Biz dilimizi kaybettik. Bugün iman ettim dediğimiz Kur’an-ı Kerim’de zikredilen birçok kavramın ve kurumun hayatımızda yeri olmadığı gibi, dilimizden de uçtu gitti. Sahi nerde o “Karz-ı Hasen sandıklarımız”. O “Farz-ı Kifaye” sorumluluklarımızı yerine getirmek için kurduğumuz vakıflar. Camilerin çoğunda İtikaf odaları da yok, Tahkim odaları da. “Dergah”larımız nereye gitti, Zaviyelerimiz..
Hasbi ve Kesbi de öyle. Hasbi karşılıksız seven, veren anlamına geliyor, kesbi kendi kazancını önceleyen demek. Siyasette, Vakıf ve dernekte de öyle değil mi, birileri hiçbir dünyevi karşılık beklemeden her şeyi Allah rızası için yapar, birileri de yaptıkları yapar gibi gözüktükleri iyilikleri de dünya menfaati için yapar. Daha doğrusu dünyevi bir kazanım için algı oluşturmak maksadı ile yapar. Bunun ucu münafıklığa kadar gider tabi.
“Hasbi” karşılıksız, gönüllü, bedelsiz, sebepsiz yere yapılan her şeyi ifade eder. Atıfet-i İlahiye de öyle değil mi? Allah (cc) kullarına bir şeyi karşılıksız verir. Allah (cc) hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Ona kullukla beraber, Onun yarattıklarına iyilik yaparsak bizi mükafatlandırır, kötülük yaparsak bizi cezalandırır.
Allah’ın (cc) lütfuyla, atıfet-i İlahiye ile kullarına vehbî olarak ihsanda bulunur mesela. “Hasbiyallah” derken de “Allah bana yeter” demiyor muyuz? Bu anlamda Allah’a (cc) dayanıp O’nu yeterli görmek de Hasbilik’le ilgilidir. “Bu iyilik hasbi yapıldı” derken “iyilik sahibi Karşılık beklemeden, gönülden yapıldı” demiş oluyoruz..
“Kesb” Çalışarak, çaba göstererek sonradan kazanılan/edinilen şey. İnsanın kendi gayretiyle elde ettiği bilgi, beceri, makam vs. Bunun karşıtı çoğu zaman vehbî’dir. “Kesbî ilim” Okuyarak, çalışarak öğrenilen elde edilen ilim, Vehbi olan ise Atıfet-i İlahiye’den olandır. Kalbe doğrudan ilham edilen bilgidir. Aslında sonuçta Kesbi olan Allah’ın (cc) iradesi içindedir. Hayır da , şer de Onun iradesine bağlıdır.
Halk arasında Hasbi-Kesbi ifadesi bir şeyin ilâhî lütuf mu yoksa kişisel çaba sonucu mu olduğunu belirtmek için kullanılır. Bu anlamda “Ahde vefa” “Sözüne, anlaşmaya, yeminine sadık kalmak” anlamında kullanılır. Ahid, Galu bela zamanındaki ahidleşmeye atıf edilerek kullanılırsa, Tevrat Eski Ahid”, İncil”yeni Ahid” olarak tanımlanır. Bu anlamda Son ahid de Kur’an-ı Kerimdir. Yani Allah’a ve resulüne ilan temel ahid’dir. Bunlara aykırılık Ahde vefasızlık olur. Burada Ahid ve “cenneti kazanmak için ahde vefanın ifadesi olan bir iş ve söz konusunda söze sadakat Biad olarak anlam kazanır.
“Vefalı olmak” Sadık, güvenilir, iyi günde de, zor günde de terk etmeyenlerden olmayı ifade eder. Allah'a ve resulüne vefasını gösteremeyenlerin bir başkasına vefalı olması, gazab vesilesi de olabilir. “Vefasız” olmak sadakatsiz, dönek, sözünde durmayan anlamında kullanılır..
Bu yukarıdan aşağı da böyledir, aşağıdan yukarı da. Bir devlet adamına sadakat ve vefa, o devlet adamının halkına sadakat ve vefası ile birlikte düşünülmesi gerekir.
Hasbi, Vehbi atıfet-i ilahiye’den olan, Biad ve Takiye, Suret-i Hak’dan gözükmek, bütün bunlar ilişkili kavramlardır.
Hasbi olan biri, aldatıldığını görürse öfkesi, bu ihanet karşısında sadakatı kadar büyük olur. Onun için “Uysal at’ın çiftesi pektir” denilmiştir. Kesbi olanlar ise menfaatine bakar, mal, makam, şöhret ve itibarı seviyesinde sadakatlarını artırırlar. Her iyiliği, güzelliği, başarıyı kendilerine bu imkanı sağlayan kişiye atfederler. Efendilerini sürekli överler ve yüceltirler, onlara yönelik en küçük eleştiriye bile tahammülleri yoktur. Giderek o kişiyi İlah ve Rab konumuna yükseltirler. Aşırı övgüyü Resulullah, muhatabını öldürmek olarak tanımlamıştır. Biliyorsunuz, Allah (cc) kendini kınayan nefse yemin etmiştir. Mutlak itaat ve övgü Allah’a (cc) ve resulüne (sav)dir. Bir kişi bir başkasını ne kadar yüceltirse, kendini de o kadar aşağılamış olur. Troller bu tip bireylerdir.
O troller, daha süt dişleri çıkmamışken ya da yeni çıkarken sevimlidirler. Köpek dişleri çıktıktan sonra, trolleri olanlar sahiblerini koruyan, ona hizmet eden “Buldok köpekleri”ne dönerler. Basın AİHM kararlarında Kamu haklarını koruyan “Bekçi köpekleri”ne benzetilir. Buldok’ları sokağa salmak tehlikeli olduğundan çoğu zaman tasmalı ve efendilerinin yanındadırlar. Onlara ne kadar çok etli kemik verirseniz o kadar çok kuyruk sallarlar. Eğer efendileri onlardan bazılarını daha çok sever ve desteklemeye başlarsa, bu. Ötekilerde kendi üstlerine gelen “kuma” etkisi yapar ve kıskançlık krizine sebeb olur ve yağlı kemiği kapma yarışından önce birbirleri ile yarışır gibi görünenler, işin kolayı seçerler, rakiplerini şantaj ve tehditlere sebeb olacak bal tuzakları ile başarısız kılmaya ve gözden düşürmeye çalışırlar. Dışlandıklarında ise efendilerine ihanet ederler. İtirafçı olurlar. Tabi bir de efendileri kendilerini koruyamayacak duruma düştüğünde, her yerden eleştiriler, saldırılar gelmeye başladığında bunlardan bazıları gemi farelerine benzerler, batmakta olan gemiyi ilk terk edenler onlar olur.
Bu işler böyledir. Menfaat bağları zayıfladığında, eleştiriler artar ve zaman içinde Aşk öfkeye dönüşür. Bu gidişin ilk belirtileri, her başarıda bu “dostlar” kendilerini öne çıkartılar, elde edilen başarıda kendi payları ve katkılarını dile getirirler. Zaafiyet durumunda ise, sorumluluğu hemen başkalarına yüklerler. Henüz tepedeki adam ayakta ise, dışarıdan bakanlar için çevresindeki bir takım hainler yüzünden bu başarısızlık olmuştur. Nakısa’yı tepedekine nisbet etmek istemezler. Zamanla bu kişilerin yakın çevresindeki kişileri korumasından ve onların itibarlı konumda olmasından kuşkulanmaya başlarlar. Daha dikkatli bakınca, daha önce reddettikleri ve duymak istemedikleri şeylerin gerçekliğini sorgulamaya başlarlar.
Bu durumu daha çok sağı ile solu ile siyaset camiasında daha iyi gözlemleyebilirsiniz.
