"Gazze Olayı Türkiye'nin Kimyasını Bozdu"

Ertuğrul Özkök, Erdoğan'ın Davos çıkışını yorumladığı NTV'deki programda sürekli olarak "Yahudi Aleyhtarlığı" vurgusu yaptı...

Hürriyet Gazetesi Genel Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Davos'ta Başbakan Erdoğan'ın tepkisini doğru bulduğunu ancak bu konuda eleştiri getiren gazetecilere tepki gösterilmesinin vahim olduğunu söyledi.

Özkök "Bir ülkede, böyle bir olayda bütün gazeteciler, bütün yazarlar, Başbakan'ın tavrını desteklemek zorunda mı? Benim de hoşuma gitti, gururumu okşadı o tavır ama eleştirilerim de var" dedi. Türkiye'de son dönemde Yahudi aleyhtarlığı ile ilgili endişeler taşıdığını belirten Ertuğrul Özkök "Gazze'de İsrail hükümetinin yaptıklarına karşı tepkilerin, bazı çevreler tarafından çok bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde Türkiye'de Yahudi cemaatine karşı bir tepkiye dönüştürüldüğü izlenimleri var" diye konuştu.

Ertuğrul Özkök, NTV'nin Yazı İşleri programında Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır'ın sorularını yanıtladı. Ertuğrul Özkök şöyle konuştu: "Ben oturumu canlı izlemedim. Aynı gün yapılan öğleden sonraki oturumu, yani İran Dışişleri Bakanı, Ermenistan Dışişleri Bakanı ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile beraber yaptığı oturumu izledim. Ama daha oradaki oturumda başbakanın böyle bir çıkış yapacağına dair izlenimler vardı. Ben o oturum yapılırken Davos'ta başka bir yerdeydim. Bize ilk gelen izlenimler; felaket, skandal, 'başbakan terk etti' yönündeydi. Yani hep tepkili izlenimler geldi. Bir süre sonra Türkiye'den telefonlar almaya başladım. Davos'tan gelen mesajların tam aksi mesajlar Türkiye'den gelmeye başladı.

AYDIN BEY ONAYLADI
O gece Aydın Bey ile 3-4 kez konuştuk. 'Ben Başbakan'ın bu yaptığını olumlu buldum. Yapması gereken bir şeydi. Hoşuma gitti' dedi. Yakınlarımdan, CHP'ye oy vermiş akrabalarımdan benzer yönde görüşler geldi. Zaman geçtikçe konuştuğum yabancılardan aldığım izlenimler daha dengeliydi. Yani bir bölümü bu tepkiyi biraz ölçüsüz buluyordu ama konuştuğum insanların çoğu İsrail Cumhurbaşkanı'nın konuşmasını çok sert bulmuşlardı. Moderatörü çok eleştiriyorlardı. Sonra ben de banttan izledim. Doğrusu bence de Başbakan'a karşı yapılan hoş olmayan bir durum var. Tepki göstermek gerekiyordu ama o tepki nereye kadar gitmeliydi, tartışılabilir. Ama bence Başbakan'ın tepki göstermesi orada normal olmuştur.

GAZETELERİN FARKLI TEPKİLERİ
Aydın Doğan medyası diye bir medya yok. Gazeteler var. Bu gazetelerin genel yayın yönetmenleri var, yazı işleri var. Elbette gazetelerin genel politikalarının belirlenmesinde Aydın Bey'in söyleyeceği sözler var. Aydın Bey bize yaptığımız yayınlarda Türkiye Cumhuriyeti anayasasının temel ilkelerine sadık kalmamız yönünde devamlı telkinlerde bulunuyor. Ama Aydın Bey'in gazetelere, 'Manşeti şu yapacaksın, bu yapacaksın, bu bunu yazacak' gibi hiç bir etkisi olmadı.

NEREDEYSE ADAMLARI LİNÇ EDECEKLERDİ
O gece Aydın Doğan bana açıkça 'Ben bu tavrı çok beğendim' dedi. Ama gördüğünüz gibi grubun gazeteleri çok farklı manşetlerle çıktı. Yani Posta çok açık bir destek verdi. Radikal eleştirel bir tavra girdi. Hürriyet daha serinkanlı, olayı aktaran ama olayı Başbakan'ın lehine ve haksızlığa uğradığını gösteren biçimde verdi. Ve Milliyet daha tepkili bir şekilde verdi. Buna karşılık Doğan grubu içindeki bir çok yazar arasında eleştirenler de vardı eleştirmeyenler de. Ama bunlar normal. Ben bunların niye eleştirildiğini anlamak istiyorum. Bir ülkede böyle bir olayda bütün gazeteciler, bütün yazarlar başbakanın tavrını desteklemek zorunda mı? Benim de hoşuma gitti, gururumu okşadı o tavır ama benim de eleştirilerim var. Burada ertesi gün Türk basınında gördüğün durum asıl vahim olandı. Yani 4 yazar; Oktay Ekşi, Ruşen Çakır, Okay Gönensin bir de Kadri Gürsel... Neredeyse adamları linç edeceklerdi. Demokratik bir ülkeyse; burada başbakanın yaptığı bir davranış çok rahatlıkla eleştirilebilmeli. Şimdi burada hepimiz bir mutabakattan söz ediyoruz ama acaba kaçımız gerçek fikirlerimizi açıklıyoruz?

