Dinleyin bakalım...

Merve Kavakçı

Bana soruyorlar, sizi de dinliyorlarmış, ne düşünüyorsunuz. Benim için yeni bir şey değil, dedim. Meclis’e girdiğimde de dinlemişlerdi, sonra da. Hüsamettin Özkan’a sorsunlar, o iyi bilir... Türkiye şimdi tanışıyor bu ahlak dışı durumla, o kadar. Bugün 28 Şubat. Post modern darbenin üzerinden on yedi sene geçti. Bin yıl süreceği süren darbe bin yıl sürmedi belki. Ama yerini alan artçıları da onu aratmadı. 27 Nisan’dan, Sarıkız’a, Balyoz’dan, Eldiven’e... Bugün 28 Şubat. Bir çoğumuz o dönemin sonuçları ile yaşamaya devam ediyoruz... Şimdiki durumu post modern darbeden esinlenerek dost modern olarak tanımlamak doğru olabilir. Ama bir de şöyle bakın olaya. Bal gibi de 28 Şubat bu. Yani muhtevasında postmodern darbe. Hatırlayınız o günlerde de meşru seçimlerle iktidara gelmiş bir siyasi iradeye karşı yapılmıştı darbe. Şimdi de öyle. Türkiye ekonomisine istikrar getirmeye başlamış bir hükümet vardı başta. Bu, güç odaklarını çok rahatsız etmişti. Suyun başını onyıllardır bekleyenler vardı çünkü. Şimdi bu hükümet, onlardan alıp milletin hakkını millete vermek istiyordu. Bu da onları çileden çıkarıyordu. Şimdi durum farklı mı. Sadece Türkiye’yi düşünen bir anlayışın ötesinde bölgede stabilite sağlayan bir Türkiye var bugün için. Suriye’nin yetimine kim sahip çıktı Türkiye değilse, Filistin’e de, Afrika’ya da. Ondandır ki şimdi yapılmak istenen darbe, Türkiye eliyle, bütün Müslüman coğrafyaya yapılan bir darbedir. Türkiye’nin önünü kesmek, liderliğine ket vurmak için konan gayretin eseridir.

Bugün 28 Şubat. Sanal korkular üretilmişti on yedi sene önce de. Kısa etek giyen kadınlara saldıran şeriatçılar “üretilmişti.” Tencere tava elde, üç beş laik kadını sokağa döküp sanki milyonlar sokaklara çıkmış gibi lanse ediyorlardı medyada. O zaman da montaja tenezzül edecek tıynettelerdi, bugün de. Yargı baş köşede, askerin postalının dibinde ahkam kesiyordu o günde. Bugün aktörlerin kimi değişti kimi ise aynı. Sanal korkular salınmak isteniyor bir taraftan. Sanki memleket yolsuzluktan, hırsızlıktan bitap düştü. Sanki bu ülkenin başbakanı değil, yolsuzluğa sıfır tolerans gösteriyoruz diyen, sanki o değil “oğlum olsa evlatlıktan reddederim” diyen. Üç beş çapulcu “sen hâlâ anlamadın mı?” derken Gezi’de, aslında git de biz o eski Türkiye’mize kavuşalım diyorlardı. Sen git ki biz İsrail’in postalını bekleyelim, sen git ki, enflasyondan millet inim inim inlesin, sen git ki, eskisi gibi hastane kuyruklarında insanlar telef olsun, sen git ki o başörtülü kadınlar göz zevkimizi bozmasın, yine köşesine çekilsin...

Bugün 28 Şubat. O zaman da vardı darbeyi kotarmaya soyunmuş uluslararası aktörler, bugün de. O zaman da mahremiyetimizi ihlal ediyorlardı. Bugün de. O gün Refah iktidarına “beceremediniz çekilin” deyip burun kıvıran dindar kılıklılar CHP kafasına umut bağlamışlardı, bugün de. Onlar değil miydi başörtülü öğretmenlerine, öğrencilerine 29 Şubat sabahı baş açtıran... O zaman da postmodernin yanında olmayı seçtiler, bugün de. Dost gibi görünen düşmandı çünkü, şimdi de. Aslında çook söyledik de anlatamadık...

Velhasıl o gün de 28 Şubat’tı. Bugün de. Aynı tas aynı hamam.

Dinlesinler bakalım... Dinlesinler de bir de şunu söylesinler, benim dindar kılıklı dinleyicilerim: Mahremiyetin korunması ile ilgili ayet-i kerime, Efendimiz’in hadis-i şerifleri açık ve netken, bu iş Şeriat’ın neresine oturur, bir de bunu söylesinler.

yeniakit