İran Seçimlerini Konuşurken Allah'tan Gafil Olduk

Nureddin Şirin

Allah Tebareke ve Teala Kur"an"da sürekli olarak müminleri uyararak, başarı ve zaferin sırrının Allah katında olduğunu beyan eder.

Nasr süresinde "Allah'ın yardımı ve zaferi geldiği, Ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit, Rabbine hamd ederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir" buyuran Rabbimiz, zaferin Allah katından olduğunu bildirip Allah"ın nusretinden hiçbir zaman gafil olmamamızı, ve O"na sürekli hamd ve istiğfar üzere bulunmamızı buyurur.

Yine başka bir ayette, yegane sığınağın ve menzilin Allah olduğunu buyuran Rabbimiz biz müminleri şu şekilde uyarır:

"Allah size yardım ederse hiç kimse size galip gelemez. Eğer sizi yüzüstü bırakırsa O'ndan başka size kim yardım edebilir? Artık müminler yalnız Allah'a güvenip dayansınlar" (Al-i İmran 160)

İmam Hamanei, Kur"an hafızları ve karilerine hitaben yaptığı konuşmada, "Kur'an, anlamak, düşünmek ve amel etmek içindir. Kur'an'la amel ettiğimiz ölçüde onun etkisini fark ederiz. Allah'ın mü'minlere verdiği zafer sözü, kesindir. Eğer ilahi vaadlerin tahakkuku için gerekli şartlar ile Kur'an-ı Kerim'in buyruklarına göre hareket edersek, hayat boyunca ilahi vaadi görürüz" demişti"

"..

İran"daki cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasındaki gelişmelerle ilgili yazdığımız birkaç yazı olmuştu; yaşanan hadiselerin arkasındaki amacın asıl nedeninin Velayet-i Fakih kurumunu etkisizleştirip İslam Cumhuriyeti nizamını yıkmak olduğuna dikkat çekmiştik; bazı kardeşlerimiz, dostlarımız, İran"daki belli bazı maruf şahsiyetlere yönelik ağır suçlamalarda bulunmakla bizi eleştirmişlerdi.

Gerçekte İran"da olan neydi? Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybeden adayların seçimlerde "hile" yapıldığı gerekçesiyle haklı görülebilecek itirazları mıydı söz konusu olan? "Yeşil sel" diye tanımlanan "reformcu siyasi akım" yandaşlarının ortaya koydukları eylemler ve yol açtığı kriz gerçekte, bir seçim sonrasında yaşanabilecek olağan tartışmaların bir sonucu muydu?

Bu konudaki düşüncelerimizi ısrarla belirtirken, Velayet-i Fakih kurumuna karşı planlı, sistematik bir operasyon olduğuna vurgu yapıyorduk; ancak "taraf" olmakla nitelendirildiğimiz için, karşı tarafa karşı acımasız, subjektif ve ön yargılı yaklaştığımız söylendi durdu"

Gün geldi, seçim sonrası yaşanan olayların sorumlusu olarak tutuklanan belli şahsiyetlerin yargılanmasına başlandı. Tutuklu olanların arasındaki iki isim çok şeyi ifade ediyordu; birincisi eski Cumhurbaşkanı Seyyid Muhammed Hatemi"nin yardımcısı Muhammmed Ali Ebtehi, diğeri ise Haşimi Rafsancani"nin yakın adamı Muhammed Atrifanyer.

Bu iki önemli kişinin cumhurbaşkanlığı seçimleri ardından yaşanan olayların perde arkasıyla ilgili yaptığı tarihi itiraflar gündeme bomba gibi düştü"

Her iki şahsiyet anahtar kişiliklerdi. Söyleyecekleri sözler, yapacakları savunmalar yaşanan süreçte önemli etkileri olacaktı"

Ama doğrusu kimse onların böylesi bir itirafla İran e dünyanın karşısına çıkacaklarını beklemiyordu; her ikisi de en kısa ifadeyle, seçim sonrasında yaşanan olayların önceden planlanmış bir senaryonun uygulanması olduğunu belirterek, timsah gözyaşları dökenlerin ve sözde hak ve özgürlük talepçilerinin yüzlerindeki maskeyi indirdi.

Haşimi Rafsancani"nin siyasi grubu olan "Karguzaran" (Ülkeyi Yeniden Kalkındırma) hareketinin önemli isimlerinden Atrifanyer "Ben şurada itiraf ediyorum ki, Velayet-i Fakih sistemini ortadan kaldırmak isteyenler, bu nizamın manevi tarafını yok etmeyi amaçlamışlardı" diyerek ilk bombayı patlattı"

Acaba kimlerdi bunlar? İran içindeki marjinal inkılap düşmanları mı, yoksa kedilerini "halkın mücahidleri" olarak tanımlayan münafık terör çetesi'nin mensupları mı? Yoksa meydanlarda sözde İslam İnkılabı sloganları atarak/attırarak kendilerini İslam İnkılabı bağlısı gösteren politik cenahlar mı?

