İki yılı bitirirken... Kendimizi kiminle kıyaslayalım?

Mehmet GÖKTAŞ

"Adınla başlıyoruz" diye iki yıl önce böyle bir nisan ayında başlamıştık Doğru Haber"e.

Şükürler olsun bugün iki yılımızı geride bıraktık, üçüncü yılımıza girmiş bulunuyoruz.

Gösterişten uzak, hiçbir popüler yazar bulundurmaya gerek duymadan, inanmış ve samimi bir kadro ile çıkmakta olan Doğru Haber, bildiğimiz kadarıyla şu anda İslami cephede en büyük tiraja sahip haftalık gazetedir.

Belki bu coğrafyada bugüne kadar hiçbir camia bizim kadar kendisini başkalarına birinci ağızdan, bizzat kendi diliyle anlatma ihtiyacı hissetmemiştir.

Bu anlamda Doğru Haber"in üstlendiği misyon çok çok önemlidir.

Peki, bugünkü geldiğimiz nokta bir başarı mıdır? Neye göre başarıdır, kendimizi kimlerle kıyaslama durumundayız?

Geldiğimiz bu noktanın başarı sayılıp sayılmaması, kendimizi ne birisi olarak gördüğümüze bağlı. Biz kimiz, yüklendiğimiz misyon nedir?

Kendi mesleğimden bir misal vereyim.

Kitap evinin raflarını seriler halinde dolduran aynı yazara ait, üstelik defalarca baskı yapmış kitaplar vardır. Fakat gel gör ki, bu kitapların arkasında bir adam yoktur, ortada ciddi bir yazar yoktur.

Bunun aksine, ilim ve aksiyon dünyasında nice adam gibi adamlar vardır, fakat onların da kitapları yoktur, veya olsa bile önemsizdir, yani kendileri kitaplarından çok çok daha büyüktür, önemlidir. Rahmetli İmam gibi, rahmetli Sadreddin Yüksel gibi veya doğudaki bir çok alimlerimiz gibi.



Bazı adamlar da vardır, kitapları da vardır, kendileri de vardır. Kendisi kitaplarından büyüktür, kitapları da kendisinden büyüktür. Rahmetli Üstad Bediuzzaman gibi.

Bunun gibi, bazı gazeteler, dergiler vardır, sadece o kadar, gerisinde kimse yoktur, gazeteciliği meslek edinen birileridir bunlar.

Bizlere gelince"

Camiamızı, hitap ettiğimiz kitlelerimizi, özellikle şu Nisan ayında ülkeyi Muhammedî renge boyayan insanımızı şöyle bir gözümüzün önüne getirdiğimizde, medyamızın devede kulak kaldığını söylesek yanlış mı olur?. Hele bir de bu sayıya her geçen gün kitleler ekleniyorsa?

Bir biriyle hiç orantılı olmayan bu konumumuzu göz önüne alarak bir an önce yapılması gerekenlerden aklıma gelenleri sıralıyorum.

Doğru Haber günlük olmalıdır ve mümkün olan en kısa zamanda olacaktır inşallah.

Bu arada hafta boş bırakılmamalı, günlük gazete rayına oturur oturmaz kesinlikle yine bir haftalık gazete çıkarılmalıdır.

İlmi ağırlıklı, ciddi konuların araştırılıp ortaya konduğu, iki veya üç aylık bir dergimiz olmalıdır.

Bayanlarımızın bizzat kendilerinin yönlendirdiği yayınlar olmalıdır.

Haber ajanslarımız güçlendirilmelidir, okuyucularımız bulundukları yerlerde habercilik yapmasını öğrenmelidirler.

Türkiye"nin bütün bölgelerinde en azından birer radyoya ihtiyacımız vardır.

Günlük gazetenin ardından, en kısa zamanda bir televizyon kanalı kurulmalıdır.

Televizyonla birlikte, film ve sinema dünyasına girme ihtiyacımız zaten kendiliğinde ortaya çıkacaktır.

Fakat unutmayalım, bütün bunların kaynağı gazetedir. Şöyle bir bakın, Türkiye"deki büyük televizyon kanallarını ayakta tutanların gazetecilikten geldiklerini, hatta bugün de, gazeteciliklerini sürdürdüklerini göreceksiniz.

Diyeceğimiz odur ki, bundan sonra alacağımız bütün mesafeler gelip gazeteye dayanıyor, Doğru Haber"in güçlenmesine dayanıyor.

 

doğruhabergazetesi