Hep dövecek değiliz ya, biraz da övelim!

Hasan Karakaya

Malûm, bir "gazeteci"yim ama, ondan da önce "insan"ım... Dolayısıyla "meslekî programlar"ım da oluyor, "özel program"larım da... Nihayetinde "insan" olduğum için "sevinç" ve "coşku"larım da oluyor, "hüzün" ve "çöküntü"lerim de... "Takdirle" karşıladığım insanlar da oluyor, "kızdığım" insanlar da...
 

Mesela, Binali Yıldırım...

Önceki gece öyle laflar etti ki;

"Not etmeden" geçemedim.
 
Efendim;
 
Önceki gece; yola "Cihan Haber Ajansı" olarak çıkan, ama bugün "Network" ağı ile birçok yerel televizyona "haber ve program" hizmeti veren Cihan TV'nin 10. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen törene katıldım...
 
Cihan Merkez Binası İstikbal Konferans Salonu'nda düzenlenen programa Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Feza Gazetecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ali Akbulut, Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, MHP İstanbul İl Başkanı Abdurrahman Başkan ile ulusal ve yerel birçok televizyonun üst düzey yöneticisi katıldı.
 
EMİNE'NİN 3G'Sİ
 
Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Abdülhamit Bilici'nin verdiği "bilgi"lerden sonra kürsüye gelen Sayın Binali Yıldırım'ın; öyle iddia edildiği gibi hiç de "yavaş" konuşmadığını gördüm...

Hem konuşması yavaş değil hem de tok bir sesi vardı...
 
"Tesbit"leri de son derece güzeldi.
 
Mesela, dedi ki;
 
"Şunu kimse unutmasın...
 
Eğer bir ülkede istikrar ve güven olmazsa, güçlü bir siyasî irade olmazsa, ne Cihan'ın ne de bir başkasının başarıyı yakalama şansı olamaz... Başarmak için; istikrar, güven ve siyasî irade şarttır."
 
Sayın Yıldırım, konuşması esnasında bir "sitem"de bulundu ve dedi ki;
 
"Evet, ben bir Ulaştırma Bakanı'yım... Havayolu, Karayolu, Deniz ve Tren Yolu'ndan bahis açıldığında, benim adım da zikredilir. Ama ben, aynı zamanda Haberleşme Bakanı'yım...
 
Bugün, dünyanın en hızlı internetine sahibiz, ama bunun bizim bakanlığımızın başarısı olduğundan pek söz edilmez."
 
Haklı bir sitem...
 
Gerçekten de; televizyonlardaki reklamda da ifade edildiği gibi, Türkiye'nin Emine'si, Amerika'nın Emile'sinden çok daha şanslı... Zira, Emine'nin 3G'si, Emile'nin 3G'sinden hatta 4G'sinden daha hızlı...
 
Peki, nasıl oldu bu?..
 
Bugün ülkemizdeki mevcut 3G şebekelerinin net biçimde diğer ülkelerden teknolojik olarak üstün olduğunu pek çok kullanıcı da deneyimleriyle görüyor...

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile BTK Başkanı Tayfun Acarer'in 3G sürecini yakından takip ederek eskimiş altyapılar yerine, Türk kullanıcısına mevcut en iyi teknolojiyi sunmak konusunda operatörlerle işbirliği gerçekleştirmesi, bu sonuçta elbette büyük rol oynamıştır.
 
Ki, Binali Yıldırım; bu başarının "akıl teri" dökerek elde edildiğini söylüyor.
 
Lütfen dikkat;
 
"Alın teri" değil, "Akıl teri."
 
Bakan Bey'in bir lafı daha çok hoşuma gitti... Önceki gece dedi ki;

"Yolları böldük,

Hayatları birleştirdik."
 
Bence; "bölünmüş yol" da dediğimiz "duble yol"ları ifade eden en güzel söz;
 
"Yolları böldük
 
Hayatları birleştirdik."
 
Slogan gibi...
 
Bakan Binali Yıldırım'ı tebrik ediyor, "başarı"larının devamını diliyorum.
 
