İçeride katil solcu kalmadı ki, tahliye edilsin!

Hasan Karakaya

Tek kelimeyle el insaf!..
 
Gerçekten el insaf...
"12 Eylül mahkûmlarının tahliye edilmeleri" ile ilgili neler yazmadılar ki?..
 Hele bakın şu yazdıklarına;
 "Katiller özel reformla serbest!..
Katilleri kurtarıyorlar!..
Eli kanlılara tahliye!..
Hiç mi vicdanınız sızlamadı?..
3. Yargı Paket'i, katillere yaradı!"
 Ve dün...
 Dün de CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan bir basın toplantısı düzenleyip, demiş ki;
 "Yargının geldiği durum itibariyle kim içeride, kim dışarıda?.. Yapılmamış sözde darbelerin sözde sanıkları, iktidarı eleştiren gazeteciler ve milletvekilleri, savaş isteyen iktidarın ordusunun savaş istemeyen generalleri içeride!.. Sivas ve Hizbullah canileri, Deniz Feneri sanıkları, Bahçelievler katliamcıları, Uludere'nin hayalet sorumluları, 12 Eylül darbesinin planlayıcıları, işkenceci katiller ise dışarıdalar!.. Belki hâlâ Marmaris'te resim yapıyorlar!.."
 YA SOLCU KATİLLER?
 İşte, tüm bunlar için "El insaf" diyorum ve soruyorum kendilerine; "Sizlerde hiç mi vicdan yok ki, Bahçelievler katliamını dilinize doluyorsunuz da, neden Dev-Yol'un, Dev-Sol'un, TİKKO'nun, DHKP-C'nin ve PKK'nın katliamlarını es geçiyorsunuz?"
 Efendim bu kadar "gürültü" koparılmasının sebebi şu: Malûm, "7 TİP'linin öldürülmesi"nden dolayı, kayıtlara "Bahçelievler Katliamı" olarak geçen olayın "hükümlü"lerinden Bünyamin Adanalı ve Ünal Osmanağaoğlu, geçtiğimiz Salı günü, yani 10 Temmuz'da tahliye edildiler...
 "Tahliye" edildiler, çünkü;
 Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi "7 cinayet" için "7 ayrı ceza" değil, "bir tek ceza" verilmesine hükmetti...
 Oysa;
 Aynı Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi,
 Bünyamin Adanalı hakkında 1978 tarihinde 7 kişiyi öldürme suçu sebebiyle "7 defa idam" cezası vermişti.
İdam cezasının kaldırılması ile Adanalı hakkındaki ceza müebbet hapis cezasına dönüştürülmüştü...
 İdam cezası kaldırıldıktan sonra, idama mahkûm olanlar Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaysa 10 yıl, adli suç ise 8 yıl yattıktan sonra serbest bırakılacaktı. Adanalı ve Osmanağaoğlu ise "7 defa ölüm cezası"na çarptırıldıklarından, cezaları 7 defa 8 yıl hapis cezası, yani 56 yıl olarak hesaplanmıştı...
 Bu cezaları ise 36 yılda infaz edilecekti. 647 sayılı Ceza İnfaz Yasası uyarınca cezaevinde geçirmeleri gereken süre 25 yıl olarak hesaplanmıştı...
Eski TCK'ya göre ise birden fazla suçtan alınan cezalardan biri uygulanacağından 56 yıl yerine 8 yıl hesaplanıyordu.
 Mahkeme, lehte olduğu için eski ceza yasası hükümlerini dikkate aldı. Bu sebeple; 8 yıllık ceza, terör suçu kapsamında 10 yıl olarak uygulandı. Mahkeme de bu hesapla tahliye kararı verdi. Buna göre 14 yıldır cezaevinde bulunan Adanalı, 4 yıl fazladan yatmış oldu.
 Olay budur...
 Şimdi kalkıp, bu olay sebebiyle; "Katiller özel reformla serbest" demek; bir başka "adaletsizlik", bir başka "cinayet" ve bir başka "yargısız infaz"dır!..
