“Cumhurbaşkanım ile arama girebilecek üçüncü bir şahıs tanımıyorum”

Hasan Karakaya

Dün de ifade ettiğim gibi; bugün, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile yaptığımız sohbeti aktaracağım... Ama, sohbete geçmeden önce, “izlenim”lerimden eksik kalan bir-iki not aktarmak istiyorum...

Dün de yazdığım gibi;

Van’da bulunduğumuz süre içinde; “Kürt halkı” ile konuştuk, “yönetici”lerle ve “gazeteciler”le konuştuk!..

Anlattıkları, insanın tüylerini diken diken edecek cinstendi!.. “Van’da 70 gazeteci varsa, 60’ı PKK’lı” dediler... “AK Parti yanlısı” yayın yapan gazetecilere, “dağ”dan haber gönderiyorlarmış; “Gelsin, öz savunmasını versin!..”

“Gitmedik” diyorlar...

“Saldırı”lara uğramışlar...

Kimi, “duvar kenarında dururken, otomobil ile duvar arasına sıkıştırılmış, kaburgaları kırılmış!.. Kimi de; silahlı saldırılara maruz kalmış!..”

O an, şunu düşündüm:

Yenibosna’da veya İkitelli’de “HDP-PKK borazanlığı” yapmak kolay... 

Erkeksen, git de Van’da “objektif gazetecilik” yap!..

Hasılı kelâm, Van’da gazetecilik yapmak da zor!.. Meslektaşlarımız “kelle koltukta” çalışıyorlar ve bize bunları anlatırken de; gözleri sağda-solda, son derece “tedirgin”lerdi...

Kolay değil, “can” taşıyorlar!..

GİTTİ JANDARMA, GELDİ PKK!

İnsanlar diyorlar ki;

“Eskiden 20 yaşındaki bir jandarma; köyleri basar, köylüleri sıraya dizer, çırılçıplak soyardı!.. Şimdi jandarma gitti, aynı zulmü PKK yapıyor!.. 18 yaşındaki bir PKK’lı, alıyor eline Kaleşnikof’u, köylüleri sıraya dizip, tehdit savuruyor, PKK’nın propagandasını yapıyor!..

Anlayacağınız;

Gitti jandarma, geldi PKK!

Zulüm, aynı zulüm!”

Şöyle devam ediyor gazeteciler;

“Sorsan; herkes HDP ve PKK’yı seviyor!!!.. Ama, bu doğru değil!..

Öyle ya;

Madem HDP ve PKK’yı seviyorsun, o halde ilk fırsatta niye Hakkari’den kaçıp, İstanbul ve İzmir’e gidiyorsun?..

Sadece ilk fırsatta kaçmaları bile HDP-PKK zulmünün hangi boyutlarda olduğunu görmeye yeterlidir!..”

BU TEMPOYA RAĞMEN ZİNDE

Yazacağım daha çok şey var... Ama, onları şimdi yazarsam, “paranoya” olarak yorumlanabilir... İleride, “belgeler” açıklanıp da, “maskeler düştüğünde” yazacağım ki; “ihanet”lere hiç kimse itiraz edemesin!..

Kaldı ki, bugün “Başbakan Ahmet Davutoğlu ile yaptığımız sohbet”in ayrıntılarını aktarmak istiyorum... Van ve Kayseri mitinglerinden sonra, “Kayseri Mahallesi” denilen ve “Kayseri’nin tarihî dokusu”nu yansıtan bir yere geldik...

Biraz sonra, Başbakanlık Basın Başmüşaviri Osman Sert geldi yanımıza... “Sayın Başbakan sizi bekliyor” dedi...

Ankara Temsilcimiz Serdar Arseven’le birlikte; bazı “bakan”ların ve “milletvekilleri”nin de bulunduğu bir odada, oturduk bir “masa”nın etrafına, başladık sohbete...

Ne yalan söyleyeyim; “Cuma namazına yetişme telâşı”ydı, “otelde, Van’daki parti yöneticileri ile görüşme”ydi, “Van ve Kayseri’deki mitingler”di derken hayli hareketli bir gün geçiren Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yüzünde zerre kadar “yorgunluk” ifadesi yoktu... Tam aksine “zinde, neşeli ve güler yüzlü” idi...

Demek oluyor ki;

“Dâvâ aşkı” böyle bir şey...

