Cumhurbaşkanına İstifa Çağrısı

367 mucidi Sabih Kanadoğlu, AK Parti hakkındaki kapatma davasının Ergenekon operasyonun üzerine kapatmak amacıyla açıldığını açıklayan...

367 mucidi Sabih Kanadoğlu, AK Parti hakkındaki kapatma davasının Ergenekon operasyonun üzerine kapatmak amacıyla açıldığını açıklayan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a ve aynı açıklamayı grup toplantısında dile getiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sataştı. Kanadoğlu, AKP kapatılırsa Cumhurbaşkanı Gül'ün istifa etmesini de istedi.

367 mucidi Sabih Kanadoğlu, CHP'den AK Parti'ye geçen Günay için, "Bugün her türlü renkli düşünceler en keskin dönüşleri yapan kişilerden çıkmaktadır. Ergenekon olayını örtbas etmek için Savcı'yı böyle bir davayı açmakla itham eden kişinin önce aynaya bakıp utanması gerekir" dedi. 

AKP'nin kapatılma davasıyla ilgili görüşlerini açıklarken, hükümete
sataşıp çeteleri görmezden gelen Kanadoğlu'nun konuşması sık sık alkışlarla
kesildi.

367 mucidi Kanadoğlu, AK Parti hakkında kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'ya yapılan eleştirilere tahammül edemediğini gösterircesine, 'Ben çoğunluğu elime geçirdim istediğimi yaparım' düşüncesinin demokrasilerde kesinlikle yerinin olmadığını ifade eden Kanadoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu makam Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'dır. Değerli halefim
Abdurrahmah Yalçınkaya anayasanın kendisine verdiği görevi liyakatla
yerine getiren ve görevini ifa ederken kutlanacağı yerde devamlı olarak
yerilen bir kişi haline getirilmiştir. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur.
Bugün değerli halefime söylenen sözler, cumhuriyet savcılarının resen
takibe girişeceği suçlar cinsindendir. Görevini ifa eden bir Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı'na hakaret ederek, üzerine atılan suçtan kurtulma
düşüncesi çağdışı bir düşüncedir. Böyle ağır ithamlarla karşılaşan bir
siyasi iktidarın yapacağı iş öncelikle yargı organını yargılanacağı
makamı bu tür eylemleri işlemediğine inandırmaktır, bunun kanıtlarını
göstermektir. Yoksa davayı açan savcı hakkında ileri geri konuşarak,
önce onu küçük düşürmeyi ve bu yolla da Anayasa Mahkemesi'ni etki altına
almayı istemek demokratik bir ülkede asla akla gelmemelidir."

BAKAN GÜNAY'A ERGENEKON CEVABI

367 mucidi Kanadoğlu, AK Parti hakkındaki kapatma davasının 'Ergenekon operasyonu'nun üzerine kapatmak amacıyla açıldığını söyleyen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ı ima ederek, ergenekonu görmezden geldi.

'Ergenekon olayı'nı örtbas etmek için Başbavcı Yalçınkaya'yı böyle bir
davayı açmakla itham eden kişinin önce aynaya bakıp utanması gerektiğini
söyleyen Kanadoğlu, şöyle devam etti:

"Ben herşeyden önce şu sözü anımsıyorum. Yıl 1960. İsmet Paşa, Garp
Cephesi Komutanı o büyük adam, o büyük devlet adamı TBMM kürsüsünden ana muhalefet hakkında Meclis soruşturması açmaya kalkışan o günün iktidar grubuna şöyle diyordu: 'Sizi tarih kürsüsünden seyrediyorum. Suçluların telaşı içindesiniz.' Bugün aynı suçlu telaşını siyasi iktidarda görmek
mümkündür ve ne yazık ki Türkiye 48 yıl sonra aynı filmi seyretme
durumunda bırakılmaktadır."