Bu sorunun cevabını yine en güzel şekilde Atrifanyer veriyor:

"Biz, Velayet-i Fakih'e karşı bir açı oluşturduğumuz için bir nevi nifaka düştük ve söylediklerimizle yaptıklarımız birbiriyle çelişti"

"Biz" yani kim, kimler...?

Muhammed Ali Ebtehi ise bir başka bombayı patlatmada gecikmedi:

"Kargaşalar yaratmak ve halkı sokağa dökmek için seçimlerde hile yapıldı diye bir plan ortaya atıldı ve bu bağlamda, Musevi'nin seçimlerde hile yapıldığına dair şikayet sunması ve belgeler vermesi söz konusu edildi. Ayrıca, halkın geniş bir şekilde sokaklara ve caddelere çekilmesini sağlamak için facebook, sms ve bazı internet siteleriyle haberleşmeye çalıştık"

Mir Hüseyin Musevi ve yandaşlarının hedefi, seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle, bir hukuksuzluğu düzeltmek mi, yoksa belli bir siyasi program çevresinde ülkede belli bir kaos ve dönüşüme yol açmak mıydı?

Ebtehi"nin açıklamaları buna da ışık tutmuş oldu"

Hiç mübalağa yapmadan belirtmek isterim ki, bu itiraflar İslam devriminin 30 yıllık tarihi içerisinde tam bir yol ayrımını ifade etmektedir; inkılab boyunca sürekli zikzak çizerek nerde durdukları ve nerede duracakları belli olmayan bu reformcu denilen kanat ölümcül bir yara almış oldu; bu kanada bu darbeyi indiren Ne Ahmedinejad ne de diğer siyasi kanat oldu; reformcu denilen kanat, bir diğer tanımlamayla "Yeşil seli" kendi içinden yükselen bir sesle büyük bir hüsrana yuvarlandı"

Fikrin, ideolojin her ne olursa olsun, önce dürüst olmalısın; ikiyüzlü, içten pazarlıklı, yalancı bir zemin üzerinde yükselirsen, bir gün gelir öyle bir düşersin ki, bir daha sırtını yerden kaldıramazsın"

Acaba meydanlarda ve minberlerde yüz binlerin karşısına çıkarak hak, hukuk ve özgürlük sloganlarını yükseltenler halkın karşısına çıkacak yüz bulacaklar mı kendilerinde?

Mir Hüseyin Musevi doğal olarak, Ebtehi ve Atrifanyer"in şok eden itiraflarının baskı ve işkence altında alındıklarını ileri sürerek dayanılmaz bir hafiflik sergilemiş oldu. Zaten onun bu iddiasına cevabı yine Ebtehi ve Atrifanyer verdi: "Siz İran halkını geri zekalı mı sanıyorsunuz?"

Artık ağzından çıkanı kulağı duymayan Musevi, ortaçağ işkencelerinden, bazıları da tutuklulara ilaç verilmekten söz etti"

Kimdi bu iki kişi? Sokaktan yakalanan sıradan iki kişi mi? Biz bunların ifadelerini televizyon spikerinin ağzından değil, herkesin ortasında çok rahat bir şekilde yaptığı itiraflarıyla kendi ağızlarından duyduk, bütün dünya dinledi"

Belli bir siyasi akımın önde gelen bu iki kişisi basit tehdit ve baskılar altında böylesi itiraflarda bulunacak idiyseler, o zaman o siyasi hareketin nasıl bir çürük temellere dayandığını ortaya koymaz mı? O zaman size sormazlar mı, "Böylesine basit kişilerle mi bir hareketi yönlendiriyordunuz?"

Reformcu kanatın en büyük korkusu, bu tarihi itirafların kendilerine nasıl bir hazin son hazırlayacağını tecrübi olarak bilmelerinden kaynaklanmaktadır.

Bilindiği üzere, İslam İnkılabı sürecinde, İran içerisinde "Tudeh" adlı Sovyet Rusya bağlantılı bir örgüt vardı; Rusya ile bağlantılı olarak İran"da yönetimi ele geçireceklerinden çok emindiler.

İran güvenlik güçleri gerçekleştirdiği büyük bir operasyon sonucu, bu hareketin birçok elemanını tutuklayarak İslam Cumhuriyeti nizamına karşı komplolarını kanıtlarıyla ortaya koydu; ancak Tudeh Hareketi"nin bu süreçte aldığı ağır yara, mensuplarının tutuklanmasından dolayı değil de liderlerinin İran halkına yaptığı itiraflar sebebiyle olmuştu"

Tudeh hareketinin iki lideri vardı: biri hareketin lideri Nureddin Kiyanuri, diğeri ise hareketin beyni olan İhsan Taberi idi.

