Edeb ya hu!

Abdurrahman Dilipak

Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste..

Mahmut Tanal’ın skandal çıkışı partisinin utancı oldu. Keskin sirke küpüne zarar verdi. Şecaat arz ederken sirkatin söyledi. Kılıçdaroğlu da bu ok’a kılıf bulamadı. Baktı olacak gibi değil, “Kertenkele” nasıl kuyruğunu bırakıp gövdesini kurtarmaya çalışırsa danışmanını feda edip Tanal’ı kurtarmaya çalıştı ama baktı olmayacak, bu defa partisinin zevahirini kurtarmak için bu defa Tanal’ı feda etme yoluna gitti.

Tanal bu, ilk keskin çıkışı değil ki.. Ergenekon’cu olur, Gezi’ci olur, Paralel’ci olur.. Kambersiz düğün olur mu..

Tanal olayı ötekiler için ders olacak.. Ötekiler Tanal’ın akıbetine bakıp kendilerine bir çekidüzen verecekler.. İlgezdi örneğinde olduğu gibi, sol yumruğu havada şov yaparak yemin edenlerin aslında radikal çıkışlarının arkasındaki derin gerçek de ortada..

Tanal karakterli CHP’de 40 tane daha adam var, ama kabak Tanal’ın başına patladı. Seçime denk geldi. Davudoğlu’nun kararlı ve sert çıkışı, toplumdan gelen ve giderek büyüyen tepki ve öfke parti tabanını da rahatsız etti. Her fırsatta sokağa dökülen kadın dernekleri de Sümeyye’yi savunmak zorunda kalıp, siyaseten savunamamanın seçim öncesi üzerlerinde oluşturduğu baskıdan duydukları rahatsızlık da ortada..

Bu olan aşağılık bir iş. Edepsizlik. Ahlaksızlık. “Topyekûn saldırı”ya geçtiler. Öfkeleri akıllarından büyük olduğundan bu halleri gözlerini kör etmiş sanki.. “Vurun abasız”a saldırıyorlar. Bu akıl tutulmasının arkasında Kılıçdaroğlu, Bahçeli, Paralel yapı, malum media hepsi var. Aslında Tanal’ın yaptığı onların sözcülüğü. Tanal’ın sözlerine sanal mediada sahip çıkan ahlasızlar da bunların zihniyet ikizi. Malum medyada aynı tıynette az mı adam var.. Ben Kılıçdaroğlu’nun dilinin ve üslubunun Tanal’dan temiz olduğunu sanmıyorum, ama durum bu. Bu anlamda siyasette vefa yoktur. Kimse yaralı ata oynamaz. Tanal’ı harcamakta tereddüt etmeyenler, diğer içlerindeki zihniyet ikizi “Tanalgiller”i korumaya devam ederler.

Erdoğan’a, Davudoğlu’na vurdukları yetmiyor, karısına, kızına, oğluna saldırmaya başladılar.. Birilerine göre, Erdoğan ve Davudoğlu’nun günahları o kadar büyük, o kadar büyük ki, bütün cezalar onlara nisbetle küçük..

“Bir topluluğa olan öfkeniz sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin” denmiştir. Suçun şahsiliği prensibi esastır. Babalarının varsa bir günahı, onun hesabı çocuklarından sorulmaz. Kaldı ki burada sözkonusu olan bir iftira, bir yargısız infaz. Bir tetikçilik..

Hani, “onlar bunu söylemeseydi” demiyorum. İçlerindeki dışlarına sızıyor.. Zehirli bir tohum gibi yüreklerinde taşıdıkları dışa vurduğu için, öfkeleri ağızlarından taştığı için değil, derin nefislerindeki bu marazdan dolayı kınamalıyız onları. Sadece kınamak da değil, sadece bize karşı edepli olmaları için değil, Resulullah’ın Taif halkına yaptığı gibi yapmalı, onları bu yanlıştan dönmeye ve güzel şeyler yapmaya, aramızda ortak bir kelimeye gelmeye, kardeş olmaya çağırmalıyız. Yani bizi öldürmeye gelenler, bizde dirilmeli.. Kendimize yapılmasını, söylenmesini istemediğimiz şeyleri başkasına söylememeli, yapmamalıyız. Bu anlamda hem onlara, hem de kendi nefsimize öğüt vermeliyiz..

Tanal bunu siyaset podyumunda söyledi ve herkes duydu. Dostu da düşmanı da zahiren de olsa onu kınadı. Peki ya, bizim, (‘bizim’ derken, herkesi kasdediyorum) başkaları aleyhine dar çevrede söylediklerimiz, dedikodu, iftira, gıybetlerimiz.. Onlar da manevi katta duyulmakta, kayıt altına alınmaktadır. Tanal’ı kınarken hepimiz kendi nefsimizi de hesaba çekmeliyiz.. 

Aslında batılın tasfiri saf zihinleri idlal eder, suçun aleniyeti ve vaka-i adiyedenmiş gibi kabul edilmesi marazlı nefislerde meşruiyet algısına dönüşür. Zahir olunca da alemi ibret olacak şekilde tartışılması gerekir.. Kaş yaparken göz çıkarılmaması, işin ağız dalaşına döndürülmemesi gerekir. Kol kırılıp yen içinde de kalmamalı elbet.. Sonra o kol, kangren olur kesilir ya da çolak kalır. 

Tanal eğer hata yaptığını düşünüyorsa, açık yüreklilikle özür dilemeli, dün ve bugün yaptıkları için, bir daha da yapmamalı. Hatanın neresinden dönülürse kârdır. Gerçekten yüzünü Hakk’a dönecekse, Hz. Yusuf’un kendini kuyuya atan kardeşlerine söylediği gibi söyleriz.. Kardeş oluruz.

“Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” denmiştir. Bu işin aması filan yok.. Eğer hâlâ utanmıyor ve olayı geçiştirmeye çalışıyorsa, canı cehenneme.. Cehenneme kadar yolu var. Durmak yok yola devam.. Ebu Leheb’in elleri niye kuruyacaksa o gün birilerinin de dillerinin kuruyacağı bir gün var. Elbet bir gün mutlaka herkese yapıp ettiklerinin hesabı sorulacak, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak, gizli de kalmayacak. Kiramen katibin hakkımızın kefilidir.. “Edep ya hu”, der geçeriz..

Selâm ve dua ile.

yeniakit