Demokrasi ve İnsan Hakları Liseler İçin Ders Kitabı'nda ( Fil Yayınevi)
darbeler öyle anlatılıyor ki sanki " yapılmalıydı, bundan başka seçenek
kalmamıştı."anlayışı oluşturulmak isteniyor. "Şartlar oluşursa darbe
meşrudur".sözünü benimsetmek için kaleme alınmış.
Bilindiği üzere Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan ilk muhalefet partisi,
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası. Kurucusu ve Genel Başkanı milli
mücadelenin komutanlarından Kazım Karabekir. 17 Kasım 1924.
Parti, tüzüğündeki " Fırka, efkar ve itikadatı diniyeye
hürmetkardır."ifadesinden dolayı 5 Haziran 1925'te kapatılmıştır. Dine saygı
"tehdit" olarak algılanmış.
Daha sonra Genel Başkanı dahil birçok yöneticisi 15 Haziran 1926'da " İzmir
Suikastı"ndan sanık olarak yargılanmışlardır. ( 17 Haziran 1926'da
duruşmalar başladı, 13 Temmuz 1926'da on üç kişinin idam edilmesiyle
sonuçlandı. ( Ayın on üçünde, on üç idam (!?)
İkinci parti denemesi de bizzat Atatürk'ün yönlendirmesiyle 12 Ağustos
1930'da Ali Fethi Okyar'ın Genel Başkanlığında kurulan ve 18 Aralık 1930'da
kapatılan Serbest Cumhuriyet Fırkası'dır. Her iki partinin de kapatılmasıyla
ilgili sis bulutları dağılmış değildir. Dönemin özellikleri dolayısıyla
karanlıktır.
Liseler için hazırlanmış olan Demokrasi ve İnsan Hakları kitabının 52.
sayfasından aynen şöyle deniliyor.:
" Çoğulcu demokrasi için zorunlu olan çok partili siyasal düzen Türkiye'de
gerçek anlamıyla 1945 yılında başlamıştır.( Bu nasıl demokrasidir ki açık
oy, gizli sayım yöntemini benimsemiştir. Bu mu "gerçek çoğulcu demokrasi ? )
Çok partili siyasal düzen için daha önce 1924 ve 1930 yıllarında iki kez
girişinde bulunulmuştur. Ancak, çağdaş bir toplum oluşturmak amacıyla
yapılan devrimleri ve toplumsal yaşamdaki yenilikleri benimsemeyen saltanat
ve hilafet taraftarlarının genç cumhuriyet için büyük bir tehlike
oluşturduğu anlaşılınca çok partili yaşamdan hemen vazgeçilmiştir."
Bu paragraftaki "hemen vazgeçilmiştir." İfadesi bile başlı başına bir
faciadır. Demokrasiden bu kadar korkan bir zihniyetin ders kitabına
yansımasıdır. "Şartlar oluşursa darbe meşrudur." anlayışının ders kitabına
sokulması.... Durumdan vazife çıkarılması gerektiği vurgulanıyor. Demokrasini
ve insan haklarını böyle kolayca rafa kaldırılabileceği anlaşılıyor. Zaten
bu anlayış doğrultusunda her on yılda bir darbeler yaptırıldı. Darbeciler-
çeteler, adlarının başına da "Türkiye Cumhuriyeti " adını getirmekten hicap
duymadılar. 27 Mayıs cuntası, " Türkiye Cumhuriyeti Milli Birlik Komitesi",
12 Eylül cuntası da " Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Konseyi" adını
getirdiler.
"Türk Milleti hakimiyet hakkını Milli Güvenlik Konseyi eliyle kullanır."
İfadesi 2324 sayılı yasada geçmektedir. Bütün bunlar " rejim tehlikede"
gerekçesiyle yapıldı. Bunun için demokrasiden "hemen vazgeçildi."
Ders kitaplarında darbelerin meşrulaştırıldığı başka bir " demokratik" ülke
var mı?
Aynı kitabın 53. sayfasında ise 27 Mayıs 1960 darbesini adeta aklıyor.
Darbeyi "müdahale" kelimesiyle yumuşatıyor. Fiyat artışlarının darbe
gerekçesi yapıldığı anlaşılıyor. Yassıada "Mahkemesi sahiden bir hukuk
mahkemesiymiş gibi " yargılamaktan" bahsediliyor. İşte o çarpık anlayış
"... 1957 yılından itibaren ekonomide hissedilen enflasyonist baskı ve bunun
sonucunda ortaya çıkan fiyat artışları toplumun bazı kesimlerinde
hoşnutsuzluk yaratmış; özellikle ordu, yargı ve üniversite çevrelerinde
iktidara karşı güçlü bir toplumsal muhalefet oluşmaya başlamıştır."
İfadeye bak, hizaya gel!
Ordu, hangi demokrasilerde güçlü, toplumsal muhalefetten sayılıyor?
Darbelere davetiye çıkartan işte bu anlayış değil mi? Balyoz'un tutuklu
sanığı da " Meclise ve hükümete bir ültimatom verilmesini bu gidişe dur
denilmesi" gerektiğinden bahsediyor. Bu da muhalefetten sayıldığından bazı
siyasi partiler Ergenekon ve Balyoz davasını siyasi dava kabul ediyorlar ve
bu davanın tutuklu sanıklarını milletvekili adayı yapıyorlar.
Kitabın sayfalarını okumaya devam ettikçe sanki "vatan kurtaran
kahramanlarla" karşılaşıyorsunuz.
"...27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri müdahale ( Dikkat, darbe değil!)
ile Demokrat Parti iktidarı sona erdirilmiştir. Bu müdahale sonucunda
anayasa yürürlükten kaldırılmış, meclis kapatılmış, cumhurbaşkanı ve
başbakan ile birlikte pek çok bakan ve milletvekili yargılanmıştır."
Sanki normal hukuki bir süreçten bahsediliyormuş gibi "yargılama"dan dem
vuruluyor. Hangi hukuki kriterlere göre? Cuntanın belirlediği şartlara göre
yargılama yapılmadı mı? Bir tiyatro oynanmadı mı?
Halbuki her darbe yapılanması aslında bir çete yapılanmasıdır. Çeteler
iktidarı ele geçirince adlarının önüne devletin adını alıp onu bir kalkan
olarak kullanıp kendi şartlarını yasa ve anayasa olarak topluma dayattılar.
12 Eylül cuntasının 2324 numaralı, 27.10.1980 kabul tarihli Anayasa Düzeni
Hakkında Kanun'un 6. maddesindeki şu ifadeleri her şeyi, cuntanın
keyfiliğini anlatıyor.
Madde 6.: " Milli Güvenlik Konseyinin Bildiri ve Kararlarında yer alan ve
alacak olan hükümlerle Konseyce kabul edilerek yayımlanan ve yayımlanacak
olan kanunların 9 Temmuz 1961 tarihli ve 334 sayılı Anayasa hükümlerine
uymayanları Anayasa değişikliği olarak ve yürürlükteki kanunlara uymayanları
da kanun değişikliği olarak yayımlandıkları tarihte veya metinlerde
gösterilen tarihlerde yürürlüğe girer." Çetelerin "yasama organı" olduğu
dönemleri en iyi anlatan bir "kanun (!)" bu.
Demokrasinin ve insan haklarının önce eğitim kurumlarında doğru düzgün
işlenmesi gerektiği açıktır.
Hem bataklık oluşturup hem de kötü kokudan ve sivri sineklerden yakınmak
olmaz.
Milli Eğitim Bakanlığını bu konuda daha duyarlı olmaya çağırmak, insani ve
vicdani görev dir.
Demokrasi ve İnsan Hakları Ders Kitabının en başına Merhum Başbakan Adnan
Menderes'in son sözleri konulmalıdır. Bu ülkede "rejim tehlikede bahanesiyle
ne büyük zulümler yapıldığı geç dimağlara anlatılmalıdır.
*ADNAN MENDERES'İN SON SÖZLERİ :*
*" Sizlere dargın değilim, sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler
tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi
onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes, hürriyet uğruna koyduğu
başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek
için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme karar-ı metanetle gittiğimi, silahların
gölgesinde yasayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz ?
Sunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve
efendilerinizi yine de 1950'de kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız.
Ama şimdi milletle el ele vererek, Adnan Menderes'in ölümü sizi ebediyete
kadar takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen
merhametim sizlerle beraberdir." 17 Eylül 1961 *
Türkiye çok değişti; darbelerle parlamentoyu ele geçiremeyenler, bugünlerde
seçimlere katılmak zorunda kalmışlardır.
1960'ta "silahların gölgesindeki efendilerin çocukları", şimdilerde yine
cunta -çete oluşumlarının gölgesinde "siyaset yapıyorlar. Onların
avukatlığına soyundular. Onları düşmanı oldukları TBMM'ye Milletvekili
olarak sokmaya çalışıyorlar.
2011 Türkiye'sinde hala bu ülkenin başbakanına idam sehpasını gösteren cunta
heveslilerinin hangi şer odaklarınca, hangi karanlık mahfillerce beslendiği
açıklanmalıdır. Ders kitaplarında bu konular tereddüde mahal
vermeyecek derecede
açıkça anlatılmalıdır.
*"sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare
edildiğini biliyorum." Merhum Menderes'in bildiğini bu halkın evlatlarına da
öğretmek herkesin boyunun borcudur. *
* *
* " Ama şimdi milletle el ele vererek, Adnan Menderes'in ölümü sizi
ebediyete kadar takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir."*
* *
*Gümbür gümbür sandık geliyor! *
*Tam yol demokrasi !.. Sivil anayasa...*
Behçet CANÖZ
ÖZGÜR EĞİTİM-SEN GENEL SEKRETERİ
Ders Kitabında Darbecilik (!)
Demokrasi ve İnsan Hakları Liseler İçin Ders Kitabı'nda ( Fil Yayınevi) darbeler öyle anlatılıyor ki sanki...
Güncel Haberleri
İran İle Fransa Anlaştı! İran'dan Diplomasi Dersi!
İran, Amerikan F-35 savaş uçağının düşürüldüğünü açıkladı (FOTO)
İran’dan Hürmüz Boğazı'nın kullanımına ilişkin açıklama
Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi Vefat Etti!
Prof. Norman Finkelstein: Trump kandırılmadı; emperyalist takvimi hatırlayın