 Arkadaş, "tahliye" edilen bu adamlar "14 yıldır cezaevinde" yatıyor muydu?..
 Elbette yatıyordu!..
 Peki, "kıyak" bunun neresinde?..
 SOLCU KATİLLER DIŞARIDA!
 Bir gazete demiş ki;
 "Katilleri kurtarıyorlar!"
 Farzedelim ki;
 "Ülkücü katilleri"(!) bırakıyorlar!..
 O zaman, şu soru sorulur:
 "Eli kanlı Ülkücü katilleri serbest bırakan mahkemeler, gözlerini kan bürümüş solcu katilleri niye bırakmıyor?.."
 Hele söyleyin;
 Böyle bir soru sorulsa, acaba verilecek cevap nasıl olur?
 Durun, ben söyleyeyim;
 "Mahkemeler çok istese de, solcu mahkûmları tahliye edemezler!..
 Zira, içeride tahliye bekleyen bir tek solcu mahkûm yok!..
 Onlar;
 Çoktaaan çıktılar dışarı!..
 Hem de, öyle 14 yıl filân değil, sadece 3 yıl yatıp çıktılar!"
 Şu işe bakın;
 "Solun eli kanlı katilleri" sadece "3 yıl" hapis yatıp çıkıyor ve hiç kimse bunlara "Katilleri kurtarıyorlar" demiyor ama "Ülkücü"lere gelince "topyekûn saldırı!"
 7 DEFA MI ASACAKSIN?
 Tamam; elbette "tıynet"lerinin, "zihniyet"lerinin ve "gen"lerinin gereğini yapacaklar da, adama sorarlar;
 "Bu, nasıl adalet anlayışıdır ki; bir adama, 7 cinayetten 7 ayrı idam veriyorsun!.. Eğer idam cezası yürürlükte olsaydı, ne yapacaktın yani?.. Adamı idam ettikten sonra, indirip, yeniden mi çekecektin darağacına?.. Sonra yine indirip, yağlı ilmeği yine mi geçirecektin boynuna?.. Öldürdüğün adamı, böyle böyle 7 defa mı sallandıracaktın darağacında?"
 Bunu yapamayacağına göre;
 "7 ayrı idam" neyin nesi?..
 Böyle saçmalık mı olur?..
 HİKMET SAMİ TÜRK'ÜN SÖZLERİ
 Bütün bunlardan sonra, sizlere bir "hatırlatma"da bulunmak istiyorum.
 Tarih, 29 Ocak 2000...
 Yer, Sarıyer Hakimevi.
 Dönemin DSP'li Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, veto edilen "Af Kanunu"na destek istemek için medya yöneticileriyle yemekli toplantı yapıyor... Bu toplantıda, "Affa taraftarım" deyip, ekliyor:
 "Bir Adalet Bakanı olarak aftan yanayım... Zaten cezaevleri istiab haddini aştı... Yeni mahkûm ve tutuklular için cezaevlerinde yer kalmadı.. Elimizde cezaevi de kalmadı... Af çıkarıp, biraz rahatlamak istiyoruz."
 Sonra da sözü, veto edilen "Af Kanunu"na getiriyor.
 Anlıyorum ki; affın önündeki en büyük engel, medyadaki yoğun eleştiriler... Sayın Bakan, bu eleştirilerin "haksız" olduğunu söyleyince, bir bayan meslektaş, "Ama Sayın Bakanım, Haluk Kırcı'nın durumu özel değil mi?.. Onun 7 defa idamı gerekmiyor muydu?" diye soruyor...
 Demek ki; Haluk Kırcı da affedileceği için karşı çıkmışlar affa.
 Sayın Adalet Bakanı, bu "gerekçe"ye karşı bir başka gerçeği dile getiriyor...
 Belki de "ilk defa" söylüyordu bunu...
