Fırtınalı havada uyuyabiliyorsanız, bayramınız kutlu olsun!

Hasan Karakaya

Bugün Bayram... Ramazan Bayramı... Bir ay boyu "oruç" tuttuk, Cenab-ı Allah"ın koyduğu "kural"lara mümkün olduğunca riayet edip, "sahur"dan "iftar"a kadar "yemeden-içmeden" ve "haram" olan her şeyden uzak durduk.

Başı "rahmet", ortası "mağfiret" ve sonu "kurtuluş" olan "Ramazan ayı"nı, inşallah hakkıyla idrak edip, "bağışlanmayı" hak ettik.

Bugün "bayram" ediyoruz...

Bu, "oruçtan kurtulmuş olmanın bayramı" değil, "Cenab-ı Allah"ın af ve mağfiretine kavuşmuş olma"nın sevinci ve bayramıdır!..

İnşallah, "günahlardan arınmış" ve "affa mazhar olmuş" kulların arasında oluruz...

Eğer "bağışlananlar"dan, yani "kurtuluşa erenler"den olmuşsak, bunun değerini bilelim, durumumuzu muhafaza edelim...

Açıkçası;

"Hovardaca harcamayalım!"

Çünkü Müslümanlık, sadece "Ramazan"dan ibaret değil... Tamam; "aç" kalarak, "5 vakit namaz" kılarak, üzerine "teravih" de ekleyerek ibadet ettik, "fitre ve zekât"larımızı verip, "hayır hasenat"ta bulunduk ve "affa mazhar" olduk...

Günahlarımızdan arındık.

Peki, "Ramazan bitti" diyerek, yeniden "çamur"a mı bulanacağız, yeniden "günah"lara mı dalacağız?..

Akıllı insan işi mi bu?..

Akıllı insan; "kir"lerinden arınıp, "nur"la donandıktan sonra; gidip de "çamur"un içinde debelenmez!..

İnşallah, bundan sonra da, "iyi insanlar" olmaya, "Allah"ın sevgili kulu" gibi davranmaya devam ederiz... Böyle yaparsak, sadece "Allah"ın cenneti"ni hak etmekle kalmaz, altından ırmaklar akan Firdevs cennetlerinde, "Cenab-ı Allah"ın cemali"ni görmeyi de hak ederiz...

Öyle ya;

"İtaat" bizden,

"Mükâfat" Allah"tan!..

Yeter ki;

"İtaat"a devam edelim,

Yeter ki, "yol"dan sapmayalım.

ABD"DE KASIRGA PANİĞİ!

Malûm, bir-iki gün önce ABD; saatteki hızı "150-160 kilometre"ye varan "kasırga" ile boğuştu... "Irene kasırgası" yüzünden, ABD"de "olağanüstü hâl" ilan edildi...

Tatilini yarıda kesen Başkan Obama, "En kötüsüne hazır olun" dedi...

Onbinlerce Amerikalı, yollara düştü... Marketleri boşaltan halk, evlerinin önüne kum torbaları yığdı...

İnsanlar endişe ve panik içinde!..

"İrene kasırgası" yüzünden THY, İstanbul-New York uçuşlarını iptal etti.

New-York"a gitmesi beklenen Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da seyahatini iptal etti.

Bu arada Amerikan Delta Havayolları da uçuşlarını iptal etti.

Anlayacağınız;

Büyük bir felâket yaşadı Amerika...

Şu ana kadar 21 kişi öldü.

Meydanlar, parklar, cadde ve sokaklar sular altında kaldı!.. Zarar 7 milyar dolar!..

Toplu taşıma araçları ve metro, hizmet veremedi... Hava ulaşımı da felç oldu...

9 bin uçuş iptal edildi!..

YAŞAR DEĞİRMENCİ"NİN KİTABI

İşte ben, bu "kasırga" haberlerini okuyunca, yazarımız Yaşar Değirmenci"nin "Fırtına Çıktığında Uyuyabilmek" adlı kitabını hatırladım.

"Bayram" yazısı yazarken, bu "kasırga" haberi de nereden çıktı?.. Hem, bu olaylarla "Yaşar Değirmenci"nin kitabı" arasında ne gibi bir bağlantı var?..

Biliyorum, bunu merak ediyorsunuz...

Hele "hikâye"yi okuyun, ondan sonra tekrar konuşuruz.

Efendim;

Dediğim gibi, Yaşar Değirmenci"nin, "Fırtına Çıktığında Uyuyabilmek" adlı bir kitabı çıktı piyasaya... Bedir Yayınları tarafından yayınlanan kitapta, "ibret" alınacak ilginç hikâyeler var...

Ama, benim en çok hoşuma giden, kitaba da adını veren, "Fırtına Çıktığında Uyuyabilmek" adlı hikâye oldu.

Hikâye şu:

Yıllar önce bir çiftçi, "fırtınası bol" olan bir tepede bir "çiftlik" satın almıştı...

Çiftliğe yerleştikten sonra, ilk işi bir "yardımcı" aramak oldu.

Ama; ne yakınındaki köylerden, ne de uzaktakilerden hiç kimse onunla çalışmak istemiyordu.

Çalışmak için müracaat edenlerin çoğu da, "çiftliğin yeri"ni görünce, çalışmaktan vazgeçiyor; "Burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur" diyorlardı.

Nihayet; çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam, işi kabul etti.

Çiftlik sahibi; adamın haline bakıp "Çiftlik işlerinden anlar mısın?" diye sormadan edemedi.

