Hürriyet gazetesi ve Doğan grubunun diğer yayın organları, Anayasa tartışmasını sulandırmak, içereceği olası küresel oligarklara uygun düzenlemeleri perdelemek ve hükümete bel altından şantaj yapmak amacıyla başörtüsü düşmanlığını sürdürüyor.
Hemen her gün başörtüsü aleyhine manşet haberler yapan grubun,hiç bir yasal,hukuki, insani ve vicdani dayanağı olmayan ve yıllardır zorbalıkla uygulanan bu yasağı savunurken kullandığı yöntem ise hiç değişmedi: "Başörtüsü takmayan müslüman kadınlarımızı" korkutmak...
Laiklik, çağdaşlık, cumhuriyet gibi kavramların arkasına saklanarak yürütülen bu ali cengiz oyununun arkasında, batıya şirin görünmek isteyen masonik odaklar ve bu odaklara paryalık yaparak ekonomi-politik pozisyonlar elde eden heretik ve kozmopolit karakterli etno-mezhebi unsurlar yer alıyor.
AKP iktidarı dahil neredeyse 3 hükümet devirip 3 hükümet kurulmasına ve bir Cumhurbaşkanı seçilmesine yol açan bu yasağın küresel baronlar açısından tek anlamı ise, maliyetsiz ve külfetsiz bir şekilde arzu edilen "siyasi dizaynın" yapılabilmesi ve devlete istenilen her "ayarın" kolayca çekilebilmesi...
Oysa, Yasağın kalkması durumunda hem çok söz edilen "sözde istismar" bahanesi ortadan kalkacak, hem de Türkiye cumhuriyeti devleti vatandaşlarına ayrımsız, eşit ve hukuka dayalı hizmetkarlık misyonunun en azından bu sayfasını hayata geçirmiş olacak.
Ne var ki, devletle millet arasına mayınlar döşeyerek çift taraflı manipülasyonla Türkiye'ye eyaletleri muamelesi yapanlar, içerdeki unsurları eliyle bu yasakçılık oyununda ısrarlı görünüyor.
AKP ise, kendisine bedava oy yağmurları sağlayan bu velinimeti yasağı kaldırarak gerçekten hukuk ve adalete cesurca bağlılık yönünde bir adım atabilecek mi, henüz net değil.
İşte bugünün Hürriyet gazetesinin manşet haberi ve işte kendisine bilim insanı diyen bir şahsiyetin inanılmaz korkular,evhamlar ve önyargılarla dolu cehalet ve iftira karışımı iddiaları...
haber10
--------------------------------------------------------------------------------
Tokalı kızlara manken dediler
Şehriban OĞHAN/ ANKARA
Prof. Beyza Bilgin, 1988’de Ankara İlahiyat Fakültesi’nde yöneticiyken başörtüsünün serbest kalmasıyla başını örtmeyen tek kız kalmadığını söyledi. Bilgin, "Şimdi, kızların okuması için başörtüsü serbest bırakılsın diyemiyorum, endişeliyim. Çünkü bu sefer öbür taraf eziliyor" dedi.
İLAHİYAT Profesörü Beyza Bilgin, Ankara İlahiyat Fakültesi’nde yönetici olduğu 1988’de başörtüsünün serbest bırakılmasının ardından, fakültede başını örtmeyen tek kız kalmadığını söyledi. Başörtüsü serbest olursa yine çevre baskısı olabileceğini kaydeden Bilgin, "Ancak Malezya’da olduğu kadar ileri gidileceğini düşünmüyorum" dedi.
Malezya üniversitelerini gezdiğini anlatan Bilgin, "İslam üniversitelerinin dersaneleri mükemmeldi. Hukuk dersini bile uygulamalı veriyorlardı. Ama orada okumak için iki şart vardı. Birincisi İslami kıyafet, ikincisi Arapça ve İslam dersi zorunluluğu. Amerikalı hocaların bile başları örtülüyordu" diye anlattı.