BAHÇELİ’NİN TAVRI DİKKAT ÇEKİCİ

Serdar, MİT TIR’ları meselesini sordu. “Seçime bir hafta kala, böyle bir haberi niye yapmış olabilirler?”

İşte Davutoğlu’nun cevabı:

l “Demek ki ellerinde başka malzeme kalmadı, bunu öne sürüyorlar. Açıkça ihanettir. İhanetin daniskasıdır. Çok ilginç; Sayın Bahçeli’nin tutumu da son derece olumsuz; Türkmenlere yardım eli uzatıyoruz, buna karşı ihanet operasyonu yapılıyor, Sayın Bahçeli niye olumsuz tutum takınıyor? Bu da dikkat çekici değil mi?”

Bence de dikkat çekici!..

Biliyorsunuz, bir Prof. Özcan Yeniçeri vardı... “MHP’nin en heyecanlı ve hatta en militan milletvekili”ydi... Gerek Meclis’te, gerek “televizyon ekranları”nda “MHP’nin mücadelesi”ni en güzel o anlatıyordu.

Ama, Özcan Yeniçeri, bir gün;

“MİT’in yardım TIR’larını durdurmak vatana ihanettir” deyip, “Paralelcilerin kuyruğuna bastı.” 

İşte o gün bileti kesildi...

Resmen “infaz” edildi...

“Çok başarılı” olmasına rağmen, yeniden “milletvekili adayı” gösterilmedi...

Sizce de ilginç değil mi?..

KADINLAR VE GENÇLERİN HEYECANI

Her neyse, biz dönelim sohbetimize...

“AK Parti”yi soruyoruz: “Peki, AK Parti’nin durumu ne?.. Meydanlar ne diyor, teşkilat aktif mi, moraller nasıl?”

Sayın Davutoğlu; “Meydanlarda olumlu bir hava var... Bizi hayal kırıklığına uğratmış herhangi bir miting yok” dedi ve ekledi: “Bizim dışımızda, her ilimizde miting yapan başka parti yok. Hepsi benim katılımımla. Bu çok önemli... Moraller de gayet iyi. Birileri, bizim mitinglerdeki coşku ve katılımı görmemeye özel çaba sarf ediyor. Doğan medyası bunu yapıyor, sanki AK Parti mitingleri zayıf gidiyormuş... Siz Van’ı, Kayseri’yi bizzat gördünüz. Beni en çok memnun eden mitinglerden biri de İzmir mitingi oldu, müthişti coşku ve katılım. Sokakta tek bir olumsuzluk görmedik. Kordon’da yürürken büyük sevgi gösterisine şahit olduk. İki tane de spontane miting yaptık, önümüzü kestiler, yoğun talep üzerine iki miting daha yaptık. Malatya, Amasya, Bolu, Düzce mitingleri müthişti. Doğu’da da çok iyi mitingler yaptık. 

Teşkilatların yeterince aktif olmadığı eleştirilerine çok katılmıyorum. Ancak şu söylenebilir; sokaktaki coşku, teşkilatın beklentisinin çok üzerinde. Hatta Ankara veya İstanbul’da yorum yapanların heyecanı da teşkilatların gerisinde. Ankara’dan yorum yapan, daha mitinge gitmemiş arkadaşların kanaati mitinge gidince değişiyor. 

Teşkilatlar, 12 yıl içinde çok başarılı oldu. Bir yılda üç seçim çıkarıyoruz, bu hiç kolay değil. Arada kongreler yaptık, bütün teşkilatları yeniledik. Orada da 50 ile gittim. Şu ana kadar ziyaret ettiğim il sayısı 160-170 civarındadır. Bazı yerlere 3-4 kere gittim. Tunceli’ye 6 ay içinde 2 kere gittim. 

Benim için, alanı görmek, resmi çekmek çok önemli. Dışişleri Bakanlığı dönemimde, yurtdışında ‘cephe savaşı’ verirken, teşkilata fazla inemiyordum. Alana fazla inemiyordum. Şimdi her teşkilatın durumunu biliyorum. Her miting sonrasında, arka odaya alıyorum il başkanını ve kanaatimi paylaşıyorum. 

