Huzurun gerçek adresi ve iç dünyamız...

Abdullah Büyük

Günümüzde şehrimiz, ülkemiz de dâhil tüm dünyada, kısaca insanoğlunun var olduğu her yerde çok ciddi bir problemimiz bulunmaktadır. Şöyle ki, ümitsizlik, samimiyetsizlik, iç dünyasında mutsuzluk, huzursuzluk, sahip olduğu güzelliklerin farkında olmadan yaşama gibi sıkıntılar insanları kuşatmış durumda. Sürekli ileriye yönelik planlar yapılmakta  fakat bunlar gerçekleştiğinde yine aynı huzursuzluk hali devam etmekte. 

İnsanlar günahlara, heva ve heveslerine mağlup olurlarsa, hayatlarında huzuru bulmaları imkânsız olur. Huzuru yakalamak istiyorsak, öncelikle temin edeceğimiz yeri iyi bilmemiz gereklidir. Allah ve O’nun Rasulü, Kur’an, sünnet ve İslam huzurun tek adresidir. Eğer huzuru gerçek adresinden almaz, yanlış yerlerde ararsanız bu size yorgunluktan, bedbinlikten başka bir şey getirmez. Oysaki Muhammed (s.a.v) ümmeti, normal gün ve saatler şöyle dursun kıyamet koparken dahi iş başında olmakla mükellef sayılmış bir ümmettir. O halde bugün sahip olduğumuz bu bedbinliğin sebebi,  huzurun adresini kaybetmiş ve onu ait olmadığı yerlerde aramaya başlamış olmamızdır.

“Boş kaldın mı hemen başka işe koyul ve yalnız Rabbine yönel” (İnşirah, 94/7) ayet-i kerimesi biz Müslümanların tüm hayatını kuşatmıştır. Bir işi bitirip diğerine başlama arasında geçen ve mümine dinlenme süresi olarak verilen o ara her ne kadar bize göre az  kabul edilse de, bu zaman içerisinde kulluk neşesini bahşedecek olan Allah’tır. Rabbimiz, insanoğlunun dinlenme ihtiyacını giderip, yorgunluğundan arınması için başka bir amele başlama adresini göstermektedir.Kul her an Allah’ın gözetlemesi altında bulunduğunun şuuruna ulaşırsa, hayat Allah ile kul arasında bir süreç olarak devam edeceğinden huzurun aslına ulaşabilir. Allah ile beraber olmak, Yaratıcısı ile kul arasında ihlâsa dayalı bir sırdır. Bu sırrın mahiyetini kavradığımız zaman hayatın huzur dolu olduğunu da anlamış oluruz.

Allah Teâlâ, kulluk dengesini sağlayabilmemiz için iki sureyi bize rehber kılmıştır. Bunlardan biri Müzzemmil suresidir ki, gece ibadetiyle kulun enerji almasını sağlar. Diğeri ise günlük yaşamında bu enerjiyi nasıl kullanacağını öğreten Müddessir suresidir. Dolayısıyla bir Müslümanın hayatında ibadet etiketini yapıştıramayacağı tek bir alan bile kalmamış olur.

Efendimiz (s.a.v) sabah namazından sonra Haşr suresinin son ayetlerini okumamızı tavsiye etmiştir ve faziletini de belirtmiştir. Fakat fazileti ve sevabından öte, niçin ısrarla bu ayetleri okumamız istendiğini araştıracak olursak görüyoruz ki, Allah’a ait olan doksan dokuz ismin en fazla zikredildiği sure Haşr suresidir. Yaklaşık on beş ismi, üç ayetin içine yerleştirilmiştir. Gün doğarken, mü’minin bu isimleri zikretmesi adeta her birinin tecellisini hayatında görmesine ve ruhi bir takviye kazanmasına vesile olmaktadır. Yorulmak bilmeyen bir Müslümanın, bu enerjisinin kaynağını bulmanın o kadar da zor olmadığını söyleyebiliriz.

Kur’an-ı Kerim’i okurken veya buyruklarını hayatımıza uygularken, kulluğumuzun, Allah ile kurduğumuz irtibatın farkında olmamız gerektiğini, hayatımızdaki huzursuzluğu ancak bu yolla huzura çevirebileceğimizi unutmamalıyız

Özetle altını çizerek söylüyorum ki, problemler ancak farkına varıldığı zaman çözülür, insan ancak düştüğü yerden geri kalkar ve bir şeyini nerede kaybettiyse orada arar. Biz ne zaman ki yitiklerimizi yanlış adreslerde,  devayı da düştüğümüz yerden çok uzaklarda aramaya başladık meselelerimiz ve sorunlarımız arttı, hayatımızda bereket ve huzur kalmadı. Çareyi doğru adreslerde arayanlar, Yaratıcısıyla, Peygamberiyle, ibadetleriyle, dünyasıyla, yaşadığı şehirle dahi barışık; ümmetine, insanlığa faydalı olanlardır. Vesselam…

yeniakit