Fetullah Gülen’e hem bugünden, hem 14 yıl öncesinden cevap

Hasan Karakaya

Hani, bir söz vardır:

“Adam yukarı mahallede bir yalan söyler, aşağı mahalleye indiğinde, kendi yalanına kendisi de inanır!”

Fetullah Gülen de öyle...

Kendisinin veya bir başkasının uydurduğu “yalan”a inanıyor, sonra da o yalan üzerine “yorum”lar inşa ediyor!..

Efendim, dün Fetullah Gülen’in bir “kaset”i daha yayınlanmış... 

“Yalancı ve Yamacılar” isimli sohbeti, dün Herkul.org’da yayınlanmış...

Daha önce yaptığı konuşmalarda; “Hiçbirini tanımıyorum” dediği “savcı ve polis”lerin yaptığı “operasyon”lara sahip çıkıp, demiş  ki;

“Kanun-nizam bir şey istiyordu onlardan. Mevcut mevzuat diyordu ki: Sizler hırsızı takip edeceksiniz, değişik spekülasyonlara girenleri takip edeceksiniz, ihaleye fesat karıştıranları takip edeceksiniz, bir kısım yabancı servislerin elinde banka numaralarıyla belli olan dış bankalara para yatıranları takip edeceksiniz, çalıp-çırpan hırsızları takip edeceksiniz. Bunları diyordu kanun.

Onlar da kanunların emrettiği şeyleri yapıyorlardı ve belli bir dönemde de yaptılar.”

Bu sözlerin “deşifre”si yapılacak olursa, ortaya çıkar ki; Fetullah Gülen, “yalan” söylüyor?..

Nedir yalan?..

Daha önce, “Hiçbirini tanımıyorum” dediği “polis”lere sahip çıkmak ve onların “operasyon”larını övmek!..

Demek ki, onları tanıyor!..

Hem  sonra; sana ne o “operasyon”lardan, sana ne o “polis”lerden!.. O kanunları çıkaran “Meclis” değil mi?.. O polislerin ne yapıp-yapmaması gerektiğine karar vermesi gereken “Hükümet” değil mi?..

Sen “Meclis” misin,

Yoksa “Hükümet” mi?..

Ne yapılacağına, bırak onlar karar versin!..  Haa, bir “muhalefet lideri” olursun, o zaman çıkarsın ortaya, yapılanları eleştirirsin... Ama, hem ben “Hocaefendiyim” diyeceksin, hem de “siyasi konuşmalar” yapacaksın!..

Bir karar ver artık;

“Siyasetçi” misin,

“Hocaefendi” mi?..

“Siyasetin tam göbeğinde” olup da, “hocaefendilik” taslamaya kalkarsan, “yalan”larına ancak “etrafındakileri” inandırabilirsin... Millet, bunları yemez!.. Yemediğini de, “Tayyip Erdoğan’ı yüzde 52 oyla Cumhurbaşkanı seçerek” gösterdi.

ÜÇÜNCÜ DARBE GİRİŞİMİ!

Bu “yalan”larına; “bir zamanlar en sadık adamlarından” biri olan ve hatta “Cemaat’in Sözcüsü” olarak açıklamalar yapan Zaman gazetesinin eski yazarı Hüseyin Gülerce bile “inanmamış” ki; önceki gün Beyaz TV’de yaptığı konuşmada şöyle diyordu:

“17 ve 25 Aralık baskınları ki bence asla rüşvet ve yolsuzluk soruşturması değildi... 17-25 Aralık operasyonları; 7 Şubat MİT krizi ve Gezi olayları sonrası üçüncü adımdı... Bu konuda benim vicdanım rahat. Bana itiraz eden arkadaşlar; sohbetlerde soruyor: ‘Neden demiyorsunuz, ‘Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu’ diye?’

Bu AK Parti 12 yıldır iktidarda... İlk 10 yılında hiç rüşvet, yolsuzluk ve rant olayı olmamış... Bu dürüst savcılarımız, polislerimiz harekete geçmemişler... Sonra bir bakmışlar; bu AK Parti’de bakanlar, bakan çocukları yolsuzluk yapıyorlar, rüşvete aracılık yapıyorlar. Medya ile birlikte Başbakan’ın oğlunu tutuklamaya kadar... Bana kimse bunu rüşvet ve yolsuzluk operasyonu olarak ikna edemez.”

