Fetullah Gülen’in avukatı, niçin Aydın Doğan’ın avukatı oldu?

Hasan Karakaya

Başlıktaki “soru”nun cevabına geçmeden önce, “Aydın Doğan Medyası”nda değişen hiçbir şeyin olmadığını gösteren “iki örnek” vermek istiyorum...

Birinci örnek:

30 Ağustos tarihli Hürriyet’in manşetinde 9 sütuna “İfade vereceğim” başlıklı bir haber vardı... Haber özetle şöyleydi:

11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Erbakan döneminden kalma ‘Kayıp trilyon’ davası için önümüzdeki haftalarda savcılığa giderek ifade verecek.

Gül, çevresine; eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi örnek göstererek, “Hukuk devleti budur, kimse imtiyazlı değildir, herkes gider ifade verir, suç var mı, yok mu diye karar verme yetkisi yargıya aittir” diye konuşuyor. Gül’ün cumhurbaşkanlığı devam ederken, Refah Partisi’yle ilgili ‘Kayıp trilyon’ davası gündeme geldi. Partiye yapılan hazine yardımı, partinin kapatılması üzerine soruşturma konusu olmuştu. Savcılık, olayla ilgili olmadığı için Abdullah Gül hakkında takipsizlik kararı vermiş, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den tam 5 defa ‘Şüpheli Abdullah Gül’ diye bahseden kararında, takipsizliği kaldırmıştı.”

“Abdullah Gül’ün bu konuşmayı, ne zaman ve nerede yaptığı belli değil”di... Taha Akyol imzalı haber; “geçen hafta”dan söz ediyor ve “Gül’ün yakın çevresi”ne dayandırılıyordu.

Yani, Gül’ün bu sözleri “söyleyip-söylemediği” belli değildi... Taha Akyol; belki de Abdullah Gül ile görüşmüş ama “onun ağzından” yazmak istememişti.

Önemli olan; haberin, tam da “30 Ağustos” günü, yani “Yeni Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Köşk’te resepsiyon vereceği gün” çıkmasıydı!..

Taha Akyol, belli ki; “Abdullah Gül üzerinden Tayyip Erdoğan’a mesaj vermek” istiyordu... Taha Akyol’un, böyle bir habere, “Aydın Doğan’dan habersiz” imza atmayacağı düşünüldüğünde; “Hürriyet’in manşeti”nden “operasyonel bir haber” verildiğini, böylece “Erdoğan’a ayar çekilmek” istendiğini görmemek için, kör olmak lâzım...

Demek oluyor ki;

Hürriyet’te “Genel Yayın Yönetmeni” değişti ama “zihniyet” değişmedi...

Enis Berberoğlu gitti, yerine Sedat Ergin getirildi fakat “operasyonel gazetecilik” anlayışı değişmedi.

“PARALEL TETİKÇİLİK!”

İkinci örnek:

2 Eylül 2014 tarihli Hürriyet’in manşetinde, bu defa, yine 9 sütuna “Dosya kapandı” başlıklı bir haber vardı...

Haber özetle şöyleydi:

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Necmettin Bilal Erdoğan’ın da bulunduğu rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamındaki 96 şüpheli hakkında takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararını veren İstanbul Cumhuriyet Savcıları İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Fuzuli Aydoğan şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın örgüt lideri olarak gösterilmesi ve ‘Dönemin Başbakanı’ ibaresi kullanmak suretiyle, fezleke düzenlenmesi, soruşturmayı hazırlayanların hukuki bir soruşturma görünümü altında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ettiklerini ortaya koymaktadır.’ 

Şu hâle bakın;

Herhangi bir gazete, normal olarak, bu haberi “25 Aralık’ın darbe girişimi olduğu tescillendi” başlığı ile verirdi... Ama, Hürriyet, her ne hikmetse “Dosya kapandı” başlığını kullanıyor ve böylece “dâvânın örtbas edildiği” gibi bir “algı” oluşturmaya çalışıyor!..

Bununla da yetinmiyor;

Verilen “takipsizlik” kararına rağmen, “dosyadaki iddialar” tek tek sıralanıyor ve böylece; “işte bu suçlamaların üstü örtüldü” gibi bir imaj oluşturulmak isteniyor!..

30 Ağustos ve 2 Eylül’deki bu haberlerin “üst üste” verilmesinin elbette bir anlamı var... Sabah gazetesinin ifadesiyle; “Aydın Doğan, Paralel tetikçiliğe devam ediyor!”

Hem de;

Bir yandan “Pensilvanya ile kol kola” yürürken, bir yandan da “Çankaya Köşk’ündeki 30 Ağustos Resepsiyonu”na ailesi ile “birlikte” katılıp, “Erdoğan’la şirinlik pozları” veriyor!..