Kanadoğlu görüşlerini şöyle açıkladı:

LAİKLİK OLMAZSA, DEMOKRASİ OLMAZ: Eğer bir ülke laik
değilse orada hangi koşulda olursa olsun demokrasiyi kurmak ve yaşatmak
olanaksızdır. Elbetteki bir ulus devlette demokrasi yeşerebilir. Çünkü
ulus devlet olmaktan uzaklaşırsanız, söz sahibi olan, etnik bölücü
ayrışımlardır, dindir, mezheplerdir, tarikatlardır, şeyhlerdir,
babalardır ve o kişilerin elindeki demokrasinin demokrasi olarak
adlandırılmasına imkan yoktur. Anayasadaki kuvvetler ayrılığı kesinlikle
bir üstünlük sıralaması olmayıp, devletin organları arasında medeni bir
işbölümüdür ve medeni bir işbirliğidir. Üstün olan anayasa ve
yasalardır. Eğer egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ama bu
egemenliğin devletin organları tarafından kullanılacağını gözardı
ediyorsak orada ortaya çıkan rejimin adı demokrasi olmaz. Çünkü millet
egemenliğini yasama yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.
Bunlardan birine verilecek üstünlük, o demokrasinin oluşmasını önler ve
oradaki rejimin adını değişik hallere getirir."

REJİMİN ADI DİNİ DİKTA: Eğer yargı tarafından
denetlenmeyen bir yasama organı düşünüyorsak bunun adı demokrasi olmaz.
Hele bizde olduğu gibi yasamanın üyelerini bir siyasi partinin genel
başkanı kişi olarak ve sıralama olarak tayin ediyorsa yürütmenin başı
olan cumhurbaşkanını yine o siyasi parti genel başkanı 'bu benim
arkadışım' diye dayatıyor, empoze ediyor ve seçilmesini sağlıyorsa,
yargı denetiminden mahrum bırakılan bu yönetimin adı sadece ve sadece
dikta olur. Bu dikta bir oligarşik yapının da dışında tek kişi
egemenliğine dönüşür, bir de üstüne bu kişi ve onun etrafındaki emir
kulları o devletin laik niteliğini değiştirmeye ve ona dinci bir kimlik
kazandırmaya çalışıyor ise o rejimin adı dinci diktadır.

LAİK YAPIYI DEĞİŞTİRMEK: Bugün yapılmak istenen
doğrudan doğruya bu kuvvetler ayrılığı ilkesini milli bir irade
safsatası altında ortadan kaldırmak ve bir hegemonyanın temellerini
atmak, arzusundan ibaret kalmaktadır. Bugün ortaya çıkan sorunların
temelinde kuvvetler ayrılığı ilkesinin özümsenmemesi ve
içselleştirilmemesi gelmektedir. Türkiye'nin laik yapısını 'çoğunluk ne
istere o olur' düşüncesiyle değiştirmeye kalkmak herhalde Türkiye'ye
yapılabilecek en büyük kötülüktür. Çağdaşlığın temelinde laiklik ilkesi
vardır. Laiklik ilkesi her durumda bir gerçek demokrasinin temel
taşıdır. Türk devrimlerinin temeli de laiklik ilkesine dayanır.

DİNİ SİYASETE ALET ETME YARIŞI: Laikliğin evrensel bir
tanımı yoktur. Her ülkenin kültürel siyasi ve tarihi kimliği laiklik
ilkesine damgasını vurur. Bugün Türk laikliği denildiği zaman Türkiye'ye
özgü bir laiklik anlayışıyla karşılaşırız. Türk laikliğinin en özel
niteliği yine başlangıç bölümünde ifade edildiği gibi laiklik ilkesinin
gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya
karıştırılmamasıdır. Ayrıca siyasi ve kişisel çıkarlar uğruna kutsal
dinin ve din tarafından kutsal kabul edilen şeylerin istismar
edilemeyeceği ve kötüye kullanılamayacağı öngörülmüştür. O halde Türk
laikliği dediğimizde dinin siyasete alet edilmemesi durumudur. Ama bizim
demokrasiye değil çok partili siyasi hayata girdiğimizden bu yana dini
siyasete alet etmenin oy getirdiğini gören siyasiler, bu yolu kullanmayı
bir usul haline getirmişler ve bu konuda birbirleriyle yarışa
girmişlerdir.

