Demokrasi karın doyurur mu?

Merve Kavakçı

İngilizce"de Arap sıçraması olarak ifade edilen, dilimize Arap baharı olarak giren gelişmeler kimilerince çok erken, kimilerince çok geç kalınmış olaylar zinciriydi. Batı destekli diktotaryal rejimlerin ilelebet baki olmayacağını bilsek de çöküşün ne zaman ve nerede, hangi çerçevede yaşanacağını kestirmek kolay değildi. Ne de olsa yirmi, otuz, kırk senelerdir payidar idiler ve bundan sonra da payidar kalmamaları için en azından yakın gelecekte ufukta bir şey gözükmüyordu. Ama tarih hiç sıkıcı değil. Rabbimizin insanlık için yazdığı kader bizler için hep sürprizlerle dolu. Bazen bir şeyler geldim geliyorum der. Burada öyle olmadı. Arap baharı bir anda vurdu Tunus sahillerini. Bin Ali allem etti kallem etti, dışarıya yansıtmadan olayı yerinde söndürmek istedi ama nafileydi. Çabaları ters tepkiye sebebiyet verdi. Bildiği tek yol olan rüşvet, zorbalık ve baskı bu sefer ise yaramayacaktı. Birileri kendini gözden çıkaracak, gelecek büyük hayır için feda edebilmeyi göze alacaktı. Buazizi de yanmaya böylece koşarak gitti... Sonra Mısır... Yemen... Libya... Bahreyn...ve şimdi Suriye.

Bir yılı epeyi bir önce geride bıraktığımızı da düşünerek bakıyoruz. Durum nedir diye. Tunus demokratikleşmenin sancılarını yaşayan bir ülke. Halkı eğitimli ancak demokrasi kültürünün değerlerine haiz değil. Henüz değerler bazında sorunlu bir ülke. Karşılıklı konuşma, anlama gayreti ve uzlaşma konusunda sıkıntı yaşayan bir millet. Onyılları aşkın susturulmuşluğun verdiği susamışlıkla her kesimden kitlelerin taleplerinden vaz geçmeyi düşünmeyeceği bir ortam mevcut şu anda. Talepler çok, hepsi haklı ancak bu talepleri karşılayabilecek bir siyaset makinesinden yoksun bir ülke. En önemli pozitiflerinden biri askerin Mısır"da yaptığı gibi değil de, tam tersine diktatörüne sahip çıkmamış olması Tunus"un. Böyle olunca da Arap baharı süreci hızlı bir şekilde gelişmiş oldu Tunus"ta. Oysa Mısır"da ordunun Mübarek"ten vazgeçmemesi, süreci baltaladı ve askeri siyaset arenasından temizleyememeye götürdü. Sonuçda da istenen başarı beklenen hızda ve kuvvetde sağlanamadı.

Karşılanamamış taleplerin sahipleri ansızın gelişen Arap baharının şoku altında seslerini yükseltmeye başladılar. Haklı olarak çok beklediklerini düşünüyorlardı. Şimdi geri adım atacak değillerdi. Ama sorun hemen hemen herkesin aynı şekilde düşünmesiydi. Kimse hiçbir konuda geri adım atmadan kendi kitlelerinin gündemini devreye sokma çabası içine girdi. Bir taraftan sil baştan oluşturulacak bir siyaset makinesinin yapımına hazırlanıyorlar, yani kurucu olarak görev alıyorlar, diğer taraftan aynı halk, bu sefer millet olarak o kuracak oldukları siyasetten yana taleplerini somutlaştırıyorlar. Çift kişilikli bir yapı benzeri yani.

Ekonomi ise boşluk kabul etmiyor. Tunus"un Arap baharı öncesi gelirinin küçümsenemeyecek bir kısmı turizmden geliyordu. Şimdi turizmi çökme noktasında olan bir ülke olarak krizle karşı karşıya olan bir Tunus var önümüzde. Arap baharının kıvılcımını ateşleyen işsizlik değişmeyen bir gerçek olmaya devam ediyor. Bahar öncesinde Bin Ali rejiminin zulümleri ile bastırılan işsiz gençlik şimdi zincirlerinden kurtulmuş bir güruh olarak enerjisini nereye kanalize edeceğini bilmeden koşuyor...ama nereye. Tunus"la başlayan Arap baharının en önemli sorunu da bu. Bahar güzel. İyi ki de geldi. Ama bahardan sonraki kışa nasıl hazırlanacak bu ülkeler. Unutmayalım ki bahar dört mevsimin doyulamadan geçip giden tatlı ama en kısa mevsimidir.


 
yeniakit