Bizim teşkilatın heyecanı ile başka parti teşkilatlarının heyecanları arasında dağlar kadar fark var. Normalde, bizim teşkilatın rehavete düşmesi beklenir bunca seçim kazanmış bir teşkilat olarak, ama bakıyoruz muhalefet partilerinin teşkilatları zayıf. Malatya’ya bakın; beş saat beklediler beni. Helikopter gelmediği için, Tunceli’den geç ulaştık. Beş saat boyunca heyecanla beklediler. Müthiş bir coşku vardı. Orada dedim ki, ‘Hangi seçmen liderini bu kadar bekler, Osmaniye Bahçeli’yi bekler mi, Tunceli Kılıçdaroğlu’nu bekler mi?’

Miting esnasındaki karşılıklı iletişimden heyecan yoğunluğunu hissedebiliyorum ben. 

Benim dört kriterim var: 

Bir, havaalanına indikten, miting meydanına gidene kadarki sokakların durumu. En önemlisi bu. Neden? Zaten bizim olanlar meydanda. Zahmet edip meydana gidecek kadar AK Partili olmayanlar o anda sokakta. Mesela, birçok ilde yarım saat, bir saat gecikmemin sebebi, o miting alanına ulaşana kadarki yoğunluk, tezahürat, karşılama.  

İkinci kriterim; miting meydanındaki katılım. 

Üçüncüsü, miting alanındaki coşku. 

Bahçeli gibi kürsüden konuşan biri bunu anlayamaz ama ben kürsüden konuşmayıp, sürekli iletişim halinde olduğum için o coşkuyu hissediyorum.

Beni sevindiren gençlik ve kadın heyecanı. Mitinglerin yükünün büyük kısmını gençlerimiz ve kadınlarımız çekiyor. İki kitlede de büyük heyecan var. 

Dördüncü kriterim de, miting alanından ayrılana kadarki tablo. Adıyaman’da iki saat, üç saat içeride durduk, yemek yedik vesaire. Onca süre beni bekliyor, bir el sallayacak, o kadar. Bu da teşkilatın ve tabanın sadakatini gösteren bir durum. Şehre gelene kadarki hava tabandan olmayanların ilgisini gösteriyor, şehirden ayrılırken gördüğümüz hava da teşkilatın heyecanını ölçüyor. Teşkilatlarımızdan çok memnunuz.”

ARAMIZA GİREMEZLER

Başbakanlık Basın Başmüşaviri Osman Sert, “Vaktimiz daralıyor... Lütfen son bir soru” deyince; son günlerdeki “dedikodu”lar ve basına da yansıyan “fitne girişimleri” geliyor aklıma...

Soruyorum;

“Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ilişkilerinizin sağlamlığını, karşılıklı samimiyetinizi çok iyi biliyoruz... Ama, birileri, bir şeyler yapmak istiyorlar... Aranızı bozmak, fitne çıkarmak isteyenler hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bu soruya verdiği cevap, “manşetimize başlık” oldu... Bence, Sayın Davutoğlu’nun sözleri, “dedikoduculara ve fitnecilere kapak olacak” cinstendi...

İşte, “Başbakan”ın sözleri:

l Cumhurbaşkanımızla ilişkimizin ne kadar sağlam olduğunu herkes bilir. Bahçeli; buraya gelip (Kayseri’de) Sayın Abdullah Gül ile ilişkimize ilişkin gayet oportünist bir ifade kullanıyor. Basit hesaplar, küçük hesaplar. Sanki bunu diyerek Kayserilileri AK Parti’den soğutacak. Abdullah Bey, Sayın Cumhurbaşkanımız bu konudaki mesajını net bir şekilde verdi zaten. Benim içimden Bahçeli’ye çok ağır sözler söylemek geldi ama Bahçeli’nin bile bu ilişkilerimizin içine eleştiri ile bile sokulmasını doğru görmedim. ‘O niye böyle dedi?’ demeyi bile kendime yakıştırmadım. Bahçeli, benimle Abdullah Bey arasına girecek evsafta birisi değil. 

Benimle Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan arasına girebilecek hiçbir üçüncü şahıs tanımıyorum. 

Kim olursa olsun, hangi vasıfta olursa olsun, bizim aramıza girecek hiç kimseyi tanımıyorum. 

Ben hem Sayın Gül ile hem Sayın Erdoğan ile beraber çalıştım. Her ikisi ile de çok zor süreçleri yaşadık. 

