Deprem korkusu

Abdurrahman Dilipak

TV100’de İstanbul depremi ile ilgilisi söylediklerime toplumun farklı kesimlerinden farklı tepkiler geldi.

Bu sıcak ilgi önemli. Bu ilgiyi doğru bilgi ile temellendirmek ve bir sorumluluk bilincine dönüştürmek gerek. Bunun için konuyu biraz daha açmam, açıklamam doğru olacaktır.

Tuzla’dan Çanakkale’ye 450 km. Düzce’den İzmit’e, yani Sakarya hattı 118 km.

İstanbul’un nüfusu 16+5 milyon. Yani 21 milyon. 5 milyon, kimi günübirlik çevre illerden ve Avrupa’dan gelip, Asya’ya doğru, hava, kara, demir, deniz yoluyla giden insan var.

İstanbul’da 9 yaş altı çocuk sayısı 2.200.000’i bulurken bunların genel nüfusa oranı % 13.90. Bunun da % 6.55’i 4 yaş altını oluşturuyor. Öte yandan, 70 yaş üstü 2.750.00’yi bulmaktadır. Bunlar da % 18.59’una tekabül etmektedir. 670 bin 756 da engellimiz var. İstanbul’da 1 milyon 305 bin 307 yabancının yasal olarak ikamet ettiği biliniyor. Aslında kaçak, yerli ve yabancı aranan kişi ve çalışanlar, nezarette tutulanlarla bu sayı 1,5 milyona yaklaşmaktadır. Yine aynı şekilde, Türkiye genelinde 300 bine yakın hükümlü ve tutuklu var. Bunların 25.000’e yakını Silivri’de olmak üzere yaklaşık üçte biri İstanbul’da bulunmaktadır.

İstanbul’da yatak sayısı, konaklama tesisi ve otellerde yatak kapasitesi 250.000’e yaklaşmaktadır. Buna öğrenci yurtları dâhil değil, öğretmenevi, hakimler evi gibi misafirhane ve pansiyonlar dahildir.

Sakarya depremi 17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de 7,4 büyüklüğünde meydana geldi ve 45 saniye sürdü. 1999’da Sakarya’nın nüfusu 700.000 civarında idi. Öte yandan, depremde mal ve can kaybı, depremin şiddeti kadar, ayı, günü, saati açısından da önemli. İşin ekonomik maliyeti ayrı bir konu.

Depremde sadece, can, mal değil, bilgi de enkaz altında kalacak. Dilerim “insanlık” ve “ahlak” enkaz altına kalmaz. “Cahillik” ve “ihmal” de ayrıca bu işin maliyetini artıracak iki ayrı faktör.

TBMM “Meclis Araştırması Raporu”na göre, 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü. Kayıplar ve yaralılardan hayatlarını kaybedenler de eklenince bu sayı yaklaşık 25.000’i buluyor. Aynı şiddette bir depreme nisbetle 700.000 kişiden 25.000’i ölmüşse, 21 milyonda kaç kişi ölür? 750.000 kişi! Deprem anında ölüm kadar enkaz altında kalanların kurtarılması da acil bir konu. Enkaz altında bir insan yara almamışsa kaç gün yaşayabilir? Misal olarak, 2013 Mayıs’ında bir kadın Bangladeş’te bir çöken fabrikanın yıkıntıları arasından, felaketten 17 gün sonra canlı olarak çıkarılmıştı. Haiti’de 2010 Ocak ayında, 7 şiddetindeki, 200.000 kişinin hayatına malolan depremden 12 gün sonra bir adam, yıkıntılar altından canlı olarak çıkarılmıştı. Haiti’nin nüfusu 10 milyondu o tarihte.

Bizi ilgilendiren bu yapıların güvenilirliği, zemin şartları, dayanıklılık, tahliye şartları, bitişik nizam sorunu, nüfus, ikmal ve kaçış yollarının güvenilirliği, fay hattına uzaklık.

Afetin zamanı, şekli, büyüklüğü, lojistik gibi birçok şey etkili olacak bu sonuçta. İlk 72 saat çok önemli. Bir insanın yaş, sağlık durumuna bağlı olarak susuzluğa dayanabileceği en uzun süre 1 hafta olarak belirlenmiştir. Açlıkta ise genel kabul gören süre 3 haftadır. Havasızlık ve kan kaybı için süre dakikalarla sınırlı.

Bu arada fay hattı denizde, bunun artıları-eksileri var. Süre aynı kalsın, derinlik aynı olsun, en kötü senaryo gerçekleşir 7.8’le vurursa, yıkım ve can kaybı kaç olur? Bakın, richter ölçeğine göre, 4’de 4 iken, bu oran mesela; 7.3 büyüklükteki bir depremin şiddeti 10 iken, 7.8 büyüklüğündeki bir depremin şiddeti 11’dir. Deprem büyüklüğü ve şiddeti aynı değildir. Şiddet 0.5 artarken büyüklük 1 puan artmıştır. Bunun sonuca yansıması ise 1 milyon seviyesini işaret etmektedir.

En kötü senaryo olarak şöyle bir model üzerinden bakalım olaya: İstanbul depremi Tuzla’dan Çanakkale’ye bir defada kırılacaksa bu 7.8’lik bir deprem üretebilir. İki defada kırılacaksa, bu 7.6-7.4 olabilir, 3 bölümde kırılacaksa bu 7.4, 7.2, 7 gibi olabilir.

17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de 7,4 büyüklüğünde meydana gelen ve 45 saniye süren Marmara Depremi, Kocaeli, Sakarya, İstanbul, Düzce ve Yalova’da yıkıma yol açtı. Derinliği 17 km olan sarsıntıda yerkabuğunun sağa doğru hareket ettiği ve 120 kilometrelik bir hat boyunca kırıldığı tespit edildi. 1509 Büyük İstanbul depremi, 10 Eylül 1509 tarihinde merkez üssü Marmara Denizi’nin kuzeyi olan, 7.2 Ms (±0.8) büyüklüğünde meydana gelen deprem. Tarihsel kayıtlara göre deprem sonucunda Osmanlı’nın başkentinde 4.000 ila 13.000 arasında kişi hayatını kaybetti,

1766 İstanbul depremi, Marmara Denizi’nin doğusunda 22 Mayıs 1766 Perşembe sabahı 7.1 şiddetinde 17 km derinlikte olmuş 47 saniye sürmüş.

Deprem İzmit’ten Tekirdağ’a kadar uzanan geniş bir alanda etkili olmuş ve Tsunami’ye sebeb olmuş, bu alanda önemli hasarlar meydana gelmiş 1509 depremine benzer bir can kaybı yaşanmıştır. Bu olacak depremin, 1000 yılda bir gerçekleşen manyetik kutuplardaki değişiklikle birlikte düşünülmesi gerekir.

Bugün onun tam tersi bir kutup değişikliği yaşanmaktadır ve bu süreç 2025 sonuna kadar devam edecektir. Bu süreçte dün ve bugün için iki ayrı fay grubunun birlikte hareketi söz konusu. Yani 1000 yıl öncesinde sönümlenen fay hattı yeniden aktif olabilir. İkincisi Şira /Marduk-Niburinin çekici ve Tarık / Jüpiter’in, elektromanyetik şoklarının itici etkisini de hesaba katmak gerek. Şunu da not edelim: Kandilli, her an olabilecek 7.2’lik bir depremin, İstanbul için sürpriz olmadığı görüşünde. Uzmanları endişelendiren enkaz altında kalanlara nasıl ulaşılacağı ve tahliye konusu. Bir yerde yardımların nasıl ulaştırılacağı. Büyük bir yıkım olursa, enkaz kaldırma ve kurtarma faaliyeti ile halkın iaşe ve barınmasının temini ile ilgili. İstanbul 2 parça, Avrupa’yı Asya’ya 3 köprü, bir tünel ve bir metro/demiryolu bağlıyor. Eğer bu köprüler ya da İzmit tarafındaki tünel ve viyadükler hasar görürse ne olacak?.

İstanbul’un yüzölçümü 5.461 Km2. Km2’ye 2982 insan düşmektedir. İstanbul’un nüfus yoğunluğu 2982 / Km2’dir. Marmara ve Boğazlarda nüfus daha yoğun ve hareketli. Köprü bağlantılı yol güzergâhı da öyle. Son bir bilgi daha: Türkiye’deki toplam yatak kapasitesinin % 17’si İstanbul’da bulunuyor.. Bu da sadece 39.328 yatağı ifade ediyor.. Buna göre 100 bin kişiye 261 yatak düşüyor.. Hastahanelerde yatakların % 48.1’i özele, % 37.7’si kamuya ait. Üniversiteler % 14.2’lik paya sahip.

Bu konu üzerinden herkesin düşünmesi gerek, özellikle de siyasilerin, bürokratların, yerel yönetimlerin.. Bu konuya önümüzdeki günlerde yine döneceğim. Maalesef bu hayati konu, siyasilerin, medyanın, STK’ların, Akademi ve Cemaat dediğimiz yapıların gerektiği kadar gündemlerinde değil. Bu konu bir futbol karşılaşması, bir kaset, bir dosya, kur, fındık fiyatları kadar bile gündem oluşturmuyor. Bu, kahti rical mi yoksa basiret bağlanması mı bilmiyorum.

Gözleri var görmüyorlar, kulakları var duymuyorlar, kalpleri var hissetmiyorlar. O zaman bekleyin. Bekleyin ve görün olacakları..

Deprem konusuna yine döneceğim. Bizim Kadir Sütçü’nün DEKOS (https://dekos.istanbul) projesinden de söz etmem gerek. Size işin dini, ilmi, ahlaki, kehanet, mitoloji gibi tüm yönleri ile ilgili bilgiler sunmak istedim.. Akıl, vicdan, sorumluluk sahibi insanları bu konular üzerinde daha fazla düşünmeye davet ediyorum. Bakın, bu konuda kesin olan şu: Geleceği yalnız Allah bilir. Eceli gelen herkes ölecektir. Kimi kendi hatası, kimi kaza sonucu! Bu arada “korkunun ecele bir faydası yok”. Biz hayırlı bir ömür ve hayır bir ölüm dileyelim. Bunun içinde cahillerden ve zalimlerden olmayalım. İyi şeyler yapalım, sabredelim ve sabrı tavsiye edenlerden olalım. Biz de cahillerden ve zalimlerden olmayalım, aklın muktezası olan tedbirleri alalım da inşallah, Allah da kendi ipine tutunanları her türlü kaza ve beladan korusun, inşallah.

Selam ve dua ile.