‘Fir’avunluk’ Benzetmesi, Allah Aşkına Nasıl Bir Söz, Fethullah Bey!

Selâhaddin Çakırgil

Fethullah Bey, siz, benzerleriniz arasında ayrı bir yerde olduğu genelde kabul edilen birisisiniz. Onun için de gözler daha bir üzerinizdedir. Farklı yerlerde olanların hareketleri tabiatiyle daha bir gözaltında olur ve dikkatleri daha bir çeker.

Ancak, etrafınızdaki size bağlı ve tarafdar olanların ilgi hâlesi, bazı yanlışlarınızın bile bir ‘hikmete mebni’ gibi görülmesine de zemin hazırlamaktadır. Çünkü, te’vilcileriniz bu yolda maşaallah bir hayli marifetli de.. (Ki, geçmişte, sizin gözyaşlarınızı ve ağlamalarınızı bile ağır hakaretlerle karşılayanlar sonunda, sizin yücelticileriniz arasında yer aldı..)

Bu yüzden de, bu zamana kadar öyle beyanlarınız oldu ki, nicelerine ve defalarca, ‘bu kadarına da pesss yani...’ dedirttirecek cinsten olmuştur; ama, o tarafdarlarınızın te’villeri, yorumları hepsine taş çıkartmıştır.

*

Özellikle, 1989’larda Danıştay’ın, ‘başörtülü olarak üniversitelere gidilmesini, cumhuriyete karşı bir kalkışma, bir direniş eylemi’ olarak gösteren bir kararının laik medyada, müslüman kitlelerini daha bir derinden yaralayan saldırgan yorumlarla değerlendirildiği günlerde, İzmir- Kemeraltı Camii’ndeki bir konuşmanızda İslamî tesettür / örtünme konusunda dile getirdiğiniz görüşlerle ne kadar tartışmalı bir duruma geldiğinizi de hatırlarsınız, herhalde..

*

Daha önceleri, ‘Küçük Dünyamdan Notlar..’ ve benzeri eserlerinizde dile getirdiğiniz bazı görüşler etrafındaki tartışmaları da burada tekrarlamayalım. Haydi, 2000’li yıllarda (o zaman Sabah gazetesinde çalışan) N. Akman’a verdiğiniz mülâkatta, bir soru üzerine ‘İsteseydim, Said Nursî’yi hayatta iken görebilirdim, ama, her Erzurumlu biraz milliyetçidir, kürd olduğu için içimden görmek gelmedi..’ kabilinden söylediğiniz sözler üzerinde de tekrar durmayalım.

*

Elbette, İsrail rejiminin işgali altındaki Filistin’de, yahudi çocuklarının öldürülmesinden de elem duyulabilirdi.. Ama, aynı dönemde, müslüman halk kitleleri Filistin’de, Irak’da binler-onbinler-yüzbinler halinde öldürülürken, sizin, sadece yahudi çocukları için acı çeken bir profil oluşturmanızın uyandırdığı şaşkınlığı da haydi geçelim.

*

Kezâ, Fılistin’de, Şeyh Ahmed Yâsin’in İsrail rejimi tarafından, bir nokta atışıyla, roketle vurularak öldürüldüğü günlerde, sizin manevî himayeniz altında olduğu bildirilen yayın organlarında, -evet, tam da o günlerde- size aid ve ‘müslüman terörist değildir, terörist de müslüman değildir..’ şeklindeki tuhaf denklem ifadelerinin yayınlanmasından sonra, manevî kontrolünüzdeki eğitim kurumlarındaki öğrenciler arası tartışmalarda, Şeyh Yâsin’i terörist olarak nitelemiyenlerin derhal nasıl uzaklaştırıldıklarından da habersiz değilsinizdir, herhalde.. Kaldı ki, ‘terör’ nitelemelerinin, emperyalist odakların terör olarak nitelemesine paralel şekilde yapılması, ayrı bir tuhaflık ortaya çıkarıyordu.

*

Benzeri daha pek çok örneklerden sözedilebilir.

Ama, Gazze kuşatmasını kırmak hedefiyle insan hakları aktivistlerince yola çıkarılan ‘Mavi Marmara’ gemisine siyonist İsrail rejiminde yapılan kanlı baskından sonra, ne diyeceğiniz beklenirken, sizin, bu hareketi, ‘otoriteden izin almadan hareket etmek’le suçlamanız da unutulmaz beyanlarınızdandır, kabul buyurursanız. (Çünkü, uluslararası hukuk açısından, uluslararası sularda, açık denizlerde hareket eden hiç bir ‘tekne’, deniz aracı, herhangi bir otoriteden izin almak durumunda değildir.)

