Devlet içinde Devlet

Merve Kavakçı

 

Seçimle, halkın oyları ile iktidara gelmiş bir partinin halktan aldığı yetki ile devlet makinasını yönetmesine çomak sokmanın son örneğini görüyoruz bu hafta. Aralarında üç bakan akrabasının da bulunduğu elli iki kişinin derdest edilip götürülmesi Türkiye’de derin devletin ne denli canlı ve zinde olduğunun da bir hatırlatması oldu bir kere daha. Hayır, normal bir yolsuzluklarla savaşma süreci değil bu. Hayır, mesele tutuklananların arasında bakan çocuklarının da olması değil. Nihayet Başbakan Erdoğan da hükümet sözcüsü Bülent Arınç da yaptıkları açıklamalarda net bir şekilde yolsuzluğa kim bulaşmış olursa olsun bunun hesabını vereceğini ifade ettiler, millete güvence verdiler. Başbakan Erdoğan, “babamın oğlu olsa tanımam” diyerek bu tip çetelerin üzerine hızla gidileceğini söyledi. Hayır, mesele bu akrabalık ilişkileri değil. Neden değil? Çünkü mesele amirlerinden habersiz, eşzamanlı yürütülen baskın ve ardından gelen tutuklamalar dizisi. Düşününüz ki İç İşleri Bakanı’nın, Emniyet Genel Müdürünün, İl Emniyet müdürünün ve altında çalışan bir kısım rütbelilerin haberi olmadan alt kademeden başlatılan bir dizi operasyon. Bunlar her ne kadar, kuvvetler ayrımının bağımsız sonuçları gibi lanse edilmek istense de bunun böyle olmadığının sokakta çelik çomak oynayan çocuk bile farkında. Siyasi iktidara yönelik bir yıpratma, iktidarsızlaştırma ve devirme kampanyası olduğu aşikar olan bu “çirkin hareketler”in ne vatan, ne millet ne de dine hizmet etmediği aşikar. Bu sadece ve sadece İsrail’e Hizmet ediyor. Hani var ya o dokuz din kardeşimizi şehit etti, tekrar edeyim ş-e-h-i-d e-t-t-i işte o İsrail’e.

İsrail ve Amerika’daki lobisi Erdoğan hükümetinin ülkeyi getirdiği noktadan son derece rahatsız. Türkiye İsrail’in sadece dünya gözünde değil aynı zamanda da Amerikan siyasetindeki siyonist ve neo-konlardan oluşan lobileri etkisizleştirmek isteyen Obama gibi liberallerin de gözünde “uğraşılabilir” konuma gelmesine de vesile oldu. Bir başka deyişle de bir mazeret niteliğindeydi bu ve öyle kullanıldı. Obama yönetimi de ABD’nin İsrail’e ezelden beri gösterdiği şartsız, koşulsuz desteğin gerçek Amerikan halkı için ne kadar pahalıya mal olduğunun idrakinde hareket ediyordu. Mavi Marmara da işin tuzu biberi oldu. ABD İsrail’le ilgili dış politikasını gözden geçirmeye çoktan başladı, İsrail ve ABD başkentindeki lobisi de kendi müttefiklerini.

Bu arada İran karşıtı duruşunu da pekiştirecek adımlar attı. Hem uzak mesafede yani ABD içinde İran karşıtlığını –iki tarafın da yol alma gayretlerine, Obama ve Ruhani’nin sembolik de olsa ilişkileri düzeltme amaçlı olarak attıkları adımlara rağmen- yaymaya kendini adadı. Hem de bölgede yeni lokal ittifakların arayışına başladı. Bunun içindir ki içimizdeki İran düşmanları devrededir. Dolaylı bir düşmanlıktır bu ama günün sonunda düşmanlıktır. İsrail ile iyi geçinilmelidir, çünkü… ABD’deki İsrail lobisi en etkin lobidir. ABD’ye hükmetmek için İsrail lobisi ile işbirliği şarttır. O zaman İsrail’in düşmanı da düşmandır. Esastan değil usulden bir duruştur bu. Günün gereğidir. Konjonktüreldir. İdeolojik bir yaklaşım değil pragmatizmin sonucudur. İran bu noktada devreye girer. Bakınız, İran aleyhine en şiddetli ve bolca yayın yapan ülkemin gazeteleri hangileridir. Amiral gemisi Doğan medyası mı… hayır değil, bilemediniz.

Şimdi bunun bu haftaki hükümet karşıtı operasyonla ne alakası var diyecek bazı okurlarımız. Halk Bankası ile İran ilişkisine bir bakınız derim. Ve nedense bu ilişki hem içte hem de dışta birilerini rahatsız ediyor. Pes doğrusu!

yeniakit