Diyor ki;
 "Tamam, Haluk Kırcı Bahçelievler'de 7 kişiyi katletti... Ve siz, onun 7 defa idam edilmesi gerektiğini savunuyorsunuz... Peki, Adil Şahin gerçeğini niye görmezden geliyorsunuz?.. Adil Şahin de; 146. Madde'den, yani anayasal düzeni cebren değiştirmeye kalkışmak suçlamasıyla yargılandı ve idama mahkûm oldu.
 Haluk Kırcı'nın 7 kişiyi öldürdüğünden bahsediyorsunuz... Adil Şahin de, karakol basarak tam 8 eri katletmişti!..
 Ama, ona bir idam cezası verildi!..
 Sonra da 8 Nisan 1991'deki şartlı tahliyeden yararlanıp, 3 yıl sonra dışarı çıktı!.."
 Evet; bu olay "ilk defa" açıklanıyordu kamuoyuna... Belki hiç kimse bilmiyordu ya da bilenlerin işine gelmiyordu.
 Sadece bu örnek bile; Türkiye'deki "zihniyet çarpıklığı"nı ve bu arada "hukuk anlayışı"nı ortaya koymaya yeterliydi.
 Düşünebiliyor musunuz;
 Bir yanda "7 kişinin katili" olduğu gerekçesiyle "7 defa idam" edilmesi istenen Haluk Kırcı, öte yanda "anayasayı cebren değiştirmeye çalışmakla" suçlanan ve "8 eri katlettiği" halde "1 defa idam"la yargılanıp, şartlı tahliyeden yararlanan Adil Şahin!..
 Bu mu adalet?..
 Bu mu hukuk?..
 Sayın Türk, işte bu örneği verip, şöyle bitiriyor bu konudaki sözünü:
 "Biz, eğrisiyle-doğrusuyla, geçmişte yaşananları unutup, bir dönemi kapatmak istiyoruz."
 7 TİP'Lİ NİYE ÖNEMLİ?
 "Ülkücülerin tahliyesi"ne yönelik saldırılar bir "kampanya"ya dönüşünce, işte bu olay geldi aklıma...
 Düşünebiliyor musunuz;
 Bugün "14 yıl hapis" yatan Bünyamin Adanalı ve Ünal Osmanağaoğlu'nun tahliye edilmesine ateş püskürenler, "8 eri katleden Adil Şahin"in sadece "3 yıl" yatıp çıkmasına hiç ses çıkarmamıştı iyi mi?..
 Yiyeyim sizin "objektif"liğinizi!..
 Sizi gidi "ikiyüzlü"ler sizi!..
 Hadi, maçanız sıkıyorsa, Adil Şahin olayını da yatırın masaya!..
 Ama, yatıramazsınız!..
 Çünkü, Adil Şahin denilen eli kanlı katil, "8 askeri katletmiş"ti!.. Yani, onun da "8 ayrı idam cezası" alması gerekiyordu... Ama, "tek idam" aldı, ve 3 yıl yatıp çıktı!..
 Haluk Kırcı ve arkadaşları ise "7 TİP'liyi öldürmek"le suçlandılar ve "7'şer defa idam" cezası aldılar!..
 Acaba niye?..
 Benim aklıma şöyle bir ihtimal geliyor: "7 TİP'li, 8 askerden çok daha değerlidir!"
 Mi acaba?..
 Yoksa, öldürülen 7 kişinin "TİP'li" olmalarından çok daha önemli bir özellikleri mi vardı?..
 2005 yılının Mart ayında, "Haluk Kırcı'nın bir yakını"ndan "mektup" almıştım.
 Diyordu ki;
 "Bu ülkede herkes cezaevinden çıkar ama Haluk Kırcı ve Mehmet Ali Ağca biraz zor çıkar!..
Onlar hapislerde çürütülür."
 Acaba niye?..
 "Niye hep Bahçelievler
 Ve niye hep Haluk Kırcı,
 Ya da, niye M. Ali Ağca?.."
 2005'te bana mektup yazan Kırcı'nın yakını diyordu ki;
 "Sayın Karakaya;
 Soruların cevapları, sizin de bildiğiniz ve zaman zaman da kaleme aldığınız gibi, kendilerini Türkiye'nin gerçek sahipleri(!) sanan, GİZLİ VE MESİHÇİ oluşumun SIRLARI içinde yer almaktadır!..
 Şöyle düşünün;
 Niçin 1970-1980 yılları arasında meydana gelen binlerce anarşik olayın içinde, UNUTTURULMAYAN iki olay sürekli ön plâna çıkarılmaktadır?!?
 Bunlar, hepimizin bildiği gibi;
 Abdi İpekçi'nin öldürülmesi ve Bahçelievler olaylarıdır!.. Sanıyorum, bu gerçek yukarıdaki iddiam konusunda size bir ipucu verecektir!..
 Yani;
 Haluk Kırcı'nın bugün tasvip etmediği ve 'Keşke o acı yılları ülkem hiç yaşamasaydı' diyerek değerlendirdiği olaylardan yalnızca biri olan Bahçelievler'de ölen gençlerden birisi; O AİLELERDEN BİRİNİN ÇOCUĞU olmasaydı; ne Haluk Kırcı cezaevinde olurdu, ne de siz o gerçekleri haykıran yazıları kaleme almak zorunda kalırdınız!..
 Tıpkı Ümraniye, Adana Meslek Lisesi, Bayrampaşa, Ordu-Aybastı katliamlarında olduğu gibi unutulur, SOĞUK SAVAŞ HATIRASI olarak tarihin tozlu raflarına kaldırılırdı!!!"
 Şimdi anladınız mı, "Bahçelievler Katliamı"nın sürekli gündemde tutulmasının sebebini?..
 Eğer o olayda "O ailelerden birinin çocuğu" da ölmüş olmasaydı, herhalde bu kampanyalara hiç gerek kalmazdı!..
 Bilmem, anlatabildim mi?..
 

Anketçilere rot-balans!
 Hani, bir "ölü"nün bedenini "yıkanırken" gören "angut"un birisi, "hayret"ini şöyle dile getirmiş ya; "Ağzı pamuk tıkalı!.. Burnu pamuk tıkalı!.. Poposu pamuk tıkalı!.. Nereden çıktı bunun canı?!?"
 Piyasada "angut" çok...
Bu angutlardan biri, bir "anket" yayınlamış: "Halkın yüzde 73'ü AK Parti'nin terörle mücadelesini başarısız buluyor!.. Kürt açılımını destekleyenlerin oranı sadece yüzde 24... Suriye krizinde AK Parti'yi doğru yolda görenler yüzde 33'te kalırken, yanlış yolda bulanların oranı yüzde 49'larda... Ayrıca, Hükümet; yolsuzluk ve işsizlikle mücadelede sınıfta kalmış görünüyor!"
 Görüyorsunuz değil mi;
 "Anket tekerlekleri"ne bakınca, Hükümet'in "başarılı" olduğu bir tek konu yok...
"Terörle mücadele"de başarısız, "Kürt açılımı"nda başarısız, "dış politika"da başarısız, "yolsuzlukla mücadele"de başarısız!..
 İyi ama, sormazlar mı bu "anketör"lere; "Bu kadar başarısız olan bir Hükümet'in şimdiye kadar iktidardan düşmesi gerekmez miydi?.. Oysa AK Parti 3 seçimdir, hem de oylarını yüzde 50'lere çıkararak iktidara geliyor... O halde yanlışlık kimde?.."
 Bana öyle geliyor ki; anketin "teker"lerine biraz hava basılmalı, bir de bunlara "rot-balans ayarı" yapılmalı!..
 Zira, millete çarpa çarpa "yamulduklarının" farkında değiller!..

yeniakit