LAİK DÜZENİNİ DİNİ ESASLARA GÖRE AYARLAMA: Dinin
siyasete alet edilmesinin önlenmesi Türkiye'nin en büyük sorunudur.
Türban sorunu ortaya çıktığında Türkiye'de türban sorunu olmadığını
dinin siyasete alet edilmesi sorunu bulunduğunu söylemiştim. Siyasi bir
kazanç sağlama amacıyla türban üzerinden siyaset yapmayı ve ondan oy
getirmeyi hedefleyen kişileri ortadan kaldırınız, türban sorunu zaten
kalmaz. Bu anlayış içinde olmak gerekirken Türkiye'nin laik düzenini
belirli biçimde dini esaslara göre ayarlamaya ve kafalarındaki
ideolojiyi gerçekleştirmeye çalışan bir siyasi iktidarla karşı karşıya
kaldık. Bu siyasi iktidara karşı ne yapılabilir düşüncesi bizi
mücadeleci demokrasi anlayışına götürür. Bu mücadeleci demokrasi
düşüncesi şu anlayışa dayanır, sınırsız bir özgürlük yoktur ve demokrasi
kendisini koruma ihtiyacındadır, bu bakımdan gerekli tedbirleri alır.
Çünkü demokrasilerde demokrasiyi yok etme özgürlüğü olamaz.
Demokrasilerin kendisini koruma hakkı reddedilemez. Çünkü bu özgürlüğü
kullanarak iktidarı eline geçiren siyasi partilerin o ülkedeki
demokratik rejimi ne kadar tehlikeye soktukları açık bir biçimde
örnekleriyle ortadadır.

YASAKLARIN DIŞINA ÇIKAN PARTİLER: Aslında anayasa ve
yasa hükümleri içinde faaliyette bulunmak o siyasi partilere yasakları
işlememe zorunluluğu ve yükümlülüğünü getirmektedir. Nedir onlar? Her
şeyden önce devletin bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumaktır, ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğüdür, hukuk devleti ilkeleridir, eşitliktir
insan haklarıdır, laik cumhuriyet ilkesidir. Bir diktatörlüğe özenmeme,
suça teşvik etmeme ilkesidir. Bu yasakların dışına çıkan siyasi partiler
elbette bu ülkenin geleceği ve özellikle yine demokrasi adına
durdurulmak zorundadır.

İSTER YÜZDE 96.7 OY ALIN: Bugün yüzde 47 oy alan bir
siyasi parti hakkında kapatılma davası açılmaz sözü rahatlıkla
söylenebiliyor. Bir hukuk devletinde ister yüzde 5, ister 46-47 oy alın
ister 96.7 oy alın o hukuk devleti gerklerine uymak zorundasınız. Eğer
bu hukuk devleti gereklerine uymuyorsanız ve laik demokratik cumhuruyeti
kendi kafanızdaki ortaçağ karanlığına götürmeye kalkışıyorsanız yargı
sizin bu girişiminizi önleme gücündedir ve yeterliliktedir.

İKTİDARIN HALKA ŞİKAYET HAKKI YOK: Dava milli iradeye
açılmamıştır, dava milli irade denen oy çoğunluğunu sağladıktan sonra
laik cumhuriyet aleyhine eylemlerin odağı olduğu iddiasıyla bir siyasi
parti hakkında açılmıştır. Olayları çarpıtmaya ve hukuksal bir olayı
Türk milletine şikayet eder gibi 'senin oyunu aldım, senin oyun mahkum
edilmek isteniyor' demeye kimsenin hakkı yoktur.

KAPATIRLIRSA CUMHURBAŞKANI İSTİFA ETMELİ: Bu bir ceza davası değildir. Cumhurbaşkanı burada yargılanacak da değildir. Ancak
cumhurbaşkanının cumhurbaşkanı seçilmeden önceki eylemleriyle laik
cumhuriyet aleyhine odak olduğu iddia edilen partinin eylemlerine
katıldığı iddia edilmektedir. Eğer bu siyasi parti yargı tarafından laik
cumhuriyetin aleyhine işlenin fiillerin odağı kabul edilerek kapatırsa
cumhurbaşkanı siyasi yasaklı olacaktır. Elbetti ki onun bugünkü hukuki
durumunu etkilemeyecektir. Çünkü anayasaya göre cumhurbaşkanını
seçildiği andan itibaren bağlı olduğu siyasi partiyle ilişiği
kesilmiştir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı Türk milletinin
birliğini temsil eder. Türkiye Cumhuruyeti'ni temsil eder. Devlet
organlarının uyumlu işbirliği içinde çalışmasını gözetir. Böyle olması
gereken bir kişinin laik cumhuriyet aleyhine eylemlerin odağı olan bir
partinin üyesi olarak yasaklı hale düşmesi en azından siyasi etik olarak
mutlak biçimde o görevden istifasını gerektirir.