Her ikisi öylesine itiraflarda bulunmuşlardı ki, 60 yıllık bir geçmişi olan Tudeh hareketini bir çırpıda bitirmişlerdi. Kiyanuri nasıl bir siyasal komplo içinde olduklarını anlatırken Taberi de Marksist ideolojinin İslam karşısında bir put gibi yıkıldığını söylüyordu. Nitekim İhsan Taberi"nin itirafları "Bir Putun Yıkılışı" başlığı altında yayınlanmıştı"

Elbette ki burada Muhammed Ali Ebtehi ile Muhammed Atrifanyer"i Kiyanuri ve Taberi"ye benzetme durumunda değiliz. Ancak bunlar arasındaki ortak nokta, "kendi siyasal bağlılarını hüsrana uğratmak, İran halkı nezdinde Temmuz güneşi karşısındaki bir kar gibi erimek" olmuştur"

İslam İnkılabı tarihinin en kritik dönemlerinde yaptığı başbakanlık ve sergilediği yönetimle halkın güven ve sevgisini kazanan ve sonuçta büyük ölçüde buradan hareketle büyük bir ilgi ve destek gören Mir Hüseyin Musevi, eteği altına giren nifak, ihanet ve haset çetelerinin elinde bir oyuncağa dönerek, İran halkı arasındaki o saygınlığı ve güvenini de kaybetti.

Mir Hüseyin Musevi"nin şahsiyeti hakkında hüsnü zanda bulunmamızı gerektiren birçok sebep vardır; ancak Mervan bin Hakem"lerin Hz. Osman"ın kanına girilmesine yol açan sürecin taşlarını döşediği gibi, Mir Hüseyin Musevi"nin ardına gizlenen Mervan bin Hakem'ler de, onu onulmaz yaralarla karşı karşıya bıraktı"

İnkılab tarihi boyunca münafıkların takip ettikleri geleneksel siyaset hep birilerinin arkasına gizlenerek komplo ve ihanetlerini gerçekleştirmeye çalışmak olmuştur"

Devrimin ilk yıllarında Tebriz"de İslam Cumhuriyeti"ne karşı yıkıcı bir isyana kalkışan inkılab düşmanları kendi yüzlerini açıkça göstermiyor, aksine Azeri kökenli İranlılar arasında odönemde belli bir nüfuzu bulunan Ayetullah Şeriat Medari"nin arkasına gizleniyor, onun resimlerini taşıyor ve onu kendilerine araç edinerek İslam Cumhuriyeti"ne karşı düşmanca saldırılarını sürdürüyorlardı" Ta ki İmam Humeyni'nin evinin bombalanmasını planlayanlar da Şeriat Medari'nin arkasına sığınmışlardı...

Acaba Mir Hüseyin Musevi, İran içinde ve dışında her çeşit inkılab düşmanlarının kendi arkasında durmasının manasını hiç düşündü mü? Acaba olağanüstü karizmasıyla inkılab düşmanlarını kendi "İslami devrim" yörüngesi içine almayı mı başarmıştı? Acaba "ben bir İslam devrimcisiyim, inkılabın ilk yıllarına dönmek istiyoruz" diyen Mir Hüseyin Musevi, İnkılabın ilk yıllarında Behiştileri, Recaileri, Bahonerleri, Medeni"leri, Kuddusileri ve daha nice inkılabın önder şahsiyetlerini katledenlerin sevgi ve desteğini kazanmayı nasıl başarabilmişti? Fransa"da, Almanya"da, Amerika"da, İsviçre"de, İngiltere"de ve diğer Batı başkentlerinde düzenlenen bol yeşilli İslam Cumhuriyeti karşı eylemlerde boy gösterenler, Receviler nasıl oldu da Musevi"yi kahraman ilan edebildi?

Musevi kendi çıkışını kendi dilinden "yeşil seli" olarak tanımladı; evet ortada bir sel vardı, bu sel nifak, haset ve ihanet seliydi ve bu sel Musevi"yi önüne kattı götürdü.

Umuyor ve diliyoruz ki, kıyıya vurmuş bir Musevi, üzerine sürülen bu lekeyi silecek adımlar atar, çünkü Mir Hüseyin Musevi, İslam İnkılabı"nın sevgili Musevi"siydi"

"..

Her ne olursa olsun, sonuçta Allah"tan gafil olmamamız gerekiyor. Çünkü her hesabı hesaba katıp da Allah"ın hesabını hesaba katmazsak, hüsrana uğrayanlardan oluruz.

Bir kez daha gördük ki, İran"da kimin ne hesabı olursa olsun, hepsinin üstünde Allah Subhanehu ve Teala"nın bir hesabı vardır..

Muhammed Ali Ebtehi ile Muhammed Atrifanyer"in itirafları da Allah Tebareke ve Teala"nın hesabının bir göstergesidir"

Velfecr