Daha sonra da, Tayyîb Erdoğan’ı, Ortadoğu’daki bazı ülkeleri memnun eden ve İsrail’le arasının bozulmasına vesile olan bir diplomasi izlemekle suçlayan beyanlar da size veya sizin grubunuza aid idi. Erdoğan’ın siyasetindeki yanlışlar elbette dile getirilebilir, ama, müslüman coğrafyalarında taa baştan, bütünüyle bir gasb ve işgal neticesinde bir terör yönetimi kurmuş olan sionist İsrail rejiminin korunmasının esas alındığı gibi bir mânâyı ortaya çıkaran bu gibi beyanlar nice kalbleri derinden yaralamıştır.

*

‘Cebrail, parti kurunuz diye emir verse, ben siyasete yine girmem..’ gibi sözler de size aid idi. Ama, bazı siyasetçilere umut bağladığınızı, onları TC.’deki siyasetçilere fazilet timsali olarak gösterdiğinizi de hatırlarsınız herhalde.. Üstelik, o siyasetçinin, Nisan-1999 seçimleri sonunda, Meclis’e başörtülü olarak giren İstanbul m.vekili Merve Kavakçı’yı, ‘Burası devlete meydan okuma yeri değildir, bu kadına haddini bildirin..’ diye tepinerek Meclis’den kovduran ve onunla da yetinmeyip vatandaşlıktan bile attırdığını bilmezlikten gelerek.. Ya da, o zulümler hakkında da hiçbir beyanda bulunmayarak.. (Bu vesileyle şunu da belirteyim ki, ilginiz olmasa bile, haberiniz mutlaka olmalıdır. Size bağlılık adına bir cemaat hareketi oluşturdukları kabul edilenlerden nicelerinin, bugün de, en çok da aynı inanç temelinde bulundukları için kendilerine sempati ile bakanları rahatsız etmek ve onları kendi gruplarına katılmadıkları takdirde çevrelerinden kaçırmak için, her türlü psikolojik baskıyı caiz gördüklerinden ve uyguladıklarından yakınılmaktadır, yoğun olarak..)

*

2013 yılı Mayıs sonu ve Haziran boyunca devam eden İst.- Taksim-Gezi Parkı merkezli karışıklıklar esnasında, Erdoğan hakkında, emperyalist dünyanın medya kuruluşlarında proğramlı şekilde yükseltilen diktatörlük suçlamalarına paralel şekilde, onu, ‘Diktatörlük yapma!..’ gibi ‘özel nasihat’lerle ikaz eden de sizdiniz. Bağlılarınız ise, o sözlerinizin yıllarca önce yapılmış genel konuşmalar olduğunu, medya kuruluşlarınızda tekrar yayınlanmasının tamamen tesadüfî olduğunu iddia etmekten kaçınmadılar. Ve siz, siyasetin taa içindeydiniz. Şimdi de,

*

Ve bugünlere gelindi..

‘Dershanelerin kapatılması’ konusunda Eğitim Bakanlığı’nca alınan kararlar üzerine öylesine bir hışımlandınız ki, bağlılarınıza, tarafdarlarınıza, ‘yollarında ısrarlı, sebatlı olmalarını tavsiye etmekle yetinmediniz, ‘Fir’avunlar, Kaarun’lar size karşı ise, doğru yoldasınızdır..’ gibi tuhaf cümleler kurdunuz. Yani, bir müslüman, sizin söz veya davranışlarınızda yanlışlar bulamaz mı? Yanlış bulanlar mutlaka fir’avunlar durumuna mı düşerler; ya da, bunlar değil de bir takım ‘fir’avun’ların sizden rahatsız olduğunu söylediğinizde, bu sözü, rahatsız olduğunuz dershane düzenlemesiyle birlikte dile getirdiğinizde fir’avun durumunda gördükleriniz, kim veya kimler oluyor?

Dershaneleriniz, okullarınız sizin gözünüzde çok önemli olabilir ve konunun, bazılarının ileri sürdüğü gibi sadece onlarca milyar liralık bir rant kapısının kapanmasına müncer olacak gibi bir endişeden kaynaklandığını söyleyecek değilim.

Ama, özü itibariyle, bu dershanelerin ortaya çıkmasındaki yanlışlığın giderilmesi umuduyla yapılmak istenen yeni düzenlemelerin gerekliliğine inanan birisiyim. Çünkü, öğretmen kadrolarının yeterli olmadığı yörelerin, bölgelerin çocukları ile, öğretmen kadrosunun dolu olduğu, imkanları geniş yörelerin çocuklarının aynı üniversite imtihanına tâbi tutulmasının sonucunun nasıl olacağını kestirmek zor değildir. Böyle olunca da, bu imtihanlarda başarı olmak için dershaneler devreye girdi, kaliteli öğretmenler de oralara kaydılar ve dar gelirli ailelerin çocukları yine hava aldılar, imkanları olanlar veya imkanlarını zorlayabilenler daha avantajlı oldular. Ayrıca üniversite giriş imtihanları sorularının aynen olmasa bile, genel çerçevesiyle ve bir şekilde dışarıya sızdırıldığı da bir ayrı konu..

Bu bakımdan, bu dershane mes’elesi bir anda halledilecek kadar kolay olmasa bile, bu sakıncalı durumun düzeltilmesi için, bir yerden başlaması gerekiyordu. Herhalde, kısa vâdede bir takım sıkıntılar yaşansa bile, birkaç yıl sonra, bugünkü mahzurlu durumdan daha sağlıklı bir yapıya kavuşma ihtimali vardır. Ama, bugünkü yapının sürmesi, haksızlığın devamından başka bir netice vermiyecektir.

Yapılmak istenen düzenleme bir tercih konusudur, siyasî iktidar tercihini kullanır, siz de bundan zarar görüyor veya bu projeyi tasvib etmiyorsanız, oy vemez, desteklemezsiniz, eleştirirsiniz de..

Ama, siz böyle eleştiriyle de yetinmediniz Fethullah Bey..

Dershanelere destek veren bağlılarınıza, tarafdarlarınıza hitaben, ’Mümin sarsılabilir ama devrilmez, meseleye öyle bakmak lazım. (...) Firavun aleyhinizde ise, Karun aleyhinizde ise isabetli bir yolda yürüyorsunuz demektir.’ gibi çok ağır sözler söylediniz, daha başka sözleri de.. Ve sonunda ise, ‘(...)Bana yakışmayan şeyler ama müsadenizle bu kadarını da söyleyeyim.’ demeyi de ihmal etmiyerek..

Bu sözlerin size yakışmadığını söylemeniz, onun ağırlığını hafifletmez. Ve bu sözler size hiç mi hiç yakışmamıştır ve çok ayıptır, Fethullah Bey.. Allah aşkına, bu ne biçim ifade? Bu uslûbu, K. Kılıçdaroğlu ve D. Bahçeli gibi muhalif politikacılar kullanıyorlar. Siz de yeni bir muhalefet odağının öncüsü gibi bir role soyunuyorsanız, o ayrı bir konu..

*

Yıllarca önce, bir takım merkezlerin direktifiyle hazırlandığı anlaşılan bir takım CD’lerde, sizi inanç açısından, İslam dairesi dışında göstermeye varıncaya kadar ağır ithamlar yapıldığında bu satırların sahibi, ona da şiddetle karşı çıkmıştı.

Şimdi de, size karşı çıkıyorum. Etrafınızdakiler herhalde, ya sizin söyledikleriniz dışındaki gerçekleri göremiyorlar, ya da size saygı gereği diyerek, içlerindekini açıkça söyleyemiyorlar, anlaşılan..

Kaldı ki, siz, 28 Şubat 1997 Zorbalığı günlerinde dershane veya okullarınız tartışılırken, üzerinizdeki baskılar yoğunlaşınca, eliniz altında bulunan eğitim kurumlarını Devlet’e devredebileceğinizi bile açıklamıştınız.. Şimdi ise.. Hoşunuza gitmeyen bir uygulama yapmak isteyenlere ‘fir’avun’ benzetmesini yapabiliyorsunuz.

El’insaf !

Müslümanlar, işlerine gelmeyen veya yanlış olduğuna inandıkları siyasetler izlendiğinde, birbirlerine elbette eleştiriler yapabilirler; ama, bu gibi durumlarda hemen ‘fir’avun’ vs. gibi benzetmelerde bulunabileceklerse, o zaman, bunun, inancımızın hediyesi olan yüksek ahlâkî değerler açısından yeri neresidir, izah edebilir misiniz?

Size yakışmayan bu gibi hakaretlerin te’vil edilecek tarafı yoktur, size yakışmıyor.. Umulur ki, bu yanlışlarınızdan dönüp, âdilâne bir şekilde telafi yolunda gayret gösterirsiniz.

Allah’u Tealâ’dan hepimize, kalb ve ruh selâmeti ve de hayırlı çalışmalarda başarılar niyaz ederek..

haksöz