Pensilvanya’ya öyle,

Çankaya’ya böyle!..

Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan bu “numara”ları yutar mı bilmem... Ama Aydın Doğan’ın Hürriyet’i; herhalde bundan sonra da; “Gül’ü öne çıkarıp, Gül üzerinden Erdoğan’ı vurma operasyonları”na devam edecektir...

Umarım, “kardeşler”;

içinde “Paralel Yapı”nın da yer aldığı bu “oyun”a gelmezler!..

Erdoğan gelmez de;

Herhalde Gül de gelmez!..

SEBEP, KÂĞIT ÜÇKÂĞIDI MI?

Normal olarak, “yazı”nın burada bitmesi gerekir... Ama, “Hürriyet’in 30 Ağustos ve 2 Eylül tarihli haberleri”nin “perde arkası”na bakmadan “olayın özü”nü kavramak mümkün olmaz!..

Ben merak ediyorum; bu haberlerin, “Kâğıt üçkâğıdı dâvâsı” ve “Fetullah Gülen’in  avukatları ile Yargıtay’daki dâvâ” ile bir ilgisi var mı acaba?..

Olayı hatırlıyor olmalısınız...

Aydın Doğan, 2000’li yılların başlarında “kâğıt ithalâtı” yapmak için Virgin Adaları’nda kurdurduğu “tabelâ” şirketi 1997’de faaliyete geçirmiş ve 4 yıl sonra da bu şirket vasıtasıyla “kâğıt kaçakçılığı” yapmakla suçlanmıştı... İddialara göre, kaçakçılığın boyutu “60 milyon dolar” civarındaydı!..

Ben, o günlerde sormuştum:

l Aydın Doğan’ın “kâğıt ithali” işinde kullandığı şirketin adı “Falcon” mudur?..

“Falcon” kelimesinin Türkçe karşılığı “Doğan” demek midir?.. Türkçe karşılığı “Doğan” demek olan “Falcon” şirketi, 2001 ve 2002’lerde “Aydın Doğan’a mı ait”ti?!?

l Bilebildiğim kadarıyla, Virgin Adaları; bir başka ifadesiyle British Virgin, 19-20 bin nüfuslu küçük bir ada... Kişi başına milli geliri 15-16 bin dolar. Çünkü; kara para aklayıcıları, vergi kaçakçıları ve halka açık şirketini dolandırıp kâr transfer etmek isteyen patronlar, bu adayı mesken tutuyor.

Şimdi, sormak istiyorum:

l Aydın Doğan, Falcon adlı “şaibeli” bir şirketi, neden Virgin gibi “sabıkalı bir ada”da kurma ihtiyacı hissetmiştir?..

Virgin Adaları’nda “kâğıt üretimi” mi yapılıyor ki, Aydın Doğan; Rusya’dan aldığı kâğıdı, “Virgin’deki şirket üzerinden” Türkiye’ye getiriyor?..

Adı Virgin olan bu ada; Aydın Doğan’ın kâğıt aldığı “Rusya’dan onbinlerce kilometre uzakta” değil mi?!? 

l Aydın Doğan’ın, 2000’li yılların başında kâğıt aldığı Shawcliff Trading Ltd. ve Sortal Trading Ltd. şirketlerinin “bağlantı” adresinin “Falcon’la aynı” olması bir “tesadüf”(!) müdür?.. Adı geçen bu 2 şirkette, “Falcon”un, yani “Doğan”ın “ortak hesabı” var mıdır?..

DÂVÂ, GÜLEN’İN AVUKATINDA!

Aydın Doğan’ın avukatları, “bu sorularım” üzerine, benim hakkımda bir sürü dâvâ açtılar... Önümüzdeki günlerde, yine “mahkeme”lerde olacağım...

Ama, sadece “ben” değil, Aydın Doğan da mahkemelerde... Hem de, “kâğıt üçkâğıdı” meselesinden dolayı...

Özetle aktarayım:

“Kâğıt üçkâğıdı” iddialarının ayyuka çıkması üzerine SPK bastırdı ve “Aydın Doğan hakkında ceza dâvâsı” açtırdı...

Dâvâ, 2011 yılında başladı...

Aydın Doğan’ın avukatı, ünlü avukatlardan Prof. Dr. Köksal Bayraktar idi...

7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dâvâdan “beraat” çıktı.

Ne var ki; bu karar, “2012 Nisan’ında, Yargıtay 7. Ceza Dairesi tarafından, hem de “oy birliği” ile bozuldu ve “gerekçe”de denildi ki; “Sanıkların mahkûmiyetine karar verilmesi gerekir.”

Dosya, yeniden 7. Asliye Ceza Mahkemesi’ne geldi... Ne hikmettir bilinmez; 2 Temmuz 2013’te görülen dâvânın “ilk celse”sinde “Hakim” değişmiştir!..

