İmralı’yı önce PKK muhatap alsın!

Hakan Albayrak

HDP’nin 21 Mart 2013’te Diyarbakır’da düzenlediği Nevruz kutlamasında, Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nden gönderdiği mektup okunmuştu.

Mektubunda, “Bugün artık yeni bir Türkiye’ye, yeni bir Ortadoğu’ya uyanıyoruz. Silahlı direniş sürecinden demokratik siyasi sürece kapı açılıyor. Artık ‘Silahlar sussun, fikirler konuşsun’ noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan, Kürdüne-Türküne-Lazına-Çerkezine bakmadan bu coğrafyanın ta bağrına akıyor. Ben bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliği ile diyorum ki, artık yeni bir dönem başlıyor. Silah değil, siyaset öne çıkıyor. Yine diyorum ki, artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir” diyordu Öcalan.

Silahların susup fikirlerin konuşması, siyasetin önünün açılması için, PKK’yı, sarih bir şekilde, “silahlı unsurları”nı Türkiye’den çıkarmaya çağırıyordu.

Ne oldu?

Birkaç yüz kişi (İstihbarat kayıtlarına göre daha ziyade “örgüte yeni katılan ve örgütte pasif kadrolarda yer alan” kişiler), belki Türkiye’deki militanların üçte bir kadarı sınır ötesine çekildi; bu süreçte devşirilen yeni militanlar onların yerini ziyadesiyle aldı; gidenler de kısa süre içinde geri gelmeye başladı; üstelik “silahlı unsur” diye sınır ötesine çekilen toy militanlar, Irak’taki kamplarda silahlı eğitim alıp öyle döndüler.

Neticede, Öcalan’ın sözüne itibar edilmemiş, hatta o sözün tam tersi yapılmış oldu.

PKK elebaşlarından Cemil Bayık, Kasım 2014’te bir gazetecinin “Çekilmede durum nedir, gerilla nerede?” sorusuna verdiği cevapta bunu açıkça ortaya koydu:

“Kuzey’de (Türkiye) her yerde gerilla vardır, hem de 2013 Nevroz öncesindeki konumundan daha güçlü bir konumdadır. Hem nitelik hem nicelik olarak. Türkiye’den çektiğimiz güçlerin bir kısmını da geriye gönderdik. Ve yeni büyük katılımlar da var. Açık söyleyeyim, ayda bin civarında savaşçı katılımı var.” (Yurt Gazetesi, 10 Kasım 2014)

***

Sene 2015; yine 21 Mart; yine HDP’nin Diyarbakır’da düzenlediği Nevruz kutlaması; yine İmralı’dan mektup…

Bu sefer şöyle diyordu Öcalan:

“Tarih ve halklarımız bizden dönemin ruhuna uygun bir demokratik çözümü ve barışı talep etmektedir. Bu temelde tarihi Dolmabahçe Sarayında, hepimizce resmen ilan edilen on maddelik deklarasyon temelinde yeni bir süreci başlatma görevi ile karşı karşıyayız. Deklarasyon gereği ilkelerde mutabakat oluşmasıyla birlikte PKK’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yaklaşık kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim. Umarım ilkesel mutabakata en kısa sürede varıp Parlamento üyeleri ve İzleme Heyetinden teşkil edilen bir Hakikat ve Yüzleşme komisyonundan geçerek bu kongreyi başarıyla realize etme durumunu yaşarız. Bu kongremizle birlikte artık yeni dönem başlamaktadır.”

Ne oldu?

Silah bırakma kongresi düzenledi mi PKK?

Hayır.

Tam tersine; 11 Temmuz 2015’te, Öcalan’ın silahlara veda çağrısının üzerinden dört ay bile geçmeden ateşkesin sona erdiğini ilan etti ve her zamankinden daha korkunç bir şiddet furyası başlattı.

Güya devletin “karakol, askeri amaçlı yol ve baraj” inşaatlarına tepkiydi bu; sanki o inşaatlar o üç dört ayın meselesiymiş gibi!

“Ama hükümet, silah bırakma kongresinin ön şartı olan İzleme Heyeti ile Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’nu hayata geçirmedi” filan da hikâye!

Süreç içinde bunlar da hayata geçebilirdi veya başka bir uzlaşma formülü bulunabilirdi ama PKK alelacele şiddeti tırmandırmayı tercih etti.

Belli ki, her halükârda tercih edecekti.

Her halükârda –bir kere daha- çiğneyecekti Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği talimatı.

Silahlı unsurları sınır ötesine çekme çağrısını boşa çıkardığı gibi, silah bırakma çağrısını da her halükârda boşa çıkaracaktı.

Nereden belli?

Meselâ, PKK’nın 12 Haziran 2015 tarihli şu açıklamasından belli:

“Şunu açıkça vurgulamalıyız ki, gerillanın Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi bırakma konusu ve bunun iradesi tamamen Özgürlük Hareketimize aittir… Dolayısıyla böyle bir çağrıyı HDP yapamayacağı gibi, mevcut İmralı koşullarında bulunan Önder Apo’nun da böyle bir çağrıyı yapması mümkün değildir…”

Yani: Bu saatten sonra kim takar Apo’yu!

***

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bir belgeselde sarf ettiği “Kürt sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. Devlet dediğiniz, gayrimeşru bir organla muhatap olmaz… Mesela İmralı meşru bir organ değil… HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz…” sözleri üzerine “demokratik çözümün adresi ve asıl muhatabı İmralı’dır” diyen HDP’li Sezai Temelli’ye soru:

Terörü sona erdirmek için, PKK üzerinde hâlâ nüfuzu olduğunu varsayarak “İmralı”yı vaktiyle şu veya bu şekilde, şu veya bu vasıtayla muhatap almış olan devlet, yukarıda mezkûr tecrübelerden sonra buna niye tekrar tevessül etsin ki?

Siz o dediğiniz şeyi önce PKK’ya kabul ettirmeye bakın, Sezai Bey.