Hayırlı bayramlar!

Merve Kavakçı

Üniversite son sınıf öğrencisiydim, kredilerimi tamamlamak için seçmeli bir ders alacaktım. Amerika"nın teknolojik kalkınması adında bir derste karar kıldım. Hocası da ton ton bir adamdı, adını hatırlayamıyorum şimdi ama dersi esprileriyle süsler, öğrencilerin ilgisini celbederdi. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen aklımda şu kalmıştı mesela: İnsanlığın sanayileşme çağına girişini işlerken, Amerika"da kullanılan teknolojik gelişmeleri inceliyorduk, diyelim Birleşik Krallıklar madde A"yı üretmişler. "Biz Amerikalılar ne yaptık kendimizde olmayan birşeyin okyanus ötesinde üretildiğini öğrenince?" diye sorar, sonra da sorusuna kendi cevap verirdi: "Her zaman yaptığımızı, yani üreten ülkeden hemen çaldık!"...
Aklımda kalan ders notlarından biri de şuydu. Sanayileşme insan hayatını kolaylaştıracak diye düşünürsünüz. Zira ne de olsa makinalar insan emeğinin yerini almıştı, seri üretim kavram olarak zihinlerde makul yerini bulmuştu. Beklenen neydi, ne olacaktı? İnsanlardan daha hızlı ve belki de daha güzel bir şekilde, pürüzsüz mallar üretilecek, bu üretim eskiye nazaran çok daha kısa zamanda olacak, böylece insan eskisi kadar yorumlayacak ve seçebileceği mallar çoğalacak, sonuç itibariyle de hayat standardı kendi döneminden önceki insanlara kıyasla daha yüksek olacaktı. Ve "fakat" ile devam etmişti hocamız, "ancak tahmin edilen olmadı. Görüldü ki, sanayileştikçe insan hayatı daha da çetrefillendi, daha da komplekşleşti. Evet, belki eskiye göre daha çok seçenek vardı önünde, evet daha "güzel" şeyler üretebiliyordu ama bütün bunlarla hayatı üretmek ve tüketmek arasında koşuşturmaktan zorlaşıyor, günün sonunda yorgun bırakıyordu," diyerek. "Bakın" dedi, "mesela, yiyecek endüstrisini ele alın, eskiden insanlar daha az yemek çeşitiyle kifayet ederdi, ve çok çeşit olmadığından sade maddelerle beslenirdi. Yemek hazırlamak, tüketmek ve bunun yan ürünleri zaman almazdı. Ama bir de şimdiki dünyamıza bakın, envai çeşit yiyecek üretiyoruz, ama seçim hakkımızın olması hayatımızı kolaylaştırmıyor, bilakis daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.

Hem gereğinden fazla yiyoruz ve bunun cezasını yaşadığımız sağlık sorunları ile ödüyoruz, hem tabiatı mahvediyoruz, hem de kendimizi. Peki, bu yaşam tarzı sonucunda daha mutlu muyuz? Hayır. Tam tersi, bir türlü mutluluğu, huzuru yakalayamamış, daha çok isteyen, istedikçe daha çok üreten ve tüketen insanlar haline geldik." Hak vermiştim bunları paylaşan hocamıza. Hele 1990"ların Amerikası teknoekonomik açıdan hala zirvede oturan bir ülkeyken bunları söylüyor olması önemliydi. Belki hayatımız belli yönlerde kolaylaşıyor gibi gözüküyordu bize ama her yeni teknolojik gelişim aslında peşinde bir sürü, ses çıkaran teneke kutusunu da beraberinde getiriyordu. Sonuçlar yani üretilen üründen çok, yan üretim yani yan ürünler hayatı daha da zorlaştırıyordu.

Neden geldi şimdi bütün bunlar aklıma... Bir Ramazan-ı Şerif"i daha geride bıraktık hep beraber. Hepimiz farklı farklı yaşadık bu ayı. İnşaallah Rabbimiz katında en güzel şekilde kabul bulan ibadetlerimizden olmuş olsun bu aykiler. Ama düşünüyorum da, çocukluğumuzdaki bayramlarla şimdiki bayramlarımız ne kadar da farklı... Aynı neş"eyi, aynı tatlı telaşı ve aynı mutlu daha doğrusu "mutmain" insanları görebiliyor musunuz... Oysa "güya" hayatımız daha da kolaylaştı. Bunun yansıması da olmalı niye eski Ramazanları, bayramları özlüyoruz sorusunun cevapları arasında.

yeniakit