Ve “son nokta”yı koyuyordu:

“17 ve 25 Aralık operasyonları,

Bir darbe girişimidir!”

Lütfen dikkat;

Bunu Hüseyin Gülerce söylüyor... Yani, bir zamanlar “Cemaat’in mutemet adamı” olan Hüseyin Gülerce...

Diyor ki;

“17 ve 25 Aralık’ta yapılan operasyonlar tıpkı 7 Şubat, tıpkı Gezi kalkışması gibi bir darbe girişimidir.”

Gülerce, çok haklı...

Öyle ya;

“12 yıldır iktidarda” bulunan AK Parti’nin 10 yılında hiç “yolsuzluk ve rüşvet” olayı olmayacak ama “Cemaatçi Savcı ve Polisler”in aklına bir anda “yolsuzluk ve rüşvet” gelecek, bir anda harekete geçip “operasyon” yapacaklar!..

Bunun adı da, “yolsuzluk ve rüşvetle mücadele” olacak, öyle mi?..

Kim inanır buna?..

Fetullah Gülen, işte bu “kirli kalkışma”yı, işte bu “darbe girişimi”ni şimdi “kanun”larla izah etmeye kalkıyor!..

Yiyenlere afiyet olsun!..

Ben almiim!..

TAM BİR KİBİR ABİDESİ!

Fetullah Gülen, o kadar “üst perde”den konuşuyor ki; bunun ilk zamanlar “bilgi”den ve “inanç”tan kaynaklandığını düşünüyordum... Ama şimdi, “büyük bir kibir abidesi” olduğunu düşünüyorum...

Evet, “aşırı bir kibir” var kendisinde ve bu “kibir”den dolayı da; kendisi gibi olmayanları, kendisi gibi düşünmeyenleri “aşağılıyor, horluyor” ve onlara “hakaret”ler savuruyor...

Meselâ; bunca “vaaz”larına, Erdoğan’a yönelik bunca “beddua”larına rağmen “Erdoğan’a oy veren cemaat mensupları”na ateş püskürüyor ve onları; “Dünya malına tamah etmekle!.. Üç-beş kuruşa satılmakla” suçluyor!.. 

Demek istiyor ki;

“Ben ne dersem o!.. Siz kim oluyorsunuz ki, bana rağmen Erdoğan’a oy veriyorsunuz?”

Hele söyleyin;

Bu, bir “kibir” değil mi?..

Kaldı ki, onun “kibirli” olduğunu söyleyen sadece ben değilim... Bunu Mücahit Bilici de söylüyor!..

Peki, kimdir bu Mücahit Bilici?..

“Cemaat’in gazetesi” olan Bugün gazetesinin önceki günkü nüshasında, “Mücahit Bilici ile bir röportaj” yayınlanıyor ve Mücahit Bilici şöyle tanıtılıyordu:

“Mücahit Bilici, Taraf gazetesindeki yazılarıyla, AK Parti-Hizmet Hareketi arasında yaşanan gerilimde, en rasyonel eleştirileri ve analizleri geliştiren isimlerden. Nurcu ve Kürt kimliğiyle İslami dünyanın önde gelen entelektüellerinden biri olan Bilici, 2008’den beri ABD’de, City University of New York, John Jay College’da sosyoloji dersleri veriyor.”

İşte, “Cemaat gazetesinin öve öve bitiremediği” bu Mücahit Bilici; “Risale-i Nur’ların sadeleştirilmesi” konusundaki bir soruya, aynen şu cevabı veriyordu:

“Fikren Risale-i Nur’u az buçuk anlayan bir insan olarak söylüyorum… Sadeleştirme yanlış bir şeydir... 

Sadeleştirme yapabilirsin; ama onun üzerine kitabın ismini bire bir koymaman gerekir... 

