Havf ile Reca, korku ile umut anlamına gelir. Hemen şunu belirtelim ki Allah’tan (cc) ümit kesilmez. Eğer kişinin kalbi mühürlenmemişse, kişi insan şeytanına dönüşmemişse çıkmadık canda umut vardır. Bizim ırkımız, atalarımız, şeyhimiz, devlet başkanımız başımızda iken bizi kim yenebilir ki, diye düşünüyorsanız yine yanılırsınız. Bir kişi ya da topluluk Allah’ın ipini bırakmışsa, Allah da (cc) onların ipini bırakır. Allah’ın ipi’ni bıraktığı kişi ve toplulukları hiçbir kişi ya da örgüt, lider, devlet başkanı, şeyh ya da komutan kurtaramaz.
Hatırlayın, Hz. İbrahim babasını kurtarabildi mi ya da Hz. Nuh oğlunu? Hz. Lut kavmini kurtarabildi mi?
Allah’ın size ikramda bulunup size servet ve iktidar vermesi, sizi düşmanlarınıza galip etmesi sizi şımartmasın. Hz. Musa kavmini alıp yola çıktı. Arkalarında Firavun’un ordusu, önlerinde deniz vardı. Bir mucize gerçekleşti. İsrail oğulları Sina tarafına geçerken, Firavun’un kendisi ve güçlü ordusu boğuldu. Allah (cc) o kavme büyük ikramlarda bulundu. Hem de başka kavimlere ikramından daha fazla. Önlerinde iki peygamber vardı. Hatta Hz. Harun’un şehadetinden sonra onun görevini Hz. Yuşa üstlendi. Hatta daha sonra Hz. Musa da 40 yıl süren bu yolculukta Kudüs’ü göremeden şehit oldu ve kavmini Kudüs’e götüren Hz. Yuşa oldu.
O denizi birlikte geçen insanlar, Hz. Musa’nın ashabı hükmündeydi. Susadılar, kayadan su çıktı, acıktılar Bıldırcın kebabı ve Kudret helvası ikram edildi. Ancak o topluluk, Hz. Musa Tur-u Sina’ya çıkınca, onun dönüşünü beklemeden 40 gün sonra sapıttılar ve Samiri‘nin yaptığı altın buzağıya tapınmaya başladılar.
40 gün önce Allah’ın ikramları ile üstün kıldığı bir halk, hem de bunca mucizeye rağmen 40 gün sonra sapıttı. Yani başınızda peygamberde olsa ve sahabe hükmünde kişiler de olsa, akıbetinizin ne olacağına dini önderleriniz, liderleriniz karar veremez.
İsrailoğulları’nın Hz. Musa‘nın önderliğinde Sina’ya geçiş, Tevrat’tın “Çıkış” bölümünde detaylı olarak anlatılır. (Çıkış 12:37)ye göre, Mısır’dan ayrılan İsrailoğulları yaklaşık 600.000 yetişkin erkekten oluşuyordu; kadınlar, çocuklar ve karışık kalabalık eklendiğinde toplam nüfusun 2 milyona yakın olduğu tahmin ediliyor. Kuşkusuz bu rivayetler İsrailoğullarından geliyor. Kur’an-ı kerim’de bu konuda açık bir sayı verilmediği için bu sayıları ihtiyatla karşılamak gerekir.
Altın Buzağı olayından sonra (Çıkış 32:27-28)’e göre Levioğulları, puta tapan yaklaşık 3.000 kişiyi kılıçtan geçirdi. Bu, Tanrı’nın emriyle idol/put tapıcılığından tevbe edip dönmeyenlere yönelik bir ceza olarak uygulanmıştı. Kur’an-ı Kerim‘de (Bakara Suresi 51-54) bu olay anlatılır, ancak kesin sayı verilmez; odak, tövbe ve ceza üzerinedir. Bu olayda bizim için sayısız ibretler vardır. 2 Milyon insandan 3000 kişi öldürüldü de diğerlerine ne oldu? Kudüs’e doğru yolculuklarında, 10 günlük yolu 40 yılda zor geçtiler. Hem de önlerinde bir kıta melek onlara rehberlik ettiği halde. İslam kaynaklarında, bu 600.000 yetişkin erkekten çoğunun yolda öldüklerini, pek azının Kudüs’e ulaştığını, Kudüs’e ulaşanların, Sina’yı geçerken henüz çocukluk yaşında olduklarını, diğerlerinin ise bu 40 yıl süren yolculuk esnasında yolda doğanlar olduğu rivayet edilir.