"Sayılır" dedi adam;

"Fırtına çıktığında uyuyabilirim!"

Çiftlik sahibi, bu "ilgisiz sözü" biraz düşündü, sonra boşverip, adamı işe aldı.

Zaten, başka çaresi de yoktu.

Haftalar geçtikçe, adamın "çiftlik işlerini düzenli yürüttüğünü" görünce, içi rahatladı.

İşler, tıkır tıkır yürüyordu...

Ta ki;

O "fırtına"ya kadar!..

Gece yarısı, fırtınanın o müthiş "uğultu"suyla uyandı...

Öyle ki;

Bina çatırdıyordu!..

Yatağından fırladı!..

Yardımcısının odasına koştu;

"Kalk!.. Kalk!.. Fırtına çıktı... Bu fırtına her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım!"

Adam, yatağından bile doğrulmadan, mırıldandı: "Boşverin efendim; gidin yatın!.. Ben size fırtına çıktığında uyuyabileceğimi söylemiştim ya!.."

Çiftçi, adamın bu rahat, bu umursamaz tavrı karşısında çılgına dönmüştü...

O öfkeyle, kararını verdi... Ertesi sabah, ilk işi; bu adamı işten kovmak olacaktı.

Ama, şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu... Ki, hasarı ucuz atlatsın!..

Dışarı çıktı,

"Saman balyaları"na koştu...

Aaa, o da ne?..

Saman balyaları birleştirilmiş, sıkıca bağlanmış ve üzerleri de muşamba ile örtülmüştü!..

Ahıra koştu...

İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı da sıkıca kapatılmıştı...

Tekrar evine yöneldi... Baktı ki, evin "kepenk"lerinin tamamı kapatılmış...

Çiftçi, hayli rahatlamış bir halde odasına döndü ve yatağına yattı.

Fırtına, uğuldamaya devam ediyordu.

Gülümsedi ve gözlerini kapatırken şöyle mırıldandı;

"Fırtına çıktığında uyuyabilirim!"
......

Yaşar Değirmenci, bu hikâyeyi aktardıktan sonra, bir not düşmüş:

"Sıkıntılara; zihnen (bilgi, plân), manen (dua) ve maddeten (tedbir) hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz.

Hem de, hayatınız boyunca."

VİCDANEN RAHAT İSEK...

Gelelim günümüze...

Hiç şüphesiz ki;

Somali, içimizde bir "fırtına"dır!..

Libya, bir "fırtına"dır!..

Irak, bir "fırtına"dır!..

Yemen, bir "fırtına"dır!..
Suriye, bir "fırtına"dır!..

Afganistan, Pakistan, Açe, Moro, Doğu Türkistan, Balkanlar ve Çeçenistan, yüreğimizde uğuldayan birer "fırtına"dır!..

Eğer "aç"larla, "mağdur"larla, "zulüm"ler, "işgal"ler ve "tecavüz"lerle ilgili bir "bilgi"miz, bir "plân"ımız, bir "tedbir"imiz ve en önemlisi, gücümüz nisbetinde bir "girişim"imiz, bir "katkı"mız varsa, hiç olmazsa onlar için "dua" edebiliyorsak, yani "vicdanımız rahat"sa; işte o zaman "iç rahatlığı" ile yatabilir ve artık "bayram" yapabiliriz!..

Tabiî; "tatil beldeleri"ne değil, "anne-babaların ellerinin öpülmeye gidildiği" bir bayram!..

"Yaşlılar"ın unutulmadığı, "mezarlık"ların ziyaret edilip, "dua"lar edildiği bir bayram!..

Kısacası, hak edilen bir bayramın, "bayram gibi yaşanacağı" bir bayram!..

İşte bu duygularla,

Bayramınız kutlu olsun efendim.

Son 1 ayın sürprizleri

İnsanın inanası ve umutlanası geliyor... Acaba, "askerî vesayet" sistemi, gerçekten de kalkıyor mu?..

Gerçekten de, "sivil irade"nin dediği her şey oluyor mu?..

Asker, gerçekten de "bir adım geri" mi çekildi?.. Bu geri çekilmeyi; "hukuk ve demokrasiye saygı" olarak mı yorumlayacağız, yoksa "daha ileri" adım atabilmek için geri çekildiğine mi?..

Gerçekten inanası gelmiyor insanın...

Şu "son bir ay"da yaşananlara bir bakın...

Geçen ay bugün YAŞ toplantısı yapılmış ve Başbakan Tayyip Erdoğan, masanın başına "tek başına" oturmuştu.

Sonra, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında yapılan "MGK toplantısı"nda; "sivil-asker karışık" oturmuştu.

Son olarak, bugün yine bir "ilk" yaşanacak Türkiye"de...

"30 Ağustos Zafer Bayramı" törenlerinde, "tebrik"leri; "Genelkurmay Başkanı" değil, "Başkomutan" olması dolayısıyla Cumhurbaşkanı kabul edecek.

Derkeen, bir "son dakika" haberi...

Genelkurmay"ın internet sitesinde 4 yıldır duran "27 Nisan e-muhtırası" dün itibariyle nihayet kaldırıldı.

Bunlar, "demokratik ülkeler"de gayet normal şeyler...

Ama biz, inanamıyoruz işte...

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel"le başlayan bu "özel dönem"de, bakalım daha ne sürprizler yaşayacağız...
 
akit