İnsanlık Trump’ı durdurmalı

Ahmet Taşgetiren

Hevasını – tutkularını tanrı edinen adamı gördün mü?”

Gördün mü Allah’ın ayetlerini çıkarları için değiştiren sözüm ona din adamlarını…

Görmüşsündür, kendini hiçbir şeye muhtaç görmeyen adamın azgınlaşmasını…

O fotoğraf… Evangelist rahiplerin omuzuna ellerini koyup, Trump’ı kutsadığı görüntüler, Trump’ın da dünya süper gücünün lideri olarak derin bir trans (kendinden geçme) hali, adeta gaşy içinde yarınki cinayetlerini kurguladığı görüntü…

Acaba o halin içinden mi çıktı İran’da kız çocuklarının okuduğu okulu vurmak ve 165 kız çocuğunun yan yana dizilmiş minnacık mezarlarını tasarlamak? Sonra başka okullar başka hastaneler…

Gazze’de de birlikteydi Netanyahu ile mezar kazıcılıkta… Evangelizm: Siyonizmin Hrdistiyanlığa kurduğu deformasyonun adı. Buluştular Trump’ın şahsında Siyonist dünya iktidarı ile deforme edilmiş Hristiyanlık…

Kur’an’ın “Hevasını put edinen adam” tanımlaması muhakkak ki her çağda azgınlaşan insan hüviyeti içinden örneklerini bulmuştur, ama bugün tam da Trump’ı tariflemektedir.

Ekini ve nesli mahveden” bir bozulmuş, tefessüh etmiş insan iktidarıdır bu. Trump’ı durdurmayı başarmalıdır insanlık.

Onun tanrılık iddialarını besleyerek varılacak bir yer yoktur. “Armagedon” deniyor ya, “Dünyayı kıyamete hazırlamak” bunu bir din coşkusu içinde talep etmek, insanlığı buraya doğru sürüklemek… Trump’ın içindeki put, bunu istiyor, Trump’ı yağlayan – yıkayan her yaklaşım da, insanlığın kıyametini hazırlıyor.

Yapmamak lâzım bunu…

Asla Trump’ın – hadi ondan daha gözü dönmüş bir tip olarak Netanyahu’nun- şehvetini beslememek lâzım.

Ne demişti Said Nursi:

“Aç canavara karşı tahabbüb (sevgi duymak), merhametini değil iştihasını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister.”

Şu da var Mektubatı’nda:

“Zalim ve vicdansız bir adam, birisini yere atıp ayağıyla onun başını kat’î ezecek bir surette davransa, o yerdeki adam eğer o vahşî zalimin ayağını öpse, o zillet vasıtasıyla kalbi başından evvel ezilir, ruhu cesedinden evvel ölür. Hem başı gider, hem izzet ve haysiyeti mahvolur.”

“Hem o canavar, vicdansız zalime karşı zaaf göstermekle, kendisini ezdirmeye teşci’ eder. Eğer ayağı altındaki mazlum adam, o zalimin yüzüne tükürse, kalbini ve ruhunu kurtarır, cesedi bir şehid-i mazlum olur. Evet, tükürün zalimlerin hayâsız yüzlerine!” (Mektubat, 29. Mektup, Altıncı Risale)

Asla zalimlerin kurguladığı oyunun parçası haline gelmemek lâzım.

Bizimkiler” dedim, Sumud Filosu’nu iyi anlamak zorunda. O bir “insanlık hareketi” idi… İnsanlığın evrensel değerler için ayağa kalkışı… Zulme karşı ayağa kalkış. Amerika’ya rağmendi, Avrupa’ya rağmendi, İsrail’e – Siyonizme rağmendi.

İnsanlık o gün bir minik, mazlum Müslüman toplum için ayaklanmış, denizlere açılmıştı, silâhların üzerine yürümüştü.

Pedro Sanchez… İspanya Başbakanı… Onun sırtında yumurta küfesi yok anlaşılan ya da İnsanlık haysiyeti için gözünü karartmış bir insan o.

Yok, dedi Trump’a, senin çizdiğin rolü oynamayacağım, senin dediğin yerde durmayacağım, insanlığımı koruyacağım….”

Bizimkiler” onun duruşunu anlamış mıdır?

Yoksa “İran, Şiilik, baskı yönetimi, Türkiye’ye tehdit” gibi gerekçelerle, bir de “bize tehdit oluşturmasın, ilişkileri bozmak reel - politiğe uymaz” gibi hesaplarla Trump gibi bir ego putlaşmasının gündemleşmesini ıskalamak mı?

Kahrolsun Amerikan emperyalizmi” demek en çok kime yakışırdı? Tam da “Bu zalim yönetim…” diye haykırmanın zamanı değil mi?

Gazze bir riviera haline gelir, kalan üç – beş Filistin’li de göğe yükselen otellerde hizmet elemanı durumuna düşerse, asıl o zaman görün siz, Trump’ın hamlelerine eklemlenmenin vebalini…

İslâm dünyasına çağrı”da bulunuluyor. Bunlar da artık beylik lâflar haline geliyor. İslâm dünyası ne yapsın, biz de İslâm dünyasının bir yerinde isek biz ne yapıyoruz ki İslâm dünyası ne yapsın?

Kimse savaşın parçası ol demiyor, ama “Böyle, her kafasına esenin bir başka ülkeye bomba yağdırdığı, bir başka ülkenin yöneticilerini katlettiği bir düzeni de kabul etmiyoruz” demenin nesi var?

Trump – Netanyahu ikilisi bir savaş veriyor. Açık emperyalist bir savaş bu. Üstelik bizim bölgemizi, hani çok sevdiğimiz “Gönül coğrafyamız”ı ateşe veren bir savaş bu. Bahane bulmak zor değil emperyalist bir güç için… Petrole bulanmış deniz kuşları, nükleer tehlike gerekçesi olmuştu Irak’ı vurmak için… Sonra Irak’ın işgalinde 1 milyon insanı katlettiler. Irak’ın bilim insanlarının kökü kazındı Mossad ajanlarınca…

Şimdi İran… “Yarın kim?”diye sorulması bazılarımızı rahatsız ediyor. “Arz-ı mevud”un kapsama alanına girmiyor muşuz rivayete göre… Acaba nereler giriyor, İran o kapsama alanı içinde miydi meselâ?

Belki bu günlerde Mehmet Akif’in “Merkep ile kurdun hali” şiirini yeniden okumakta fayda var.