Hatırlasanıza Hz. Osman’ı, Hz. Ali’yi şehit edenler kimlerdi?
Ya da en fazla sahabenin şehit olmasına sebep olan kişi, Halid b. Velid değil miydi? Ve o daha sonra iman edip, Sahabelerden oluşan askerlere komuta etmedi mi?
Bakın Hz. İbrahim putperest bir babanın oğlu idi. Güzel örneği de yoktu, tek başına bir ümmetti. Halilullah oldu. Ama onun oğlu Hz. İshak’ın 2 oğlundan biri olan Esav iman etmedi. Hz. İbrahim’in yeğeni Hz. Lut zamanında yaşananları biliyorsunuz. Hz. İbrahim’in torunu Yakub aleyhisselamın 13 çocuğundan 11’i Hz. Yusuf’u kuyuya atmadılar mı? Babalarına yalan söylemediler mi? Hz. Yakub çocuklarına aile terbiyesi vermediği için mi böyle oldu, ya da Yakub Aleyhisselam pedagoji bilmediği için mi? Halbuki bizim vakıf yurtlarına, Kur’an kurslarına gönderseydi nur gibi çocuklar olurlardı değil mi? Hele bir de İmam Hatip’e gitselerdi… Çünkü bizimkiler zannediyorlar ki eğitim yolu ile insanlar dönüştürülebilir. Bunun bir garantisi yok… Aslında eğitimli birinin cehaleti daha tehlikeli. Bana söyler misiniz Hz. Yusuf’a Hakkı, Hakikati kim öğretti?
Peki hesaba göre, AK Partililer, MHP’liler, HÜDAPAR, ya da YRP, Gelecek partilerinin bu anlamda tabanlarından eminler mi? Hiç kimse, liderine, şeyhine, geçmişine, şeytanın yeniden güncellediği “esatir-i evvelin” ile ilgili menkıbelere inanıp güvenmesinler. Kimse için yarın garanti değildir. Onun için sırat-ı müstakim üzere olmak, amel-i salih bir hayat yaşamak için bütün zamanlarda hayatımızı ilahi rızaya göre değerlendirmemiz gerekir. Resulullah yaşarken, Müşrikler, Kur’an’ı alaya almak için Hz. Muhammed’e (sav) gelen vahyi Tevrat ve İncil’den intihal ve o toplulukların anlattıkları efsaneler ve yorumların tekrarı olarak nitelendiriyorlardı.
Allah (cc) zaman ve mekandan münezzeh, ezeli ve ebedi ilmi ile yarattığı insanların ilk günden çoğu değil, istisna olarak sayılanlar dışında kalan herkesin hüsranda olacağını biliyordu. Bu anlamda hiç kimse, ırkından, atalarının dini konusunda kendilerinden emin olmasınlar.
Peki, CHP, DEM’in “son gün” yanlıştan dönebilecekleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Önce size bir kişiden bahsedeceğim. Vahşi, Hz. Ömer’i şehit ettikten sonra kalbini çıkartıp dişleriyle ısırıp, onun burnunu ve kulaklarını kesip boynuna takıp dans eden kişi değil mi idi? Onun tevbe edip Müslüman olacağına ve Müslümanların onu aralarına alacağına ihtimal verir miydiniz? Daha önce söyledim. Halid b. Velid Müslüman olmadan önce çok sayıda sahabenin şehit olmasına sebep olmuştu. Ve daha sonra İslam ordusuna komutan oldu, İslam’ın kılıcı oldu! Bugünkü Müslümanlar böyle bir şeyi kabul ederler mi? Hz. Ömer, iman etmeden birkaç saat önce kılıcını kuşanmış, Hz. Muhammed ( sav)i şehit etmeye gidiyordu.