Cemaat bu konuda kibirli davrandı, bunu net söylemeliyim... Diğer Nurcular, Cemaat’e ‘Bunu yapmayın’ diye çok yalvardı. Hiçbir şey olmasa, ‘Bu kadar kişi yalvarıyor, onları üzmeyelim’ diye yapılmaması gerekirdi.”

Dikkat edin; “kendi adamları” söylüyor bunların “kibirli” olduklarını!..

Kaldı ki, “kibirli” davrandıkları tek olay da, “sadeleştirme” meselesi değil...

Mücahit Bilici ile muhabir arasında şöyle bir diyalog geçiyor:

“Cemaat’in samimi bir şekilde hizmet için bir davası var. Ama kendi davası dışındaki hiçbir şeye, hakiki bir saygı gösteremedi.”

- Örneğin?

“Diğer cemaatlere, gruplara, mesela, Yeni Asya’ya bile, hiçbir zaman saygı göstermedi.”

- Mesafeli mi davrandı?

“Sadece mesafe değil, yeri geldiğinde başkalarını itip kaktı. Bu bir kibirdi.”

İnsan sormaz mı;

Cemaat mensupları bu kadar “kibirli” ise, “Cemaat’in Hocaefendisi” acaba ne kadar “kibirli”dir?..

Cemaat “kibirli” olduğuna göre, herhalde hocaefendileri “kibir abidesi”dir!..

Var mı başka izahı?..

DEMİREL’E ÖVGÜ!

Gördüğünüz gibi;

Fetullah  Gülen’in “vaaz”ında sarfettiği sözlere, Hüseyin Gülerce ve Mücahit Bilici’nin ifadeleriyle cevap verdim...

Ama, cevap bitmedi... Çünkü Gülen’in vaazı devam ediyor...

Demiş ki;

“Mesela; Süleyman Bey Cumhurbaşkanı iken yeğenini içeriye attılar. 

Süleyman Bey devreye girseydi ki girebilirdi, ama girmedi. 

Neden? 

Çünkü hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmemelidir.”

Gördüğünüz gibi, burada da “Süleyman Demirel’e övgüler” yağdırıyor!..

Zaten Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’i hep övmüş, hep baştacı etmiş, onları göklere çıkarmış ama en başta Said-i Nursi olmak üzere “Merhum Turgut Özal ve Necmettin Erbakan” ile yıldızı hiç barışmamıştır... Bugün de, Tayyip Erdoğan ile hiç barışmadığı gibi!..

Bülent Ecevit için; “Şefaat hakkım olsaydı, Bülent Bey için kullanırdım” demiş, Süleyman Demirel’i de, “Sözün Sultanı” olarak takdim etmiştir!..

Şimdi de, yine Demirel’i övüyor ve onun “kanunlara ne kadar saygılı, haklara ne kadar riayetkâr” olduğunu söylüyor... Böyle yapmayanlara da, yaftayı yapıştırıyor: “Sen bunu yapmıyorsan bir hainsin!”

BU DEMİEL Mİ DÜRÜST?

Fetullah Gülen’in bu sözlerini duyunca, “14 yıl öncesi” geldi aklıma... Gülen’in dediği gibi; Demirel’in yeğeni Yahya Murat Demirel, gerçekten de “Egebank’ı batırmış” ve bundan dolayı “hapis” yatmıştı.

Yahya Murat Demirel’in “Egebank’ı batırdığı” tarih, 21 Aralık 1999’dur!..

TMSF, o gün el koydu bankaya...

“Süleyman Demirel’in araya girmesi”ne ve “yeğenini kurtarma” çabasına rağmen, Yahya Murat Demirel, bir yıl sonra, yani 2 Ekim 2000 tarihinde “Zimmetine para geçirmek”ten tutuklandı ve “2 yıl hapis” yattı!..

Peki, sonra ne oldu?..

Fetullah Gülen’in “kanunlara saygılı” dediği, “yeğeni bile olsa hatır-gönül tanımadı” dediği Demirel’in; “Cumhurbaşkanlığı makamı”nı da kullanarak “yeğeni için iş takipçiliği” yaptığı ortaya çıktı, iyi mi?..