Değişen, sadece “hakim” değildir... “Aydın Doğan’ın avukatı” da değişmiştir!..

Ünlü avukat Prof. Dr. Köksal Bayraktar gitmiş, onun yerine “Fetullah Gülen’in avukatı Hasan Günaydın gelmiştir... Hasan Günaydın, Gülen’in diğer avukatı Orhan Erdemli’nin “Rehber Hukuk Bürosu”na bağlı bir avukattır!..

Anlayacağınız;

O zamana kadar “Fetullah Gülen’in avukatlığı”nı yapan Hasan Günaydın, artık “Aydın Doğan’ın avukatı” olmuş ve “kâğıt üçkâğıdı” dosyasına bakmaya başlamıştır!..

İşin enteresanlığına bakın ki;

Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin, “mahkûm edin” yönündeki kararına rağmen, 7. Asliye Ceza Mahkemesi, hem de “hakimin değişmesine ve dosyaya yeni hakimin bakmasına” rağmen, daha “ilk celse”de, “direnme” kararı alır... Yani, Aydın Doğan’ın “beraat” etmesinde direnir!..

Peki, “son durum” nedir?..

“Yerel mahkeme”nin kararı, “bozulması” talebiyle, şu anda “Yargıtay Ceza Genel Kurulu”nda bulunmaktadır!..

BİRBİRLERİYLE BAĞLANTILI MI?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun nasıl bir karar vereceğini; Aydın Doğan gibi, ben de merakla bekliyorum!..

Ama, bu dâvâda; benim en çok ilgimi çeken taraf Aydın Doğan’ın; bu dâvâyı “Prof. Dr. Köksal Bayraktar gibi ünlü bir avukat”tan alıp, niye “Fetullah Gülen’in avukatı Hasan Günaydın”a verdiği meselesidir!..

“Yargıtay’ın yapısı ile ilgili iddialar” da malûm...  Yargıtay’ın, “Paralel Yapı’nın hakimiyeti” altında bulunduğu, hatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, dün Galler’de dediği gibi; “Yargıtay Başkanı bile Yargıtay’a hakim değil” ifadeleri, gündemdeki yerini koruyor...

O halde?..

“Yargıtay’daki yapı” iddiaları böyle ise, Aydın Doğan’ın avukatlığını da “Fetullah Gülen’in avukatı” yapıyorsa, sizce, oradan “nasıl bir karar” çıkar?!?..

Kararın nasıl çıkacağını bilmem ama; “Hürriyet’in 30 Ağustos ve 2 Eylül manşetleri” onu gösteriyor ki; “Aydın Doğan, Paralel’e mahkûm!”

Ya da; Sabah’ın sürmanşetindeki ifadesiyle, “Paralel tetikçiliğe devam etmek” mecburiyetindedir!..

Mecburen ve mecburiyetten!..

Başka çaresi yok!..

********************************************************************

Av. Nurullah Albayrak’tan, “eşi” ile ilgili açıklama!

20 Ağustos 2014 tarihli, “Ya Paralel’i bitirirsiniz, ya da kendiniz bitersiniz” başlıklı yazımda; “Fetullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak’ın eşi Doç. Dr. Nurhan Albayrak’ın Sağlık Bakanlığı’nda çalıştığını” ve hakkında bir “ihale”den dolayı “iddialar” bulunduğunu yazmıştım... Herhangi bir “suçlama”da bulunmamış, sadece “iddia”yı dile getirmiştim...

Yazımın o bölümü ile ilgili olarak, Av. Nurullah Albayrak’tan bir “açıklama” geldi... Demiş ki; “Vazifesini kanunlar dahilinde en iyi şekilde yerine getiren müvekkilim mesnetsiz ve haksız olarak suçlanmaktadır... Yazıdaki malzeme alımı iddiası doğru değildir... Müvekkilimin; malzeme alımında bir yetkisi olmadığı gibi, hiçbir aşamasında da usûlsüz bir işlemi yoktur.”

Dediğim gibi; önceki yazımda “kesinlikle bir suçlama yok”tu... Ben sadece bir “iddia”yı dillendirmiş ve üzerinde bile durmamıştım...

Zaten, benim derdim; “Paralel Yapı ile mücadele” edilirken, “Av. Nurullah Albayrak’ın eşinin, halen Sağlık Bakanlığı’nda çalıştığını” kamuoyuna duyurmaktı!..

“Eşinin Sağlık Bakanlığı’nın, bir üst biriminde çalıştığını doğruladığı” için, Av. Nurullah Albayrak’a teşekkür ediyorum... Ben, öğreneceğimi öğrendim, gerisi “ilgili”lerin işi!..

yeniakit