Bizim Müslümanlığımız bu günkü şekli ile sorunlu, hastalıklı bir Müslümanlık. Onun için yeniden iman etmemiz gerek. Din ve devlet büyüklerini ilah ve Rab olarak kabul etmemek konusunda bir duruşumuz olmalı değil mi? Ama ne gezer…
Hz. Yunus örneği bu konuda başka bir örnek. Hz. Yunus aleyhisselam, yaklaşık M.Ö. 800-750 civarında (Tevrat’ta (2. Krallar 14:25) Kuzey İsrail Kralı 2. Yeroboam (M.Ö. 786-746) döneminden bahsedilir) yüz bin kişinin yaşadığı Asur’ların başkenti putperest Ninova halkına peygamber olarak gönderilmişti. Bu kavim, Irak‘ın Musul şehri yakınlarındaki, Dicle Nehri kıyısında Asur Devleti’nin başkenti olan Ninova‘da yaşayan putperest bir topluluktu. Hz. Yunus bazı rivayetlere göre 30 yaşında peygamber oldu. Toplam 33 yıl peygamberlik yaptı. Bu süre boyunca kavmine tebliğe devam etmiş, ancak başlangıçta çok az kişi (bazı rivayetlerde sadece 2 kişi) iman etmiştir. Balık olayı ve dönüşünden sonra kavmi son gün toplu olarak iman etmiş, azaptan kurtulmuştur Bu konu Kur’an-ı Kerim’de (Saffat 139-148) ve Yunus Suresi’nde anlatılır. Bazı kaynaklarda 83 yaşında vefat ettiği rivayet edilir. Hz. Yunus o kadar peygamberlik etti, 2 kişi mi olmalıydı ikna ettiği kişiler. Şimdi bu durumda Yunus aleyhisselamın halkla ilişkiler konusunda yetersiz olduğunu mu söyleyeceğiz.
Burada Hz. Eyyûb’un hayatından hayati anlamda mühim dersler çıkartacağız. Hz. Eyyûb, zamanının en zengin kişisi idi. Sonra zamanının en yoksul kişisi oldu. Öyle ki Rahime annemiz, zenginlik günlerinde evlerinde hizmet eden birinin kapısını çaldı da sadece ekmek karşılığı evin işlerine yardım edeceğini söylese de kabul görmedi. Ekmek bile bulmada zorlandıkları günler oldu. Bu olay Kur’an-ı Kerim’de bize niye anlatılıyor acaba, hiç düşündük mü? Aynı Eyyûb aleyhisselam, daha sonra eskisinin iki katı bir servete sahip olacaktır.
Çeşitli İslami kaynaklarda rivayet edildiğine göre Hz. Rahime annemiz, Hz. Yusuf‘un torunudur. Yani Hz. Yusuf’un oğlu Efraim‘in kızıdır.
Yani peygamberlerin kurdukları devletler dahil, hiçbir devlet ebedi, baki olmadı, olmayacak. Allah (cc) servet ve iktidarı halklar ve ülkeler arasında evirip çevirecek. “Beka sorunu”ndan söz edenler, ne demiş oluyorlar? Servet ve iktidarları için bekadan söz edenler, Allah’a (cc) ait bu sıfatı kendileri için kullandıklarından dolayı Allah’ın yardımından mahrum kalacaklardır.
Biz Havf ile Reca arasında bir yerde duralım. Umudumuz korkumuzdan bir adım önce dursun. Umudumuz ve Korkumuzda Allah’ın rızası ile ilgili olsun. Ama günümüz insanı sanki Allah’tan (cc) korkmuyor ama, başka herkesten korkuyor.
Hep aynı şeyi söylüyorum: Gelin, dinimizi Kur’an ve risaletin örnekliğinde ve önderliğinde gözden geçirelim ve nefsimizi sapmalardan arındıralım.
Selam ve dua ile.