İktidardaki siyasi hastalık…

İstanbullu orta üst sınıf bir özel sektör çalışanı şöyle diyordu: "Tamam değişim güzel bir şey. İnanmam için birtakım ipuçları lazım. Mesela beni Tayyip Bey şöyle inandırabilir. 'Ya ben çok yanılmışım ben dini iyi bilmiyormuşum, hakikaten dinle siyaset bir arada iyi gitmiyormuş. Ben bunu karımın başını açarak ispat ediyorum, bakın karımın kılık kıyafetinde değil onun dini. Bakın modern bir Türk kadını gibi giyindi o'. Ve 'ben işte söylediklerimin arkasındayım' dese ve 'evet devlet protokolüne böyle girilmez' dese, belki o zaman söylediklerine bir parça inanabilirim... Karısının kafası açılmadan asla... Açarsa yine de düşünürüm, acaba ne çıkarı var diye..."

Yine İstanbullu, emekli bir öğretmenin sözleri de şöyleydi:

"19 Mayıs'la gurur duyarım, bayramlarda bayrak asmaktan heyecan duyarım mesela... Bu heyecanı tarif etsem de izah etme şansım yok. Ben 19 Mayıs'ı seyrederek hep duygulanırım, bu sene duygulanmadım mesela. 19 Mayıs'ta gençlikte böyle içinden gelerek yaptığı bir hareket görüyor musunuz? Ben Ankara'da izledim o gün, İstanbul'u da izledim. Çocukların yaptığı hareketlere bakıyorum. Askerde bize komutanlar öyle diyordu 'ya Hint askeri gibi yürüyorsunuz'. Çocuklar da öyle yürüyordu. Hareketlerde canlılık yok. Eski canlılığı görmedim. Mesela üçlü koalisyon döneminde bana göre daha canlıydı. 19 Mayıs'ta ben Haydarpaşa Lisesi'nde okurken hiç böyle bir şey olmazdı. Biz coşkuluyduk."

Bir saha araştırmasından alıntılar bunlar"

Kimi kesimlerin son günlerdeki ruh halini temsil ediyorlar"

Bu ruh hali uygun kavramlardan birisi "sembolik bozukluk" ya da "sembolik bozukluk hastalığı"dır.

Nasıl?

28 Şubat sonrası yenilenen, kendisini değişim karşıtlığı üzerine temellendiren ulusalcı laik tutumun en önemli özelliklerinden birisi "modern olma hali"ni yüceltmesi ve bu hali salt (temizlik, intizam, giyim, kuşam, örtü, saç tarzı, ayakkabı modeli, bıyık biçimi, vs gibi) simgesel yönleriyle ele alması...

Gerçekten de bu anlayış açısından gerek siyasi gerek kültürel alanda pek az içerik öğesi bu sembolik denetimin dışında kalabilmekte, böylece "sembolik olan" aidiyetin, dürüstlüğün, hakkaniyetin temel koşulu haline gelmektedir.

Simgesel bozukluk hali de bu noktada karşımıza çıkmaktadır.

Zira simgelerin oynadığı baskın rol pre-modern bir aidiyet duygusuna işaret etmekte, siyasal ve kültürel algıda tek odaklı bir yoğunlaşma haline gönderme yapmaktadır. Politik davranışlar bu tek odaklı yoğunlaşma çerçevesinde ortaya çıkmakta, sembolik olanın belirleyiciliği, kendisini kutuplaşmaların içinde doğrulayan bir yapı üretmektedir.

Bu manzara şu şekilde de değerlendirilebilir:

Bu zihniyetin İslam ve simge arasında kurduğu doğru orantı kendi kimlik yapısıyla yakından ilgilidir. "Öteki"nin ya da İslami kesimin algısı aktörün kendi yapısının "öteki"ye ya da İslami kesime transferi üzerinden gerçekleşmektedir.

Ancak simgesel bozukluğun maddi bir temeli de vardır.

Siyasi bir ihtiyacı karşılamakta, laiklik üzerinden bir kültürel, hatta ekonomik tekel sahası oluşturma işlevi görmektedir. Unutmamak gerekir ki bu sahaya giriş ve çıkışlar "sembolik uygunluk kriteri"ne tâbidir" İslami kimliğin siyasal ve kamusal hayatın dışında tutulmasını bu sembolik denetim sağlamaktadır"

Bugün bu denetim sistemi sarsıntı geçiriyor.

Bugün Türkiye bir bunalım yaşıyorsa ve bunalımda toplumsal bir yön aranıyorsa, gözleri önce laik kesimin kendi içinde yaşadığı ayrışmaya ve iç bunalıma çevirmek gerekir.

Yaşanan kriz bir yönüyle kentli laik kesimin demokrasi ve içerik fikriyle temasından doğmuştur"

Ne var ki temas sadece değişimi değil, çatışmayı da kuşatmaktadır.

Sembolik bozukluk hali de bu nedenle had safhaya ulaşmakta, sokak faşizminin ipuçları ortaya dökülmektedir"

Böyle bir yönü de var yaşadıklarımızın"

Yeni Şafak