İnsanlardan bahsediyoruz, hey!

Hakan Albayrak

İsviçreli yazar Max Frisch, “misafir işçiler” konusunda “İş gücü çağırdık, insanlar geldi” demişti.

Birkaç sene çalıştırılıp ülkelerine geri gönderilmeleri planlanan ama göç ettikleri İsviçre’de, Almanya’da, Hollanda’da kendilerine yeni bir hayat kurup kök salan ve tahammül edilmeyi değil bütün farklılıklarıyla saygı görmeyi bekleyen insanlar.

Türkiye’de “Geçici Koruma Statüsü”yle bulunan Suriyeliler de pat diye buradan alınıp oraya koyulabilecek eşyalar değil, senelerdir yaşadıkları bu ülkede kendilerine bir hayat kuran saygıdeğer insanlardır.

Gel de Kemal Kılıçdaroğlu’na, Meral Akşener’e, Muharrem İnce’ye, Sinan Oğan’a, Ümit Özdağ’a anlat!

Üç senede, yok iki senede göndereceklermiş HEPSİNİ; burada senelerdir kurdukları ve alıştıkları hayata, işlerine güçlerine, duygularına ve hayallerine bakmadan.

3 milyon 600 bin insandan bahsediyoruz.

Üç seneyse, senede 1 milyon 200 bin Suriyeli gönderecekler!

İki seneyse, senede 1 milyon 800 bin Suriyeli!

Günde ortalama 3-5 bin kişi!

Hatta, CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kılıçdaroğlu’nun 2019’da verdiği rakama (6,5 milyon) inanacak olursak, bunun neredeyse ki misli!

Nasıl olacak bu?

Suriyelilerin mahallelerine dalıp dalıp, tarlada patates toplar gibi insan mı toplayacaklar?

Kamyona patates yükleyip sebze haline gönderir gibi mi gönderecekler onları Suriye’ye?

Suriye’nin neresine?

Kaçtıkları kanlı diktatörlüğün kucağına mı?

İstiap haddini zaten aşmış olan, 3 milyon 600 binlik ilave nüfusla yoksulluk ve anarşinin kol gezeceği, TSK ve Suriye Milli Ordusu (Hür Ordu) kontrolündeki bölgelere mi?

O karanlığa kitleler halinde sürülmeyi kabul etmezlerse ne olacak peki?

Mahalleler kuşatma altına alınıp kitlesel derdest operasyonları mı yapılacak?

Direnenlere şiddet mi uygulanacak?

(Kılıçdaroğlu ‘Biz Esed yönetimiyle anlaşacağız, geri dönen sığınmacıların can ve mal güvenliğini garanti altına alacağız’ diyor ama -anlaşsalar bile- Esed’li bir ‘garanti’ye hangi Esedzede güvenir? Kaldı ki Kılıçdaroğlu, Esed’le anlaşma ve ‘garanti’ bahsinden bağımsız olarak da Suriyeli mültecileri “en geç iki yıl içinde” geri göndereceklerini söylüyor.)

Kimse farkında değil veya farkındaysa da söylemiyor, ben söyleyeyim: CHP / İYİ Parti iktidara gelir ve Suriyeli mülteciler konusunda dediklerini yapmaya kalkışırsa, altından kalkamayacağımız bir kaosa maruz kalabiliriz.

Bir de CHP’nin ‘Suriye-Irak Tezkeresi’ konusundaki malum tutumu var.

Meclisteki ilgili oylamada, Suriye’nin kuzeyinde görev yapan askerlerimizin oradaki görev süresinin uzatılmasına karşı çıktı CHP.

Demek ki elinden gelse oradaki askerlerimizi geri çekecek.

Bu ne demek?

Esed güçlerinin o bölgeye intikali, şiddetli çatışmalar, hava bombardımanı ve milyonlarca insanın daha yerinden yurdundan edilmesi demek.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun evvelki gün TRT Haber’de anlattığı gibi:

"Ülkede (Suriye’de) siyasi süreçle ilgili bir mutabakat, ülkeyi birleştirecek bir yol haritası olmadığı sürece biz çekildiğimiz an burada kan gövdeyi götürür. İç savaş devam eder. Bu çatışmalar olduğu zaman yine birçok göçmen bizim kapımıza dayanır.”

***

Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin himayesi altındaki ahaliyi ve Türkiye’deki Suriyeli mültecileri zora sokacak bir karar almayacaklarını söyleyip “Rahat, müsterih olsunlar” diyen Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a selam olsun.

“Göçmenleri birilerine yedirmeyeceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a selam olsun.

Mülteci düşmanlığıyla mücadelenin bayraktarlığını yapan ÖZGÜR-DER ve Sığınmacı Hakları Platformu gibi sivil toplum kuruluşlarına selam olsun.

İnsanlık ölmedi.