Birtakım zevat zulmü meşru gösterme çabasındadırlar. Bunun için de referans olarak dokunulmazlıkları bulunan, haklarında konuşulması suç teşkil eden ve "O ne yapmışsa doğrudur, ne söylemişse isabetlidir. Onun yaptıkları ve söyledikleri kanunun önünde ve de üstündedir. Zira kanunu beğenmez değiştirirsiniz. Ama onun dediklerini ve yaptıklarını değiştirmeyi teklif dahi edemezsiniz." anlayışıyla zulüm ve katliamları savunabilmektedirler.
Bu zihniyetle devleti idare ede gelmişlerdir. Menemen'de, Dersim'de Ş. Said harekâtında, Koçgiri'de, altmış ihtilalinde, on iki eylülde, yirmi sekiz şubatta aynı zihniyetle aynı senaryoyu oynamış, zulümlerini ve katliamlarını devam ettirmişlerdir. Bunları yaparken de devleti koruma ve kollama, Cumhuriyeti ve Atatürk ilkelerini koruma adına hareket ettiklerini söylemişlerdir.
Fakat takke düşmüş, kel görünmüştür.
Bay Öymen demokratik açılım için Dersim katliamını örnek gösterince kralın çıplak olduğu anlaşılmıştır.
Aslında Bay Öymen'e teşekkür etmek gerekir. Kralın çıplak olduğunu mecliste beyan ederek milleti uyandırmıştır. Milletin çok büyük bir kesimi gerçeklerden habersizken Öymen farkında olmadan konuyu tartışmaya açmıştır. Kamuoyu meseleyi gündemine almıştır. Yakın tarihin aydınlatılmasına kapı aralanmıştır.
Şunu mu demek istemektedir Bay Öymen ve onun gibi düşünenler?
"Biz Cumhuriyeti kollama ve koruma uğruna gerektiğinde cumhuru katlettik. Gerekirse -ki gerekmektedir- yine katletmeliyiz."
Yani güya "Halka rağmen, halk için" zihniyeti.
Darb-ı meseldir: Küfür devam eder ama zulüm devam etmez.
"Benden biraz büyük olan amcamın kızı ile ağlaya ağlaya, ölülerin arasında dolaşıyorduk. Sağ kalan çocuklardan birisi ölen annesinin memesini emiyordu. Bizi bitli ve kirli halde oralardan toplayıp Hozat ve Elazığ üzerinden sürgüne gönderdiler."
idealdüşünce