AYIPLAR LİSTESİ: Eğer siz yolsuzlukta ülkeler
sıralamasında 66. sıradaysanız ayıp olan budur. Yolsuzluk ligindeki
sıralamaya bakmadan saydamlığı sağlamadan, dokunulmazlığı sınırlamadan
yolunuza devam ediyorsanız, demokrasi ayıbı budur. Eğer siz önce
demokrasinin siyasi partilerde kurulması gerektiğini gözardı edip, parti
başkanlığını bir egemenlik haline getiriyorsanız ve o partide sizden
başka ses duyulmasına izin vermiyorsanız demokrasi ayıbı budur. Eğer siz
'Ben milleten oy aldım istediğimi yaparım' diyorsanız demokrasi ayıbı
budur. Hukukun üstünlüğünü inanmıyorsanız, hukuk devletinin gereklerini
gerektiği anda yok ederim diye düşünüyoranız demokrasi ayıbı budur. Eğer
siz bu ulus devleti yıpratmak için bir vatandaşlık sıralaması
yapıyorsanız yüce Türk Milleti önünde o Türk milletinin adını anmaktan
kaçıyorsanız demokrasi ayıbı budur. Yoksa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
Türkiye Cumhuriyeti laik cumhuriyeti korumak için dava açması demokrasi
ayıbı değil, bir vatansever olarak görevinin gereğini yerine
getirmesidir.

HUKUKİ DÜZENBAZLIĞA GEREK YOK: Buradan uyarıyorum! Bir
davalı partinin, laik cumhuriyet aleyhine eylemlerin odağı olduğu iddia
edilen bir siyasi partinin, 'çoğunluk bende' diyerek dava açıldığı
tarihteki hukuk düzenini değiştirme çabası, meşruiyet çizgisinin dışına
çıkmak demektir. Meşruiyet çizgisi dışına çıkan partilerin başına
nelerin geldiği, merak edenler tarafından, Türkiye'nin ve başka
ülkelerin yakın tarihleri incelendiğinde rahatlıkla görülebilir. Siz bir
davalının kendisi hakkında uygulanması istenen yaptırımı
değiştirebileceğini düşünebilir misiniz? Mahkemenin kuruluşunda
değişiklikler yapıp kendini kurtarmaya çalışan bir davalı düşünebilir
misiniz? Şimdi yapılmak istenen bunlarmış. Umut ederim ki bu
gayretlerden vazgeçilsin. Hukuk düzeni bu sisayi partiye her türlü
savunma hakkını tanıyor. Kendisine güvenen ve bu iddayla kesin ilgisi
olmadığını kabul eden bir siyasi partinin yapacağı iş yüksek mahkemenin
önüne çıkarak, savunma yapmaktan ibarettir. Yargıtay Başsavcısı'nın
yetkilerini alsanız bile bu dava devam edecektir. Anayasa Makemesi'nin
oluşumunu değiştirerek Meclis'ten oraya hakim seçerek, daha değişik oy
tablosu yarnatırım düşüncesi doğru değil. Hukuk devletiyle o kadar
oynanmaz. Tekrar uyarıyorum! Bu davranış biçimi, bu defa hukuk devleti
iLkesine aykırı eylemlerin odağı haline getirir ve ayrı bir dava konusu
olur. Çünkü ne yaparsanız yapın bu anayasal düzeni hile ile birtakım
oyunlarla değiştirip kendi çıkarınıza bir durum yaratamazsınız.

Güncel Haberleri

İŞGALCİ İSRAİL, BATI ŞERİA’DA 34 YENİ YERLEŞİM PLANINI ONAYLADI
İRANLI KOMUTAN MUSAVİ'NİN SON MESAJI ORTAYA ÇIKTI
Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı