Rus düşünür A. Dugin 21 Ağustos 2025’te X hesabından şöyle bir mesaj atmış: “İsrail’in saldırganlığı karşısında İslâm ülkeleri ne yazık ki sanki hiç var olmamış gibi suskun ve silik birer gölgeye dönüşmüşlerdir. Bugün ortaya çıkmıştır ki, meydan okur gibi böbürlenenlerin bütün kudreti, yalnızca Washington’un emirleriyle masumların kanını dökmekten ibarettir. Dünya, İslâm’ın bu kadar açık, bu kadar çıplak bir aşağılanışına asırlardır tanıklık etmemişti. Bu zillet utanç vericidir, bu manzara kahredicidir!” Bunu bir Hristiyan söylüyor. Biz ise “Mefahire dönüştürdüğümüz tarihle ve Menakıb’larla süslenmiş, geçmişin dini menkıbeleri ile övünerek zaman geçiriyoruz. Osmanlının yakın tarihinden utanç verici işler oldu, ki Osmanlıyı asıl yıkan dıştan gelen tehditten çok içerideki çürüme ile ilgilidir. Onu da hep “içimizdeki hainler” yapmıştır (!?) Halbuki, Şeytanın ve onun dostlarının varlığı günah işlememizin bahanesi değildir.
Bir türlü özeleştiri, Nefs muhasebesi, ne derseniz deyin bu işi başaramadık. Hep başkalarını suçladık. Peygamberler bile “Tevbe istiğfar” ederken, “inni küntü minezzalimin” derken, din ve devlet büyüklerini öyle yücelttik ki, adeta İlah ve Rab ilan ettik.
“Yeni Osmanlıcılık” aslında “Jön Türk” hareketi gibi bir şeydi.
Milliyetçilik soğuk savaşta Ruzi Nazarların eliyle ABD’nin gönüllü askerliğine dönüştürüldü.
Sosyalizm de öyle, Liberalizm de öyle. Gülen cemaati aslında Hilafet coğrafyasının ve Osmanlı Milletler topluluğunun kontrol altına alınması için bir Truva atı idi.
Türkiye merkezli, Yeni Osmanlı etiketli bir dini hareket örgütleniyordu aslında.
Gülen cemaati de bu işte tek başına değildi, başkaları da vardı.
Diğer İslam ülkelerinde de benzer hareketler örgütlenmişti.
Üst akıl yaptığı plan gereği; işin sivil yanı, cemaat boyutu, okul ve iktisadi işletmeler, Vakıf, Dernek, Media'yı vs sistemize ederken, BOP’un siyasi yönüde yedeğe alınmıştı. Oyunu, Gülen’in siyaseti de paylaşmak istemesi bozmuştu.
Tarih övgü ya da sövgü kitabı değildir. Bir toplumun ortak hafızası ve tecrübeler birikimidir. Tarihle övünülmez ve tarihle dövünülmez. Tarihin doğruları kadar yanlışları da değerlidir. Doğrularını bu şekilde geliştirirken, yanlışlıkların tevbe eder, o konuda dikkatli oluruz.
Bize anlatılan Osmanlı tarihi sanki “asrı saadet” gibi. 36 Osmanlı padişahından 12.’i zorla görevden alındı. Halkın “Gavur padişah” dedikleri de vardı. 2. Mahmud’un saltanatı (28.7.1808-1.71839) 31 yıl sürdü. Lale devri başka bir alem, Tanzimat başka bir alem. Mustafa Kemali eleştirenler bu dönemde ne oldu ona pek girmezler. Bizden adil şahitler olmamız istenmiyor mu idi. Osmanlıda çok güzel şeylerde oldu, ama çok kötü şeylerde. Mesela 3. Mehmed 1595’te tahta çıkınca 19 Erkek kardeşini boğdurtmuş. 60 civarında veliaht bu şekilde katledilmiş.
Mustafa Kemal’in yaptığı devrimlerin hepsi eğitim, askeriye, kıyafet, ölçü-tartı, dini kurumların kapısının hepsi 2. Mahmut döneminde de vardı. 2. Mahmut’ta İslam’ı olan yasaklanmadı, ama meşrulaştırıldı. Mustafa Kemal İslami olanını da yasakladı. 2. Mahmud döneminde Şeyhülislam padişahın emrindeydi, Padişah Şeyhülislam’a, kendi yazıp gönderdiği fetva konusunda “ya fetvayı imzala gönder ya da kelleni gönder” diyebiliyordu. Bakın bize anlatılan “İstanbul’un fethi” de, “Anadolu’nun fethi” de bize anlatıldığı gibi değil. Ya da Çanakkale, Kurtuluş savaşı nasıl? Sultanlar ve yöneticiler tarafından var olan iktidarı ve onların icraatlarını meşrulaştırmak için din ve tarih kullanılmıştır. Hiçbir coğrafyada ya da ülkede yaşayan, belli bir ırka sahip bir topluluk bütün zamanlar için hep iyi ya da kötü olamaz. Biz doğduğumuz anne babayı, toprağı, zamanı, derimizin rengi ve cinsiyetimizi biz seçmedik. Bundan dolayı insanlar üstün ya da geri olamaz.
Hz. İbrahim bir putperest babanın çocuğu idi. Hz. Lut onun yeğeni idi, Kavmi onu yalnız bıraktı. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İshak’ın iki oğlu vardı, Hz. Yakub ve Esav. Esav iman edenlerden değildi. Hz. Yakub’un 13 çocuğundan 11’i anlaşıp Hz. Yusuf’u kuyuya atmadılar mı? Lanet olası Firavun’un evinde Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Asiye, Hz. Maşite ve zevcesi ile Hz. Hacer vardı. Hz. Hacer Hz. İsmail’in annesi idi. Bizim kafamızı kiraya vermekten vazgeçmemiz gerek. Ezberlerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerek. Yeniden iman ederken, tövbe istiğfar etmeden önce biz nerede yanlış yaptık sorusunun cevabını aramamız gerek. Gazze savaşı ve ABD’nin İran’a saldırısı sürerken, Mekke, Medine ve Kudüs tehdit altındayken, bugün bunlar üzerinde ciddi anlamda düşünmemiz gerek. Bize anlatılan Çanakkale savaşında yola çıkarak Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu anlayamayız. Osmanlının nasıl bir anda paramparça olduğunu anlayamayız.
Bakın bugün artık bir karar vermemiz gerek. İran bahanesi ile İsrail’in daveti üzerine ABD, İngiltere, Fransa yeniden bu coğrafyada bayrak gösterdiler. Büyük İsrail için buradalar. Ve Kudüs’ten önce Mekke ve Medine’nin içinde yer alan Suudi Arabistan bu ülkelerin işgaline uğradı. Suudi hanedanı ve diğer Arap şeyhlerinin önce zihinleri ele geçirildi, sonra da Epstein üzerinden uçkurlarından yakalandılar. Oltayı yuttular. Oltayı yutan balık yem istemez.
Ankara’da birileri, İran’ı, bölgedeki ABD üslerinin bulunduğu ülkelerdeki üsleri vurmasını kınıyor. Eğer bu konuda samimi iseler, aynı şekilde ABD’nin o ülkelerin topraklarını kullanarak İran’a saldırmasını da kınamalılar. Ankara Arap’larına oluşturduğu “koro”ya katılmayıp, adil şahitlik görevini yaparken daha dikkatli davranmalıydı. Sibel Edmons Ankara’nın son açıklaması ile ilgili olarak bir iddiada bulunuyor ve Trump’ın Erdoğan’ı telefonla aradığında Ondan bölge devletlerinin yanında durması, Operasyonlara doğrudan ve/veya dolaylı destek vermesini istiyor. Ömer Çelik’in son açıklaması bu konuyla ilgili olabilir mi? Farkında mısınız değil mi, ABD İsrail’in güvenliği için bölgedeki bir düzine İslam ülkesini ateşe atabiliyor ama kendine üs veren bu ülkelerin güvenliği için kılını kıpırdatmıyor. Öte yandan Savaş bakanı KAFİR İslam dünyasına meydan okumaya devam ediyor.
Bunların devletlerini onlara armağan eden, sınırlarını çizen, rejimlerini ve iktidarlarını oluşturan Şeytani akıl tekrar geldiği yere döndü. Onların “Vatan” dedikleri toprak da onlara tapulandı. Selam durdukları Bayraklarını da efendileri çizdi. Filistin bayrağı dediğiniz bayrak Şerif Hüseyin’in Osmanlı’ya isyan bayrağı değil mi idi. Sahi “Yurd”, “Ülke”, Memlekete ne oldu da “Ulus” diye tanımlanan bir halkın toprağı olan “Vatan”ı kabul ediverdik. Namık Kemal “Vatan yahut Silistre”yi yazdığında hapse atıldı. Çünkü “ulusun toprağı” ayırımı bölücülüktü.
Osmanlının Mimarisi, Sanatı, özellikle Tıp alanındaki çalışmaları, Emannameler, Fütüvvet nameler, Pendnameler, Vasiyetnameler, Vakıf müesseseleri birçok konuda o zamana göre çok ileri adımlar atıldı, işler başarıldı Allah’ın yardımı ile.
Osmanlı tarihini yeniden okumamız gerek. O 600 yıl hep aynı değildi. Osman Gazi yaklaşık 1258 yılında doğmuş ve 1323’te vefat etmiş. Fatih'e kadar olan dönem beylikler dönemi. Orhan Gazi sonrası 1. Murad, 1. Bayezid, 1. Mehmed ve 2. Murad olarak sıralanır, Fatih Sultan Mehmed 1432'de doğmuş ve 1481'de vefat etti. Fatihe kadar beylikler dönemi, Fatih dönemi ara dönem, geçiş dönemi. Kanuni Sultan Süleyman 1520 yılında tahta çıkmış ve 1566'da vefat etmiş. 46 yıl işbaşında kalmış. Devlet onun zamanında örgütlendi. Fuzuli “Şikayetname”sini 1534’te yazmış. Yani Saltanatın 14. Yılında. “Selam verdim rüşvet değidur deyu almadılar” diyor. Kanuninin vefatından 164 yıl sonra, batıda sömürü, işgal ve yağma, 100 yıl savaşları devam ederken biz Lale devrine giriyoruz. Yıl 1718. Kilise derebeylerle anlaşarak ulus devletler, uluslararası düzen inşa ediliyor o dönemde Westefelya’da. Lale devri başladıktan 12 yıl sonra 1730 da sona eriyor. Bizdeki Lale devri ile Tanzimat arasında batıda 1789’da Fransız devrimi var. Tanzimat dönemi 1839'da başladı ve 1876'da bitti.
Batıda Protestanlığın doğması ile bizde de batı taklitçiliği şeklinde devlet, kamu düzeni, toplum hayatında dini hayatı dar bir alana sıkıştıran reform çalışmaları başladı. Zaten İttihat ve Terakki Cemiyeti 1889'da kurulacak ve 1918'de dağılacaktır ama, dağılmadan önce de “Müslümanların Halifesi sıfatını taşıyan Abdülhamid’i Selanik’e, bir Yahudi iş adamının evine sürgüne gönderip, mecburi iskana tabi tutacaktır. 2.. Abdülhamid 1909'da Selanik'e sürülmüş ve 1912'de İstanbul'a dönmüştür. Abdülhamid’den sonra halife ve sultan olan Osmanlı Hakanı Vahdettin 6. Mehmed /Vahdeddin ise 17 Kasım 1922'de İstanbul'dan ayrılıp batıya sığınmak zorunda bırakılmıştır. (Bu hilafet konusunu 06 Mart’ta Mirat Haber’de yazacağım inşallah farklı bir açıdan).
Peygamberlerin kurdukları devletler bile 600 yıl adalet üzere yoluna devam etmedi Hiçbir devlet sürekli adalet üzre olmadı. Dünyevileşti, zulme saptı ve yıkıldı. Hz. Muhammed'in Risalet’i 610 yılında ilk vahiy ile başladı ve 632 yılında vefatı ile Risalet dönemi sona erdi. Peki daha sonra ne oldu? 4 Halife dönemi sahabeler, vahiy kâtipler, ravilerin yaşadığı dönem. Hz. Ebu Bekir 632'de göreve başladı 634'te vefatı ile sona erdi. 2 yıl görevde kaldı, Hz. Ömer 634'te göreve geldi, 644'te şehadeti ile sona erdi. 10 yıl görevde kaldı. Hz. Osman 644'te geldi, 656'da şehadeti ile sona erdi.12 yıl görevde kaldı, Hz. Ali ise 656'da göreve geldi, 661'de şehadeti ile sona erdi. Bu dönem yaklaşık 5 yıl sürdü. Peygamberimizin vefatından sadece 29 yıl sonra bu devlet Kerbela fitnesi ile son buldu. Peygamberimizin vefatından 12 yıl sonra göreve gelen Hz. Osman’ı en yakın çevresindekiler şehid etti.
Abdülhamid’i Alagini efendinin evine sürgüne gönderilmesini elbette asla kabul edemeyiz. Sevdiğimiz birinin hatalarını görmezden gelmemeliyiz, kötü birinin de iyi özellikleri görmezden gelemeyiz, sözü dinler, işe bakar ona göre karar veririz. Çok konuşan konulardan biri Yahudilere toprak satışı. Satış değil iskân izni verildi, onlardan borç da alındı, Rothshild’ler Türk Petrol imtiyazı da verildi. O İttihatçı işbirlikçilerini oraya kim tayin etmişti. Bu konulara girmeyelim. Rıza Nur’u sadece Mustafa Kemal üzerinden okumayalım, bir de Osmanlının son dönemini anlamak için okuyalım.
Tekrar bölgemizdeki savaşa dönecek olursak ABD’li tanınmış Tv program yapımcısı Tucker Carlson birkaç gün önce, Katar ve Suudi Arabistan'da yetkililer, bu ülkelerde bombalı saldırılar düzenlemeyi planlayan MOSSAD ajanlarını yakalamışlar. Bu vesile ile MOSSAD İslam ülkelerine daha fazla hasar vermek ve bunun suçunu da İran’a yüklemek istiyor. Bu arada Suud'da Aramco tesislerini İran kendilerinin vurmadığını açıkladı. Öte yandan Trump, İspanya'nın ABD ordusunun İran'a saldırmak için üslerini kullanmasına izin vermeyi reddetmesinin ardından İspanya ile tüm ticari ilişkilerini kesti. Aslında bu karar aynı zamanda Türkiye’ye de örtülü bir uyarıdır. Aba altından sopa göstermektir. Bugünlük de bu kadar.
Selam ve dua ile.