ÜLKE TV, NAL TOPLATTI
 
Törenden sonra eve geldim... Atv'de oynayan Kurtlar Vadisi'nin son sahnelerini seyrettikten sonra "yatsı namazı"nı kılıp, tekrar geçtim ekranın başına...
 
Kanalları tek tek dolaşırken, önce CNN Türk'teki, sonra da NTV'deki altyazılar çekti dikkatimi...
 
Her iki kanalın altyazılarında da;
 
Filistin'e, "üye olmayan gözlemci devlet" statüsü verilip verilmeyeceği ile ilgili "BM'deki oylama"nın "devam ettiği" bildiriliyordu...
 
Haber, elbette önemliydi.
 
Ama, "detay" yoktu...
 
Biraz daha bilgi alabilmek için Ülke TV'ye gelmiştim ki!..
 
Aaa, o da ne?!?.. Ülke TV'de, bir "son dakika" haberi;
 
"BM Genel Kurulu'ndaki oylamada, Üye Olmayan Gözlemci Devlet olarak kabul edildi."
 
Haberi sunan Banu Yüm'ün sözlerini, acaba "yanlış" mı anladım diye, tekrar CNN Türk ve NTV'ye döndüm...
 
Onlarda bir değişiklik yoktu...
 
Onlara göre;
 
"Oylama, hala devam ediyor"du...
 
Ülke TV'den, ancak "30-40 saniye sonra"dır ki, "son dakika"ya geçebildiler...
 
Şunu demek istiyorum;
 
İnsanlar "idealist" olurlarsa, "şartların zorluğu"na filan aldırmadan "başarılı" olabilirler.
 
İşte önceki gece...
 
"Çok iyi imkanları" olan, birçok personel çalıştıran ve adlarından "yılların haber kanalı" olarak söz ettiren CNN Türk ve NTV gibi meşhuuur televizyonlar, birkaç yıllık Ülke TV'nin arkasından "nal" topladılar, iyi mi?..
 
"Başarmak" için elbette "para" lazım, elbette "imkan" lazım...
 
Ama, "idealizm" şart... İşte, Ülke TV'nin bir avuç "idealist" insanı, önceki geceki "tarihî oylama"da CNN Türk ve NTV gibi televizyonlara "nal toplattı" ya; Hasan Öztürk yönetimindeki bütün "Ülke TV çalışanları"nı tebrik ediyor, Ülke TV'ye de "bol reytingler" diliyorum...
 
Aman, "idealizm"iniz sönmesin!..
 
OLMADI ABDÜLAZİZ HOCA!
 
Filistin'le ilgili oylamada 138 ülkenin "evet" dediğini, 9 ülkenin "ret" oyu verdiğini, 41 ülkenin de "çekimser" kaldığını öğrendikten ve bu oylama sonrasında, Filistin'in "uluslararası bazı kurumları harekete geçirme hakkı"na kavuştuğunu, bu sonuçta, Erdoğan'ın, "one minute" çıkışının ve "İsrail'in Gazze'de sergilediği terör"ün büyük rolü olduğunu öğrendikten sonra, geçtim Habertürk'e...
 
Habertürk'ün "Öteki Gündem"inde Fatih Çıtlak ile Abdülaziz Bayındır hocaları görünce, biraz takıldım...
 
Keşke takılmaz olaydım...
 
İkisi de "Müslüman", ikisi de "ilim" sahibi olan ve böyle bir imkanı "tebliğ" vasıtası olarak kullanması gereken Abdülaziz Bayındır ve Fatih Çıtlak, birbirlerine girdiler, iyi mi?..
 
Hadi, Fatih Çıtlak'ın günahını almayalım... Çünkü, gerilime yol açan; bir "davetçi"ye hiç de yakışmayan tavırlarıyla Abdülaziz Bayındır'dı...
 
Fatih Çıtlak'ın, İsra Sûresi'nde geçen "mucize"lerden söz ederken, Abdülaziz Bayındır'ın müdahale edip; üst perdeden ve "öfkeli" bir ses tonuyla;
 
"Hadi göster mucizeyi!.. Orada mucize yok!.. Göster, ben de kabul edeyim" şeklindeki çıkışı; en başta "şık" değildir, "medenice" değildir, hele hele "Müslümanca" hiç değildir!..
 