GAZETELER FARKLI FARKLI DÜŞÜNEBİLİR
Geriye dönelim 1990'lı yılların sonuna... Abdullah Öcalan'ın yakalandığı günlere... O günlerdeki Hürriyet gazetesini incelerseniz göreceksiniz ki Emin Çölaşan dahil Hürriyet neredeyse 'Abdullah Öcalan asılmasın' diye bir kampanya yaptı. Çünkü biz o görüşün Türkiye'nin lehine olduğunu düşünüyorduk. Peki o günlerde Türkiye'de esen hava neydi? Halka bıraksaydınız yüzde 80-90'ı o sırada Abdullah Öcalan'ın hemen asılmasından yana bir tavır sergileyebilirdi. Yani gazeteler her gün her konuda halkın gittiği doğrultuda yayın yapacak diye bir şey yok. Burada ben Başbakan'ın oradaki tepkisiyle ilgili 'yapılması gerekirdi' diye düşünüyorum. Ama bu nereye kadar yapılmalıydı derseniz, orada benim de itirazlarım var. Ben olsam masadan kalkıp gitmezdim ama bu benim görüşüm. Fakat tepkisini göstermekte haklıdır diye düşünüyorum. Orada modoratörün çok müdahaleleri vardı. Amerikan toplumunda yadırganmayacak ama bizimki gibi toplumlarda çok yadırganacak müdahaleleri, elle kolla müdahaleleri vardı. Dolayısıyla başbakanında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak bunu yapması doğaldı.

YAHUDİ ALEYHTARLIĞI
Ben Yahudi cemaatinin Türkiye'de çok rahat olduğunu düşünmüyorum. Tanıdığım bazı dostlarımdan aldığım hava, çocuklarından gelen korku duyguları, hakikatten ciddi boyutlarda... Türkiye'nin, başta Başbakan'ın bu konuda çok daha ikna edici, çok daha rahatlatıcı ve güven verici bir söylevi benimsemesi gerekir. Türkiye'de nereden bakarsak bakalım bugün Gazze'de İsrail hükümetinin yaptıklarına karşı tepkilerin bütün Türkiye değil elbette ama bazı çevreler tarafından çok bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde Türkiye'de Yahudi cemaatine karşı bir tepkiye dönüştürüldüğü izlenimleri var.

AKLIMA KÖTÜ ÖRNEKLER GELİYOR
Böyle durumlarda biraz abartılarak gelir düşünceler. Yani benim kulağıma Türkiye'de Yahudilere yapılan uygulamalarla ilgili çok kötü bir takım örnekler geliyor. Ama bunların bir kısmının ben abartılmış olduğunu düşünüyorum. Çünkü böyle durumlar dünyanın her yerinde böyle bir takım dedikoduların yayılmasına yol açar. Mesela ben Fransa'da öğrenciyken Orlean Dedikoduları diye bir kitap çıkmıştı. Bilimsel bir kitap. Fransa'nın Orlean şehrinde genç kızlar ortadan kayboluyormuş; Yahudilerin yoğunlukla oturduğu bir şehirde. Ve bu genç kızların Yahudiler tarafından iğneli fıçılara konulup öldürüldüğü yolunda dedikodular çıkmış. Daha sonra anlaşıldı ki bu kızların hemen hemen hepsi Paris'e gitmişler, orada kendi başlarına sevgilileriyle filan kendilerine hayat kurmuşlar. Ama bu dedikodular yüzünden o şehirdeki Fransız Yahudileri büyük zorluklar, güçlükler çekmişlerdi ve saldırılara uğramışlardı o dönemde. Ve bununla ilgili de Fransa'da çok ciddi bir sosyolojik çalışma yapılmıştı.

GAZZE OLAYI TÜRKİYE'NİN KİMYASINI BOZDU
Şimdi ben Türkiye'de Yahudilerle ilgilide böyle bir havanın esmekte olduğunu görüyorum. Yani bu Türkiye'ye yakışan bir tavır değil. Yani Türkiye'de 30 bine yakın bir Yahudi cemaati var ve dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar bu insanlar Türk toplumuna bağlı, Türk toplumu içinde kendisini hisseden insanlar. Ve Türkiye'nin zor dönemlerinde Türkiye'ye çok büyük katkıları olmuş insanlar bunlar. Ve Türk toplumunda çok saygın yerlere gelmiş insanlar var. Yani bunlara devlet ödülü verdik biz. Üstelik de bu insanlar öyle bir azınlık duygusu içinde yaşamak istemiyorlar. Bugün mülakatta söylenen bence en önemli laf o. 'Ben hoşgörü filan talep etmiyorum, ben demokratik hakkımı talep ediyorum, ben bu ülkenin vatandaşıyım' diyor. Biz buradaki duyguyu çok iyi okumak zorundayız. Yani bana utanç veriyor bu Türkiye'den dışarıya böyle bir hava yansıması, ızdırap veriyor ve kendimi de bu duyguların yayılmasında çok sorumlu hissediyorum. O bakımdan yani bu Gazze olayı Türkiye'nin kimyasını bence çok fazla bozdu diye düşünüyorum."

Güncel Haberleri

Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı
Bütçeyi festivale değil vatandaşa ayırın
İran'ın denizaltıları Hürmüz Boğazı'nı nasıl kontrol ediyor?