"DTP'nin Elini Sıkmak Apo'nun Elini Sıkmak"

Vakit gazetesinin Lütfü Oflaz ile yaptığı haftanın sohbeti bölümünde Lütfü Oflaz ilginç benzetmelerde bulundu. İşte o sohbet ve sohbet içerisinde geçen benzetmeler.

- Lütfü Bey; PKK'nın başı Abdullah Öcalan, Meclis'te grup kuran Demokratik Toplum Partisi için "Sadece adım bile yirmi milletvekili çıkartmalarına yetti" dedi. Avrupa Birliği'nin yayınladığı son raporda ise "Demokratik Toplum Partisi PKK'ya bağlı" denildi. Nasıl değerlendiriyorsunuz bütün bunları?

- Bu demektir ki Abdullah Öcalan'ın kendisi hapiste, vekilleri Meclis'te! Kendisi hapiste olanın vekillerinin Meclis'te olması, vekilleri Meclis'te olanın ise kendisinin hapiste olması yaman bir çelişki değil mi? Neyse, zaten toplumda "Demokratik Toplum Partisi demek Abdullah Öcalan demek" şeklinde bir görüş vardı. Hele de Abdullah Öcalan'ın bu görüşü destekleyen sözlerinden, Avrupa Birliği'nin de bu görüşü destekleyen raporundan sonra bu görüş daha da kuvvet kazandı. Demokratik Toplum Partisi milletvekilleri Abdullah Öcalan'ın temsilcileri olarak görülmeye başlandı. Bu durumda Demokratik Toplum Partili milletvekillerinin elini sıkmak demek, bir bakıma Abdullah Öcalan'ın elini sıkmak demek! Kim derdi ki seçim meydanlarında Abdullah Öcalan'ın boğazını sıkacak ipi gösteren MHP lideri Devlet Bahçeli, Meclis'te Abdullah Öcalan'ın temsilcilerinin elini sıkacak? Bırakın MHP'nin Devlet'ini, kim derdi ki Türkiye Devleti, milletvekili olarak karşısına gelen Abdullah Öcalan'ın temsilcileriyle el sıkışacak! Bütün bunları, dün olmaz denilen şeylerin bugün olabildiğini, nereden nereye gelindiğini göstermek için anlatıyorum. Bakın 12 Eylül darbesi döneminde hakkımda açılan davalardan biri de bir yazımda geçen Kürt kelimesi yüzündendi. Çünkü o dönemde sadece Kürt demeniz bile hakkınızda dava açılması için yeterliydi. Beni yargılayan askeri mahkemede, Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan kitaptan "Kürt diye bir şey yoktur; bunlar dağ Türk'üdür ve bir Türk boyudur" gibi bölümler okundu. O günlerde Kürt kelimesini bile kabul etmeyen devletimiz, bugün Kürtlerin varlığını kabul eder hale geldi. Dahası, Abdullah Öcalan'ın temsilcileri olan Kürt milletvekillerinin elini sıkacak hale geldi. Kimbilir belki yarın Abdullah Öcalan'ın temsilcilerinden sonra kendisiyle el sıkışılacak hale de gelinir! Hele de bu ülkede ne olmaz denilenler olduğuna göre, bunun olmayacağını kim garanti edebilir?
CHP'NİN BAŞINA UZAYLI TÜRKÜCÜ!
- Geçen haftaki sohbetimizde "CHP'yi Atatürk bile kurtaramaz" demiştiniz. Oysa Hikmet Çetin, Mustafa Sarıgül, Murat Karayalçın gibi siyasetçiler CHP'nin başına geçtikleri takdirde CHP'yi kurtaracaklarını söylüyorlar. Ne diyorsunuz bunlara?
- CHP'nin kurtuluşu Deniz Baykal'dan daha Amerikancı, daha NATO'cu, daha teslimiyetçi olanlara kaldıysa vah o CHP'nin haline. Mesela Hikmet Çetin, Afganistan'ı Müslümanlardan kurtarmaya kalkışan ABD'nin, NATO'nun oradaki bir çeşit valisi gibiydi. Hikmet Çetin'i gerek Afganistan'daki, gerek Türkiye'deki görevlerinde dünyaya zulmedenlerin, dünyayı sömürenlerin yandaşı olarak görmedik mi? Üstelik Hikmet Çetin, Deniz Baykal'dan da yaşlı biri. Mesela Murat Karayalçın, Tansu Çiller'in yardımcısı olarak görev yaparken bir Amerikancı politikacıdan daha Amerikancı tavırlar sergilemedi mi? Kaldı ki Murat Karayalçın'da kurtarıcılık gibi bir marifet varsa, CHP'den önce şu anda genel başkanı olduğu SHP'yi kurtarsın. Çünkü milletin yüz de vermediği, oy da vermediği SHP yerlerde sürünüyor. CHP'yi Deniz Baykal'dan daha Amerikancı olan, içteki ve dıştaki güç odaklarıyla daha içli dışlı ilişkileri olan Mustafa Sarıgül de kurtaramaz. Ama CHP'nin başına ille de Amerikancı biri, güç odaklarıyla içli dışlı ilişkileri olan biri aranıyorsa, o zaman Süleyman Demirel CHP Genel Başkanı olsun! Hiç değilse kendine "Kurtar bizi Baba" dedirtmeyi bilir! Dediğim gibi CHP'yi ne Mustafa Sarıgül, ne de Mahsun Kırmızıgül kurtarabilir! Ha belki CHP'yi "uzaylı türkücü" denilen Mustafa Topaloğlu kurtarabilir! Öyle ya, CHP'liler son seçimlerde ezici bir zafer kazanan AKP için "Demek ki biz uzayda yaşıyormuşuz; AKP'nin bu kadar oy alacağına, rüyamızda görsek inanmazdık" demiyorlar mı? Eh uzayda yaşayan CHP'lilerin başına da "uzaylı türkücü" Mustafa Topaloğlu yakışır! Eğer onu beğenmedilerse, tıpkı kendileri gibi uzayda yaşayan bir başka "uzaylı türkücü" Zülfü Livaneli'yi CHP'nin başına getirebilirler!
AKILLAR TUTULDU, SULAR KURUDU!
- Ülkemizde kuraklık, susuzluk öyle boyutlara vardı ki, yağmur duasına çıkmaktan başka çare kalmadı. Bu haftaki sohbetimizi bu konudaki görüşlerinizi alarak tamamlayalım mı?
- Yağmur duasına çıkılıp "Ya Rabbi bize su ihsan eyle" diye yalvarılıyor. Oysa asıl "Ya Rabbi bize akıl ihsan eyle" diye yalvarılmalı. Çünkü şu çektiğimiz kuraklık, susuzluk insanoğlunun akılsızlığının sonucu. Yıllar önce "akıl tutulması" diye bir tabir kullanmıştım; sonradan bu tabir çok tutuldu, herkes kullanır oldu. Öyleyse nedir akıl tutulması? Daha fazla güç elde etmek, daha fazla para elde etmek, daha fazla kâr elde etmek gibi hırslarınızın aklınızı gölgelemesidir. Akıl tutulması dünyadaki yağmur ormanlarını yok etmektir, buzulları eritmektir, ozon tabakasını delmektir, küresel ısınmayı tetiklemektir. Nükleer denemelerle, kimyasal gazlarla, zehirli atıklarla içinde yaşadığımız dünyayı katletmektir. Hadi şimdilik işin küresel boyutunu bırakıp ülkesel boyutuna bakalım. Eğer sulak Türkiye kurak Türkiye olduysa, bu da akıl tutulmasının bir sonucu değil mi? Şu anda çektiğimiz kuraklığın, susuzluğun oluşması için her türlü akıl dışı davranışta bulunulmadı mı? Mesela ormanlık alanlarımızın çok olması için değil, yok olması için ne mümkünse yapılmadı mı? Yapılaşmaya açmak, betonlaştırmak için yakılmadı mı ormanlar? Zehirli atıklar dökülerek, kanalizasyonlar akıtılarak yok edilmedi mi akarsular? Çölleri gölleştireceğimize, çölleştirilmedi mi göller? Nitekim ülkemizin gölleri bugün birer çölden ibaret değil mi? Daha çok para kazanmak, daha çok kâr etmek uğruna ne yakılmadık orman bırakıldı, ne kurutulmadık sulu alan. Arıtma tesislerine para harcamamak için ne zehirlenmedik akarsu bırakıldı, ne zehirlenmedik göl ve deniz. Oysa hırslarımız aklımızı gölgelemeseydi de, aklımız tutulmasaydı da, keşke şunu düşünebilseydik. Ormanlar, akarsular, göller, denizler, sular yok olduktan sonra her tarafı altından yapılmış eşyalarınız, evleriniz, arabalarınız, fabrikalarınız olsa neye yarar? Hayat demek olan su yok olduktan sonra dünyanın sahibi olsanız neye yarar?

Vakit

Güncel Haberleri

İŞGALCİ İSRAİL, BATI ŞERİA’DA 34 YENİ YERLEŞİM PLANINI ONAYLADI
İRANLI KOMUTAN MUSAVİ'NİN SON MESAJI ORTAYA ÇIKTI
Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı