Güvenli Bölge ve Rusya

Ahmet Taşgetiren

Suriye'de güç odaklaşmaları şu şekilde şekilleniyor:

- Rejim güçleri ve onlarla birlikte hareket eden Rusya.

- İran ve uzantısı olan para militer güçler.

- Türkiye ve ÖSO. 

- YPG'nin de içinde bulunduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG)

- Amerika.

 

- Koalisyon güçleri.

- DEAŞ.

Bu manzara Suriye'nin fiilen (de facto) egemen bir devlet olmaktan çıktığını gösteriyor ama gene de BM nezdinde hukuken (de jure) varlığı kabul edilen ve Esed yönetiminin temsil ettiği bir devlet olarak duruyor.

Suriye'de çözüm demek, sonunda merkezi devlet nasıl olacaksa, onun tayin edici rolde olduğu bir duruma ulaşmak demek.

Süreç, nihai planda o merkezi yapının nasıl olacağını tayine doğru ilerliyor.

Ve sürecin başında Esed yönetimi, gitmesinde (Rusya dışında) herkesin aşağı yukarı uzlaştığı bir yönetimdi, çünkü “Arap baharı” ikliminde bakılıyordu. Ancak Rusya direndi, Amerika ayak sürüdü ve bugün, Esed ya da rejimin çözüm odağı haline geldiği bir gündem konuşulmaya başlandı.

Suriye'de olan biten her şey tabii ki bizi, Türkiye'yi ilgilendiriyor:

- Bir kere Suriye sınırı eskiden beri güvenlik hassasiyeti oluşturuyor.

- Arap Baharı sürecinde rejimin niteliğinin demokratikleşmesi ve güvenlik hassasiyetimiz bir araya geldi.

- Sonrasında sığınmalar. 4 milyon mülteci.

- Ve PKK uzantısı YPG ile daha da derinleşen güvenlik kaygısı. 

Bütün bu başlıklar, Suriye'de çözümün niteliğini bizim için hayati hale getiriyor.

Öncelikle de sınırlamızın güvenliği açısından.

Onun için “Güvenli bölge” formülü başından beri üzerinde durduğumuz bir konu.

Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı adı altındaki askeri harekatlarımız, oluşturulan sivil yapılarla Fırat'ın batısında bu yönde bir model ortaya koydu.

Ama o harekatları da Rusya ve Amerika ile iletişim halinde gerçekleştirdik.

Şimdi Fırat'ın doğusunda Türkiye'nin güvenlik kaygısı nasıl giderilecek, konusu konuşuluyor.

Bu konu bizim askeri harekat hazırlığımız, Amerika'nın askerlerini çekmesi, Trump'ın tehdidi, Kürtler, YPG ve güvenli bölge başlıkları ile içiçe geçecek tarzda gündem oluşturdu.

Bir gün Trump'ın tehdidini konuşur ve ABD ile gerilim tırmanırken, ertesi gün güvenli bölge gündemi ile Türk tezine Amerikan desteği sağlanabilir mi ihtimali oluşuyor, temaslar devreye giriyor.

“Güvenli bölge” statüsü Suriye'nin tamamı ile ilgili bir düzenlemenin parçası.

Aslında Suriye'deki her şey ve herkesin varlığı Suriye'nin tamamının düzeni ile ilgili.

Bu noktada Rusya devreye giriyor:

Dışişleri Bakanı Lavrov, "Bu bölgelerin Suriye hükümeti, Suriye güvenlik güçleri ve idari yapılarının kontrolüne geçmesinin tek ve en iyi çözüm olduğunu düşünüyoruz" diyor. “Kürtler” konusuna da şöyle yaklaşıyor: "Suriye'deki Kürtlerin geleceği rejim kontolünde güvence altına alınabilir. Kürt temsilciler ve Suriyeli yetkililer arasında iletişimin başlamış olmasını memnuniyetle karşılıyoruz ve destekliyoruz. Böylece dış müdahale olmadan tek bir hükümet altındaki yaşamlarına geri dönebilirler."

Ne anlaşılıyor bundan?

Rusya topu rejime atıyor. Bu, onun açısından mantıklı, çünkü bütün işi rejimle yürütüyor.

Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan'la Putin'in yakında yapacağı görüşme değişik bir durum ortaya çıkarır mı, bilemiyoruz.

Ama YPG'nin rejimle işbirliği girişimleri, YPG ile Amerika'nın-Rusya'nın ilişkileri, dünkü Karar'da yer alan Şarku'l Avsat'ın “Şam federasyona göz kırptı” haberindeki bilgiler rejimin belirleyiciliğine yatırım yapıldığını gösteriyor.

Bizim “Bölgeyi Türkiye denetlesin” yaklaşımımız ile genel “Toprak bütünlüğü”mutabakatı ve Rusya'nın “Bölgeler Suriye hükümetinin denetiminde olmalı”yaklaşımı arasında uzlaşma mümkün olur mu, herhalde Erdoğan-Putin görüşmesi bunu açıklığa kavuşturacak.

En son ABD'li senatör Lindsey Graham'ın Ankara temasları... Ve bir kere daha ABD adına olumlu mesajlar. Graham, Trump'a “Türkiye'yi anla” diyecek. Bilardoda yeni bir hamle...

Suriye meselesi daha çok su götürür.