Günün sorusu: Siz KCK'lı mısınız, BDP'li mi?

Hasan Karakaya

Hemen her gün yaptığımız gibi, dün de Yayın Kurulu toplantısına oturduk, "günlük gelişmeleri" değerlendiriyoruz... Haberler, "çiseleme" gibi değil, adeta "sağanak" gibi yağıyor... Öyle "önemli haberler" var ki; hepsi "manşet" veya "sürmanşet" adayı... "O haberi böyle değerlendirelim, şu haberi böyle görelim" derken; bir de baktık, sayfada yer kalmamış!..

Ankara Temsilcimiz Yener Dönmez'in "sanal kumar"la ilgili haberini "sürmanşet"ten, Ankara muhabirimiz Erol Metin'in, "Başbuğ'u yakan 4 albay"la ilgili haberini "manşet"ten verdik ama; "Horoz ölür, gözü çöplükte kalır" misali, gözlerimiz "diğer haberler"de kaldı.

Öyle ya;

Onlar da "manşetlik" haberler!..

DÜN ERGENEKON, BUGÜN KCK

Meselâ, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat'ın, dünkü TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nda sarfettiği sözler; "manşetlik" olduğu kadar, "ibretlik" sözlerdi...

Demiş ki, Oya Hanım;

"Kürtler, gerçekten şanssız!.. Bir zamanlar Ergenekon'un yaptığını, şimdi PKK ve KCK yapıyor!..

KCK, Kürt çocuklarını öldürüyor, onların onurlarıyla oynuyor!"

Al sana manşet:

"Dün Ergenekon, bugün KCK!"

Ama, dedim ya;

Haberlerin hepsi birbirinden önemli!..

Oya Eronat'ın bu sözlerine, BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in karşı çıkması da ilginç!..

Ama, ona da cevap vermiş Oya Hanım;

"Güneydoğu'da insanlar artık konuşamıyor, pandomim sanatçısı gibi oldular... Kaşlarıyla, gözleriyle konuşuyorlar!.. Başka bir partiden olduklarını bile söyleyemiyorlar!"

Oya Hanım'ın "tespit"leri, gerçekten ilginç... Kürt halkının yaşadığı "psikoloji"yi çok iyi anlatmış!..

Gelin, görün ki;

Kürt halkını "istismar" eden BDP'lilerin, bu "tespit"lere sessiz kalması elbette beklenemezdi... Nitekim, BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt, demiş ki; "Her söz aldığınızda rencide ediyorsunuz!"

Oya Hanım, "acılı" bir anne...

"Yüreği yanan" bir anne...

Cevap vermiş Adil Kurt'a;

"Neden rencide oluyorsunuz?..

Ben size bir şey söylemedim ki!..

PKK ve KCK'ya söyledim!..

Siz PKK'lı mısınız,

Yoksa BDP'li mi?"

Söyleyin hele;

Bu da "manşetlik bir söz" değil mi?..

Al bu sözü, çek manşete;

"PKK'lı mısınız, BDP'li mi?"

DEVE MİSİNİZ, KUŞ MU?

Gerçekten de;

Bu sorunun hem de "yüksek sesle" sorulmasının vakti gelmedi mi?

Öyle ya;

Hem, "Biz hepimiz KCK'lıyız" diye kampanyalar açacaksınız, hem de KCK'ya yönelik en ufak bir eleştiride, hop oturup, hop kalacaksınız!..

Hani, "devekuşu"na demişler ya;

"Sen deve misin, kuş mu?

Deve isen, yük taşı!..

Kuş isen, uç da görelim!"

BDP'liler de öyle!..

"KCK'lı" deyince "alınganlık" gösteriyorlar ama "KCK soruşturmaları"nı protesto için kampanyalar açıp, "Biz hepimiz KCK'lıyız" demekten de geri kalmıyorlar!..

Sormak gerekmez mi;

"BDP'li" isen, "KCK tutuklamaları"na niye karşı çıkıyorsun, "KCK'lı" isen, eleştirilere niye "alınganlık" gösteriyorsun?..

ASIL MUHATAP KİM?

Sırası gelmişken, söyleyeyim:

Malûm, son bir haftadır "MİT'in Oslo görüşmeleri" tartışılıyor...