Bu “iş takipçiliği”ni yazan da sadece “Akit” oldu... Diğer gazeteler, bildikleri halde, nedense yazmadılar...

Bilmeyenler için söyleyelim:

Demirel, “Cumhurbaşkanlığı görevi”ni tamamlamıştı... Onun “bir dönem daha görevde kalması” için yoğun bir kulis faaliyet yürütülüyordu.

Tarihe “5+5 oylaması” olarak geçen tarih, 5 Nisan 2000’di...

İşte Akit, o gün, sürmanşetinden “İşte Demirel bu” başlığını atıyor ve “Demirel’in gerçek yüzü”nü ortaya koyuyordu... Akit, hem de “belgeleri” ile; Süleyman Demirel’in “banka batıran yeğeni Yahya Murat” için dönemin Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’e yazdığı “mektup”u ortaya çıkarıyor ve Demirel’in tekrar seçilmesini engelliyordu...

Demirel, 12 Şubat 1999 tarihli mektubunda, Haydar Aliyev’e diyordu ki;

“Banka sektöründe tecrübeli, muteber bir işadamı olarak dürüstlüğünden şüphe duymadığım sayın Murat Demirel’den yakın ilgi ve desteğinizi esirgemeyeceğinizden eminim. Bu vesileyle, Zat-ı Alileri’ne sağlık ve afiyet, kardeş Azerbaycan halkına esenlikler dilerim.”

Şu hale bakın;

Koskoca Cumhurbaşkanı, yeğeni için “iş takipçiliği” yapıyor, Haydar Aliyev’e “referans mektubu”  yazıyor, üstelik bunu da, “Cumhurbaşkanlığı forsunu taşıyan antetli kâğıt”la yapıyor!..

Bunu yapan Süleyman Demirel, Fetullah Gülen’in gözünde “kahraman”dır ama, “17-25 Aralık darbe girişimi”ne fırsat vermeyen Tayyip Erdoğan “hain”dir, öyle mi?..

Sevsinler senin “hoca”lığını!..

Daha ne diyeyim?..

Bir “kibir abidesi”ne,

Ne söylesen boş!..

“Şecaat” arzederken, “sirkat”lerini sıraladığının bile farkında değil!..

Ama, o da haklı;

“Taşeron”lar başka türlü konuşamaz ki!..

*********************************************************************************

Fetullah Gülen’in bahsettiği “Süper Kâfir” gazete hangisi?

Fetullah Gülen, dün Herkul.org’ta yayınlanan sohbetinin bir yerinde demiş ki;

“Süper kâfir; bir lafz-ı kâfir ortaya atınca, diğerleri şerhler, haşiyeler de düşerek alıp onu değerlendiriyorlardı... Daha geniş kitlelere ulaşıyordu... O günkü o jurnal, o günkü tirajıyla -aklımda kaldığına göre- 70-80 bin, belki de bazıları günümüzde bir kısım jurnaller için yapıldığı gibi, bedava kapı altlarından içerilere atılıyordu, böylece sun’î bir tiraj yüksekliği sağlanıyordu.

Fakat ayrıca 300-400 bin tirajı olan şeyler vardı, bunlar da bunu alıp yayınlayınca, bu milyonları aşan bir tiraja ulaşıyordu. Bir lafz-ı kâfir milyonlara ulaşıyordu.

Ne demekti bu?.. Milyonlarca kafa karışıyordu. Milyonlarca mide bulantıya giriyordu. Milyonlarca insan ne yapacaklarını bilmiyorlardı.”

Ne yalan söyleyeyim;

Fetullah Gülen’in, “Süper Kâfir” olarak hangi “gazete”yi kastettiğini anlayamadım...

“Kapı altlarından bedavaya atılan bir gazete”den, “milyonlarla ifade edilen sun’î bir tiraj”dan bahsettiğine göre, benim bildiğim; bu özelliklere uyan tek bir gazete var, o da “Zaman” gazetesi!..

Öyle ya; “bedava kapı altlarından atılan” o!..  Tirajını “milyon”la açıklayan o!.. Ama yine de, Gülen, herhalde Zaman’ı kastetmemiştir!..

yeniakit