Fatih Çıtlak, belki bazılarının kabul edemeyeceği "yanlış yorumlar" yapıyor olabilir.
 
Ama samimi...
 
Ama alçakgönüllü...
 
Ama sıcak ve güler yüzlü...
 
Yani, "itici" değil...
 
Peki, Abdülaziz Hoca'ya ne demeli?..

Hiç kusura bakmasın ama;

Bu "öfkeli yüz"le pazara çıkıp "bal" satmaya kalksa, bir gram bile bal satamadan geri döner!..
 
Bu ne hiddet, bu ne şiddet?..
 
Bu "agresiflik" niye?..
 
Kime öfkeleniyorsun?..
 
Yüzündeki bu "iticilik" ve tavırlarındaki bu "agresiflik" niye?..
 
Karşındaki, "yanlış yorumlanabilecek sözler sarfediyor olsa bile", nihayetinde "Müslüman bir kardeşin"dir...

Ona "öfke ve hışımla çıkışmak"tan ne kazanacaksın?..
 
Bana göre;
 
Bu, bir "davetçi metodu" değildir.
 
"Davetçi" dediğin, "insanları kazanmaya" çalışır, "itmeye" değil!..
 
Davetçinin yüzünden "sirke", hele hele "kezzap" hiç fışkırmaz... Davetçinin yüzünden "sevgi", dilinden "bal" damlar!..
 
Hasılı kelam;
 
Abdülaziz Bayındır'ın sözleri, "dört dörtlük doğru"lar bile olsa, bu "iticilik"le, bu "agresiflik" ve "öfke" ile ne izleyenlere bir "fayda" sağlamıştır ne de yanındakine!..
 
Dilerim, "daha sakin" olur...

Biz, ekranda "ikinci bir Zekeriya Beyaz" görmek istemiyoruz...
 
Bu vesileyle, "Kanal Zaptiyesi" görevini başarıyla yürüten bizim Bilal Kaya'dan da özür diliyorum...

İster istemez "onun sahası"na girdim ve biraz ekran muhabbeti yaptım...
 
Ne yapayım, ben de insanım...
 
İki çift laf edemeden duramadım...
 


Filistin'deki başarıdan pay kapmak isteyenler!
 
Bakıyorum da; ne kadar "eski tüfek Marksist" ve ne kadar "miadları dolmuş militan solcu" varsa, ekranlara çıkarılıp, "BM'deki Filistin ile ilgili oylama"yı yorumlamaları isteniyor.
 
Onlar da diyorlar ki;
 
"Bu sonuçta bizim mücadelemizin de payı var!"
 
Pardon!.. Ne payı?..
 
Sizler "Filistin kampları"nda, Filistinlilerle birlikte "İsrail'e karşı mücadele" mi verdiniz, yoksa Türkiye'de "Silahlı Halk Devrimi"ni gerçekleştirmek için "savaş eğitimi" mi aldınız?.. Siz, Filistin'e; onların "haklı mücadelesi"ne destek vermek için mi gittiniz, yoksa "Türkiye'den kaçmak" için mi?.. Bugün kalkmışlar, "çorbada bizim de tuzumuz var" havası basıyorlar. Hiç kusura bakmasınlar; ne Filistin "eski Filistin"dir ne de mücadele "eski mücadele!"
 
Artık, Filistin'de Yaser Arafat, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş, Mısır'da Hüsnü Mübarek ve Türkiye'de de Süleyman Demirel yok!..
 
Onların "oyalayıcı" tavırlarıyla "sürüncemede" kalan sorunlar, bugün tek tek çözülüyorsa, bunda "özüne dönüş"ün çok büyük rolü vardır... "Eski Marksistler"in bu başarıdaki payları, belki "devede kulak" mesabesindedir... Ama, "One Minute"ların, "Mavi Marmara'daki 9 şehid"in ve Hamas'ın çok büyük rolü vardır.
 
Kimse, kendine pay çıkarmaya yeltenmesin!..

yeniakit