Bilgin, 1988’de YÖK yasasında Anavatan Partisi’nin öncülüğünde yapılan değişiklikle başörtüsünün çağdaş kıyafet ilan edilmesi öncesi ve sonrasını şöyle değerlendirdi:
İKİ DÖNEMİ DE YAŞADIK 1988’de fakültenin dekan yardımcısıydım. Önce yasak dönemini yaşadık. Okulun bahçesinde çadırlar kuruluyor, siyasiler yasağın kaldırılması için konuşma yapıyorlardı. O dönem başörtüsü yasağı taraftarı değildim. Kızların okuma imkanıdır, dışı örtülü de olsa kafalarının içi açılıyor diye düşünüyordum. Yönetici olarak buna izin veremesem de gönül olarak öyleydim. Ne oldu, başörtüsü çağdaş kıyafettir dendi, olay tersine döndü. Yanlış, yön değiştirdi. Bu sefer bir tek kız kalmadı başı açık. Okumak için saçlarını açıp örgü yapan, toka takan kızlara, erkekler koridorlarda ’Manken oldunuz, niye örtünmüyorsunuz’ diye laf atmaya başladılar.
ŞİKAYETÇİ OLAMAZLAR Kızlar şikáyetçi olmadılar. ’Biz kendi rızamızla örtüyoruz’ dediler. Zaten şikáyet de olamaz. Ağabeyler, ablalar vardır. Malezya kadar baskı olmaz, ama bir miktar olacaktır. Baskı olmaya başlayınca direnme de olur. Ama artık 1980’li yıllar gibi değil. Şimdi, kızların okuması için eskiden olduğu kadar, başörtüsü serbest bırakılsın diyemiyorum, endişeliyim. Çünkü bu sefer öbür taraf eziliyor."
Üniversitede türban serüveni
TEMELİ 1982 yılında YÖK tarafından çıkarılan kıyafet genelgesine dayanan başörtüsü yasağını kaldırmak için ilk adım 1984’de atıldı. YÖK’ten ilk olarak boynu açıkta bırakacak ve kulakların arkasından dolanarak bağlanılan örtülere izin çıktı. Ancak Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in, "Türkiye’de irtica tehlikesi" olduğuna ilişkin söylemleri üzerine 1987’de başörtüsü yeniden yasaklanarak disiplin suçu sayılmaya başlandı. 1987 genel seçiminin ardından Özal hükümeti YÖK Kanunu’nda bir değişiklik yaparak başörtüsünün yeniden serbest bırakılmasını sağladı. Evren’in "Türbanlılar tamam ama çarşaflı ve mayolular da gelirse ne olacak" diyerek yasayı veto etmesi üzerine Özal, Evren’e çıktı. "Yükseköğretim kurumlarında, dersane, laboratuvar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir" hükmünü getiren yasa Aralık 1988’de Meclis’ten geçirildi. Evren yasayı bu defa imzaladı, ancak Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Mahkeme, 26 Mart 1989 yerel seçimlerinden hemen önce yasayı iptal etti. ANAP mahkemenin iptal gerekçesini dikkate alarak 25 Ekim 1990’da yükseköğretim kurumlarında başörtüye serbesti getiren üçüncü kanunu çıkardı. Bu defa SHP iptal talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu, ancak talep reddedildi. 2547’nin ek 17. maddesi uyarınca üniversitelerde her türlü kılık ve kıyafet serbest oldu. 1997’de Kemal Gürüz’ün YÖK Başkanı seçilmesine kadar uygulandı.
hürriyet
Hürriyet'in Başörtüsü Düşmanlığı
Hürriyet gazetesi ve Doğan grubu hemen her gün başörtüsü aleyhine manşet haberler yaparken kullandığı yöntem ise hiç değişmedi: "Başörtüsü takmayan kadınları" korkutmak...
Güncel Haberleri
İŞGALCİ İSRAİL, BATI ŞERİA’DA 34 YENİ YERLEŞİM PLANINI ONAYLADI
İRANLI KOMUTAN MUSAVİ'NİN SON MESAJI ORTAYA ÇIKTI
Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı