Dolmabahçe Sarayı ve Şale Köşkü’nde 1 gün

Selâhaddin Çakırgil

31 Ekim Salı akşamı, İstanbul -Üsküdar’da bir dernekte toplanan ve hemen tamamı çeşitli alanlarda yüksel tahsil yapmış 20 kadar arkadaş, 4 saati aşkın bir sohbetteydik.. Uzuuun yıllar Londra’da bulunan ve İslam kültürünün temelleri ve problemleri konusunda derin araştırmalar yaptığı anlaşılan Müctebâ Şentürk isimli bir akademisyenin, çeşitli dinlerdeki tasavvufî cereyanlarla ilgili, kesintisiz 4 saati aşkın konuşması üzerinde durmak gerekiyordu.

***

Çarşamba akşamı da, Süleymaniye’deki İstanbul Edebiyat Derneği, ‘İSEDER’de Prof. Aydın Topaloğlu’nun ‘İnancın ve İnançsızlığın Arkaplanı’ üzerine, günümüz genç nesillerinin tecrübesizlikle veya başka eğilimlerle çengeline takıldığı sapmalardan nasıl kurtarılabileceği etrafında ilginç bir sunum vardı.

Aslında bu her iki konu üzerinde de durmak ve dile getirilen görüşleri paylaşmakta fayda vardı.

Ama Perşembe günü de, Dolmabahçe Sarayı’nda Osmanlı’nın sondan ikinci padişahı 5.Mehmed Reşad konulu ve 3 gün devam edecek olan bir sempozyum vardı, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın himayelerinde..

Bu sempozyumda pek çok akademisyen ve araştırmacının sunumunun olacağı davetiyeden de anlaşılıyordu.

Katıldığım bu toplantıda dile getirilenin tazeliğini kaybetmemesi için, önceki toplantıların konularına ileride değinmek ümidiyle, bu konuya öncelik vermek gerekti.

***

Dolmabahçe Sarayı’nın önünden defalarca geçtiğim halde içine girmemiştim.

Hamza Türkmen’le birlikte Dolmabahçe’nin o görkemli kapısından içeriye girdiğimizde karşımızda Avrupa saltanatlarının en görkemli saraylarından hiç de geri kalmayan, son derece geniş, ferah ve görkemli bir bahçe ile karşılaşıyorduk.

Düşündüm ki, bu muhteşem saray, Osmanlı’nın zayıflama yüz tuttuğu döneminde yapılmıştı; hattâ tamamlanabilmesi için Avrupalı devletlerden büyük borçlar alınarak.. Halbuki, Osmanlı’nın en güçlü olduğu dönemde yapılmış olan Topkapı Sarayı, bir saraydan ziyade, bir ‘kale’ ve bir ‘kartal yuvası’ görünümündeydi; sonradan eklenen Bağdâd Köşkügibi bölümler hariç..

Dolmabahçeise anlatılması zor.. Ağır sosyo-ekonomik şartların elverişsizliğine rağmen, böyle bir saray yapılması, gerçekte zaafı gizlemek ve dışarıya oldukça güçlü bir devlet görüntüsü vermek için yapılmış gibiydi.. Beşer tarihinin binlerce yıl öncesinden kalma bir yanılgıyla..

***

Dolmabahçe Sarayı, adı üstünde, deniz doldurulduğu bir zeminde, mermer hâkimiyetine dayalı inşa olunmuş.. Birbirine içten de bağlı binalar.. Geniş salonlar, hangi bölüme nereden geçileceğini bile belirlemekte zorlanıyor insan..

Padişahlık makamına getirilenlerden hangisiydi, 250 yıl öncelerde; saray entrikalarına âlet edilmemesi için sarayın odalarından birinde hapsedilen kardeşini bulmak için, koridorlarda, kapalı kapıları yumruklayarak, ‘Osmaaaan.. Osmaaan.. Nerdesin, gel de beni bu saltanat yükünden kurtar!’ şeklindeki haykırışları, tarihin derinliklerinden bir gulgûlehalinde kulağıma geliyor gibiydi.

Şurada, yanından geçtiğim havuzun başında, Osmanlı’dan sonra birilerinin, sofra çevresindekilerle demlenişi; hele de o havuza attırılan birMaarif Vekili’nin sonra zatürre olup ölmesi ve biyografine, ‘müessif bir deniz kazasında hayatını kaybettiği’ notun yazılması gözümün önüne geliyordu.

***

Geçelim programa.. Salona girdiğimde Meclis Başkanı İsmail Kahraman konuşmasını yapıyordu.. 2. Abdulhamid’in ‘31 Mart Hadisesi’nden sonra 1909’da, İttihad- Terakkîkomitacılarınca tahttan indirilmesini ve yerine getirilen Sultan Reşad’ı ve Birinci Dünya Savaşı’nın ağır şartlar altında, 624 yıllık Osmanlı’nın son demlerinin yaşandığı bir facialar kervanı mahiyetindeki dönemi, devletin karşılaştığı iç ve dış fitne odaklarının ağır baskılarını anlatıyordu, Kahraman; ‘Bu bizim tarihimiz.. Ders almalıyız..’ diyerek.. (O sırada, Şemdinli’de güvenlik güçlerinden 8 kişi hayatının kaybettiği çatışma notunu paylaştı, hazirûnla..)

Akşam da, 1930’larda kumarhane olarak bile kullanılmış olanŞale Köşkü’ne geçildi. Osmanlı’nın son 10 yıllık çöküş dönemini yansıtan, hüzünlendirici ilginç bir belgesel izletildi, davetlilere..

(Diğer konuşmalara da, inşaallah yarın..)

stargazete