak bugün ümmetin başındaki en büyük belalardan biridir. Bu durum Gazze katliamı ve İran saldırısı, Epstein sonrası çirkin yüzlerini gördüğümüz Siyonistlerin, Şeytan’a taptıkları halde, kendilerini “Allah’ın (cc) ailesinden, Onun seçtiği ve üstün kıldığı bir halk olarak gören Yahudilerin sapkınlıkları bir temayüz olarak bugünkü Müslümanları da ciddi anlamda etkilemiş gözüküyor.

Din ve devlet büyüklerini umud haline getiren, mutlaklaştıran, hiçbir eleştiriyi kabul etmeyen, onları adeta İlah ve Rab edinen kalabalıklarla bu konuda nasıl uzlaşacağız bilmiyorum.

Müslümanların bugün başlarındaki en büyük bela, ABD, İsrail değil, Allah’ın (cc) yardımının bize ulaşmasını engelleyen cahiller ve zalimlere olan itibarımızdır. Yoksa Allah (cc)ın kolaylaştığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. Sonuçta Allah (cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir. Ama biz zalimleri dost ve veli edinmekten vazgeçmiyoruz. Gazze sürecinde İslam dünyasındaki siyasiler, bürokratların, sermaye sahiplerinin, cemaatlerin, Basının, STK’ların, Akademi’nin halini gördünüz. Bu kalabalıkla bir yere gidilmez. “Ey iman edenler iman ediniz”.

Bakın bu imamet, hilafet, cemaat, mezhep ve tarikat konusunu biz çözmez isek bu işi (Allah (cc) korusun) İsrail ve Amerika bunu Şeytani bir plan çerçevesinde çözer(!?). Bu mesele, Gazze ve İran örneğinde de gördüğümüz gibi bugün ümmetin tefrikası olarak kıyamet alametleri içinde ahir zaman fitnelerinden en büyüklerinden birisi olarak önümüze çıkıyor. Bu dağınıklık böyle devam ederse yarın da Mescid-i Aksa için ağlayabiliriz. “Amerikano İslam” daha önce “The Cemaat” üzerinden test edildi. Bu İslam toplumda çok kabul gördü, beğenildi. İnşallah benzer bir fitne konusunda bu kadar kolay kendimizi kaptırmayız. Ama bakıyorum, yeni yeni oluşmakta olan cemaatlerin çoğunun İslam’la bir alakası olmadığı gibi, geleneksek dini vakıf ve yapılarının giderek içlerinin boşaldığı ve kontrolden çıkmakta olduklarını görüyorum. Hatta bazıları yoldan çıkalı çok olmuş ama peşlerine taktıkları insanlar hala oradalar.

Tarihe tapınmak yok. Dünyevi anlamda gelecek hayalleri peşinden savrulmak da yok. Geleceği yalnız Allah (cc) bilir.

Zaten biz değil mi ki, ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Ahir zaman fitnelerinin yaşandığı bir zamandayız. Etrafınıza bakın, Mekke, Medine ve Mescid-i Aksanın durumuna bakın, Müslüman halkın yöneticilerin haline bakın, Camilerin, Cemaatin haline bakın, şehirlerin haline bakın, Lut kavminden daha azgın ve daha yaygın bir Epstein belasına bakın. Şeytanın ilk söylediği şeyler neydi, İnsanlık için

(Nisa 118-119) “Allah ona (şeytana) lânet etti. Ve o da: ‘Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah’ın (cc) yarattığını değiştirecekler’ dedi.”

(Araf 16-17) “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.”

Şeytan sözünde durdu ve İnsanlar da Şeytan’ın sözüne uydu, pek-pek çoğu “Allah’ın (cc) ipi”ni bırakıp, Şeytanın ipine tutunarak Hizbuşşeytan oldu!

Nasıl bugün Yahudiler ve Nasranilerden birçoğu dini bir hayat yaşadıklarını zannederken Şeytani bir oyunun bir parçası olduklarını fark edemediler, Ta ki, bugün Gazze ve Epstein olayı onların Şeytani yüzünü gösterdi. İslam dünyasında kendini Müslüman diye takdim eden ama Amentüden habersiz, hatta dini alay konusu haline getiren kalabalıklar da “İman ettik” demelerine rağmen iman etmiş değiller. Biz de “yeniden iman edeceğiz. Aklımızı ve işlerimizi Kur’an ve siret ve sünnet’in, risaletin rehberliği üzerinden gözden geçireceğiz”. Allah’ın (cc) yardımının bize ulaşması için başka bir çaremiz yok.

Karar sizin. Böyle gidersek gelecek günlerin geçen günleri aratması sürpriz olmayacaktır. Böyle aile olmaz, bu sadece yasa meselesi olmaz. Böyle Cami- Cemaat olmaz. Böyle bir para ile böyle bir ticaret olmaz. Böyle abur cuburla sağlıklı bir nesil olmaz. Böyle bir gençlik olmaz. Bunlar mı anne-babalarına “üf” bile demeyenler!?.. Yok canım, pek azı hariç geri kalanın hali yürekler acısı. “İmanı kalpte tutmanın, kor ateşi elde tutmak kadar zor olduğu bir zaman”a doğru gidiyoruz.

Kimse kimseyi kendi partisine, mezhebine, tarikatına çağırmasın. Camilerimiz kimsenin malı olmasın, Hepimiz, herkesi, Allaha, resulüne, kitaba çağıralım ve onlar bu ölçü içinde dünyevi tercihlerini yapsınlar. İyilerin yanlışlarını kabul etmeyelim, kötülerin varsa bir iyilikleri, onu da reddetmeyelim. Bir Pusula gibi, hep yüzümüzü aynı yere dönelim. Hakka dönelim!

Doğuculuk, batıcılık, sağ- sol yok. Hak-Batıl var! “Doğu da batı da Allah’ındır”. Söz konusu olan Hak ve adaletse, bize düşen görev, haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yani zalime karşı olmaktır. Zalim babamız, Şeyhimiz, Liderimiz de olsa, Mazlum düşmanımız da olsa! Selam ve dua ile.