İşin farkına vardıklarında ise çoğu konuşmaya korkarlar. Çünkü ipek böcekleri ile kendi kurdukları ağın içine hapsolmuşlardır. Yakın çalışma arkadaşlarının bile maskesiz yüzlerini görmeye başlarlar. Ama artık çok geçtir. Kendi çevresindeki kişiler bile maskelidir. O büyük kalabakların hemen bir çoğunun gözünde at gözlüğü vardır.
Bir olumsuzluk patlar verdiğinde ise, ya gündem değiştirilir ve o konu unutturulmaya çalışılır, ya da o sorumluluk o çevrenin zayıf halkası ile ilişkilendirilir ve o kişi günah keçisi ilan edilir. Bir kişi ya da örgütle ilgili bazı soruları sormak ve özellikle eleştirme konusunda tepki gösteriliyor ve bunu yapanlar hakkında kuşku duyuluyor ve konuşmaması isteniyorsa orada aslında trajik sona doğru giden bir yol açılmış demektir.
Trolller ve etki ajanları, toplum mühendisleri, algı operatörleri aynı görevde bir süre kaldıkları zaman aslında ciddi anlamda bir travma yaşarlar ve ahlaki bir erazyon’a uğrarlar. Kendi yalanlarına kendileri de inanıyormuş gibi tepki verirler ama şuur altları onlara rahat vermez. Troller hem avcı’dırlar, hem de av.. Onlar önce kendileri avlanmışlardır, efendileri onları başkalarını avlamak için “tazı” gibi kullanmaktadır.
Bu kişilerde kişilik kaybına bağlı te’vil ve takiye eğilimi baş göstermeye başlar. İfadelerini savunamadıkları durumda te’vile başvururlar, savunmaları gerektiği durumda da , kendilerince hayati öneme sahip bir değeri korumak için karşısındaki kişinin arzu ettiği cevabı onlara saklanması gereken bir sır gibi aktarırlar.
Siyasette genel geçer bir kural şudur: Ayakta iseniz ve çevrenizdekilere ulufe dağıtıyorsanız elinizi öperler ve sizi alkışlarlar. Yorulur oturmaya kalkarsanız ve dağıtacak fazla bir şeyiniz kalmamışsa çevrenizden dağılmaya başlarlar. Eğer düşerseniz vururlar. O “eski dostlar” birer “Brütüs”e dönüşür. Güç ve servet ilişkisine dayalı dostluklar geçicidir. Yemlenmeye alıştırılmış kalabalıkların arz-ı ihlas ettikleri değer kendi menfaatleridir. Bir süre sonra o menfaatı ve korumayı kim sağlarsa onun yayına gitmeleri sürpriz olmayacaktır. Ardından Kullananlar da kullanılmaya başlarlar zaten. O tepedeki kullanan zaten işler o noktaya gelmişse birilerinin kendini kullandıklarının bile farkına varmazlar. Varsa da yapacak bir şey yoktur. “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle” kabilinden birilerine çökseler de çökülenlerin sayısı arttıkça birilerinin sıranın kendine gelmesinden korkarlar kendince tedbirini almaya başlar. “Karga besleyenler gözlerini sakınsınlar” diye boşa söylenmemiştir.
Astında sağda da solda da din, ideoloji ve siyasette, güçlü bir takım kişilerin, iktidar, makam ve servete sahip olduktan sonra kendilerinin nasıl dönüştüğünü ve buna paralel olarak çevresindekileri nasıl değiştirip-dönüştürdüğünü görmek zon değildir aslında, ama zaten yolun sonuna doğru giderken gözleri var görmüyor, kulakları var duymuyor, kalpleri var hissetmiyor olabilir.
“Hasbiler” ve “Hesabiler” konusu önemli. “Hasbi” başlayıp “Hesabi” devam etmek de mümkün, mesela Malcolm X / Malik el Şahbaz gibi “Hesabi” başlayıp “Hasbi” devam etmek de mümkün.
Kafamızı kiraya vermeyelim ve tabi insanların algıları ile oynayıp onların iradelerini baskılayarak, bilgi sahibi olmadıkları bir konuda kanaat sahibi olmalarına zemin hazırlamayalım.
Selam ve dua ile.