Ne yapmıştı MİT mensupları?..

"Silahlar sussun, barış gelsin" diye, Oslo'ya gidip, "PKK temsilcileri" ile görüşmüşlerdi.

Peki, sormak gerekmez mi;

MİT veya Hükümet, niye "siyasi bir muhatap" olarak BDP ile değil de, "PKK'lılarla" görüştü?!?..

BDP, madem ki;

"Kürtlerin temsilcisi" olduğunu iddia etmektedir, Hükümet veya MİT'in "BDP temsilcileri" ile görüşmesi gerekmez miydi?..

Ama, hayır!..

BDP temsilcileri dediler ki;

"Muhatap PKK'dır, Öcalan'dır!"

Şu hâle bakın;

"Kürtlerin temsilcisi" olduklarını söylerken "aslan" kesiliyorlar, ama "muhatap" olmaya gelince, "süt dökmüş kedi" mahcubiyeti içinde; "Ben bilmez, Merkez bilir" demeye başlıyorlar!..

Adama sorarlar;

"Arkadaş, sen necisin?.. Madem Kürtlerin temsilcisi olduğunu iddia ediyorsun, o halde gel masaya otur!.. Adres olarak PKK'yı gösteriyorsan, senin varlık sebebin ne?.. Kürtleri PKK mı temsil ediyor, BDP mi?!?"

Dedim ya;

Tam "devekuşu" taktiği!..

"Deve" desen "yük taşımaya" yanaşmıyorlar, "kuş" desen "uçmayı" reddediyorlar!..

Söyleyin Allah aşkına; Oya Eronat, o soruyu sormakta haksız mıdır;

"Siz KCK'lı mısınız,

Yoksa BDP'li mi?"

"BDP'li" iseniz; "Bir zamanlar Ergenekon'un yaptığını, şimdi PKK ve KCK yapıyor... KCK; Kürt çocuklarını öldürüyor, onların onurlarıyla oynuyor" sözlerinden niye alınıyorsunuz?..

Yoook "KCK'lı" iseniz;

"Meclis'te işiniz ne?"

Oya Hanım;

"KCK'nın kuyruğu"na basınca, ses "BDP'nin ağzı"ndan çıktığına göre, demek ki aralarında bir "bağlantı" var!..

Deşifre olunca da, kıvırıyorlar!..

SUBAY MEÇHUL, BİLGİ GERÇEK!

Söyleyin şimdi, elimize böyle bir haber gelmişken, bunu "manşet"ten vermemiz gerekmez miydi?..

Ama, ne yapalım ki;

İlker Başbuğ olayı hem daha güncel ve hem daha önemli!..

Düşünebiliyor musunuz;

Dün ne söyledi ise, bugün hepsi de birer birer çürüyor... Eline aldığı "LAW" silâhına "Boru" dedi, yalan çıktı...

Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan "İrtica ile Mücadele Eylem Plânı"na "Kâğıt parçası" dedi ama, o belgenin "ıslak imzalı" olduğu çıktı ortaya...

Şimdi de, 1. sayfamızdaki son haber:

"Meçhul bir subay"ın ihbar mektubunu dikkate alan savcılığın, BDDK'ya talimat verdiği ve yapılan incelemeler sonucu, "kara propaganda siteleri"nin, 4 albaya ait kredi kartları ile satın alındığı ortaya çıktı.

Yine "iddianame"de yer alan bilgiler Başbuğ'un; savcıya yanıltıcı ifade verdiğini de gözler önüne serdi... Başbuğ, andıcın kendisine arz edilmediğini savunmuştu... Ancak iddianamede yurtdışına kaçan firari sanık Tümgeneral Mustafa Bakıcı'nın, İnternet Andıcı belgesini sarı zarf içerisine koyarak Genelkurmay Başkanı'nın Özel Kalem Müdürü Tuğgeneral Uğur Tarçın'a teslim ettiği, Başbuğ'un da kendisine getirilen belgeye okey anlamında tik işareti attığı kaydediliyor.

O günleri hatırlıyor olmalısınız;

Org. Başbuğ, "Yanlış adam" olarak tanımladığı meçhul subayı hedef tahtasına oturtmuş, ona "Çürük elma" demişti...

Bununla da sınırlı kalmayan Başbuğ, karargahta cadı avı başlatarak, cuntayı deşifre eden subayın izini bulmaya çalışmıştı!..

Görüyorsunuz ya;

"Andıç'ın şifresi"ni BDDK çözmüş!..

"Vatansever subay" tarafından aylar önce yapılan "uyarı"nın da doğru olduğu ortaya çıkmış...

Evet, subay "meçhul",

Ama verdiği bilgi "gerçek."

Demek ki;

"Çürük elma" değilmiş!..

İlker Başbuğ; zamanında keşke o konuşmaları yapmasaydı... İşte, "konuştukça battığı" tek tek çıkıyor ortaya!..

HANGİ BİRİSİNİ VERELİM?

Dedim ya, "haber" çok!..

"Sağanak" gibi yağıyor.

Hepsi de, birbirinden değerli.

Meselâ, PKK'dan, "ortalığı kana bulayın" talimatı!.. Meselâ, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun; "Oylarımız azalmıyor ama, artmıyor da" sözleri... Meselâ, Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in; "İçtüzük konusunda orta yolun bulunamadığına" dair açıklamaları...

Meselâ, özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya hakkında talep edilen "inceleme" izninin, Adalet Bakanlığı tarafından verilmesi... Meselâ, "Ergenekon ve KCK soruşturmaları"nı yürüten "9 emniyet mensubu"nun görevden alınmasıyla doğan "boşluk"tan bir zarar gelip gelmeyeceği...

Meselâ, "Oslo görüşmelerinin basına kimler tarafından sızdırıldığı" konusunun araştırılmaya başlanması...

Daha bunun gibi nice olay var ki, hepsi "manşetlik" haberler!..

Ama, yerimiz yok!..

Gündemde olan haberlerin çoğunu, televizyonlarda zaten izleyeceksiniz... Biz de, bu haberleri irili ufaklı verdik ki; haberlerden "habersiz" kalmayasınız... Ama, "özel haber"lerin yeri başka... Hele de bu haberleri, "sadece Akit'te" okuyacaksanız!..

Dünkü "Yayın Kurulumuz"da, işte bu duygularla serpiştirdik haberleri...

Nihayetinde bir "yemek" hazırladık ve "beğeninize" sunduk.

İnşaallah, beğenirsiniz...

 

 

Duyarlılığa teşekkür
Malûm, bu köşede, zaman zaman okurlarımızdan gelen "şikâyet"lere yer veriyor, onların "problem"lerini aktarıp, "yetkili"lerden bekledikleri "çözüm"leri iletiyoruz...
Bu şikâyetlere "çözüm" bulunduğunu duymak, elbette fazlasıyla mutlu ediyor beni... Meselâ, geçenlerde Eyüp'te meydana gelen "göçük"ten dolayı perişan olan "site sakinleri"nin dertlerini aktarıp, "ilgili"lerden "ilgi" beklediklerini yazmıştım ya; sağolsunlar, ilgilenmişler... Eyüp Kaymakakmı Osman Kaymak ve İSKİ Genel Müdürü Ahmet Demir devreye girip, evlerini boşaltmak zorunda kalan ailelere "kira yardımı" yapmaya başlamışlar... Hem de, "nakliye paralarını" da vererek... Memnun oldum... Hep "eleştiri" yapacak değiliz ya; bu defa da "teşekkür" etmek, boynumuzun borcu...
"İSKİ" demişken... İSKİ'de "mühendis" olarak görev yapıp da, "işçi" statüsünde görünen ve "hakettiği maaşı" alamayan personelden söz etmiştim ya; bu defa Ankara'dan telefonlar yağdı... Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde çalışıyorlarmış... "Kadrolu memur" olarak çalışıyorlarmış ama "sözleşmeli işçilerden daha az maaş" alıyorlarmış... Üstelik, birçoğunun "bilgisayarı" da yokmuş!.. Umarım, Sayın Melih Gökçek de bu "şikâyet"lere bir çözüm bulur... Zira, gelen "telefon"lardan başımı kaldıramıyorum.
Haydi Melih Bey, şu işi halledin de, size de "teşekkür" edeyim.

 

 
akit