Bu dostluklar kolay inşa edilmiyor. Hiçbirimiz de bu dostlukların zedelenmesine izin vermeyiz. Biz 28 Şubat şartlarından geçtik, nice zorlu mücadeleyi omuz omuza, yürek yüreğe verdik. Ne iftiralarla, ne saldırılarla karşı karşıya kaldık. Vesayet odaklarına karşı birlikte direndik. Üçüncü şahıs yok. 

Bu işi, aşkla yapan insanlar küçük hesapların içine girmez. 

Bu dâvâ için bir damla göz yaşı, bir damla ter dökmemiş insanlar için, bu işler üzerinde spekülasyon yapmak kolay. Bu dâvâya, bu insanlara geçmişte ağır hakaretlerde bulunmuş olmakla birlikte, bugün, sanki birimizin tarafıymış gibi durup da, diğerini eleştirenler var. 

Ben kişinin cemaziyelevveline bakarım. Geçmişte ne yapmış, ona bakarım. Bu konularda konuşana bakarım. Bu dâvâ için ne kadar mücadele etti, ne kadar gözyaşı döktü, ne kadar çile çekti, kaç geceyi uykusuz geçirdi, ne kadar fedakârlıkta bulundu, kritik süreçlerde ne yaptı, bundan sonra ne kadar bu saflarda olacak? 

Ben Rahmetli babamla ilk mitinge gittiğimde ilkokul ikinci sınıf öğrencisiydim; rahmetli Erbakan Hoca’nın mitingine götürmüştü babam beni.

Birisi, samimi olarak daha sonra da katılmış olabilir, ona diyeceğim bir şey yok ama insanların da performans kriterleri vardır. Tek başına kaldığında da bu dâvâ için mücadele edenlerin yeri ayrıdır, kalabalık içinde, ortada güç varken bu davada yer almış kişilerin yeri ayrıdır. İşte Taner Bey (Taner Yıldız), Sadık Bey (Sadık Yakut) ve Mustafa Bey (Mustafa Elitaş) bugün Kayseri’de çıktılar ve aynı aşkla konuştular. Diyebilirlerdi ki, ‘Benim üç dönemim bitti, bana ne.’  

Dönem biter, dâvâ bitmez. Bu dâvânın ateşi ile pişmemiş insanlar farklı davranışlar gösterebilirler. Aramızı bozmak da isteyebilirler, ama biz bunlara aldırmayız, prim vermeyiz!”

TÜRKİYE’YE DİZ ÇÖKTÜRMEK İSTİYORLAR

Sorduk Sayın Davutoğlu’na;

“Muhalefet, AK Parti’ye karşı toplu bir işbirliğine girdi... Adeta bir ittifak oluşturdular... Peki, muhalefetin seçim sonrasına dair plânları var mı?.. Türkiye için nasıl bir senaryoları var?”

Başbakan Ahmet Davutoğlu dedi ki;

l “Ben, seçim sonrasını plânladıklarını zannetmiyorum. Sonrası için ne düşünürlerse düşünsünler bir plân yapamayacaklarının farkındalar. Onlar için önemli olan kriz çıkartmak, daha doğrusu seçmenin kafasını karıştırmak. AK Parti’ye zarar verilsin de ne olursa olsun. 

‘AK Parti hele bir zayıflasın, ondan sonrasına bakarız’ diyorlar. 

Burada bir mühendislik var ama mühendisliğin yeni bir düzen kuracak yönü, kapasitesi yok. 

Kimle, nasıl, neyi yapacaklar?  

AK Parti’yi zayıflatarak Türkiye’yi zayıflatabilirlerse, amaçlarına ulaşacaklar. Sonrasına ilişkin plânları yok, olamaz. Her birinin kendisine ilişkin küçük düşünceleri var. HDP Meclis’e girerse, bir tarafta Meclis’te güçlü olarak var olacak, diğer tarafta silah tehdidini hâlâ kullanmaya devam edecek. İkili oyuna devam edecek. 

MHP; ‘HDP Meclis’e girerse, benim seçmenim de mobilize olur, ben de güçlenirim’ diye düşünüyor; zıddıyla kaim olan bir şey... 

CHP şu anda sıkıntıya düştü. CHP, can derdine düşüyor, HDP yükselirse kendisine zarar verecek. Bazı seçmen gruplarının başka yerlere kaymasından endişe duyuyor. Bununla birlikte ‘İktidar partisinin yıpranmasından nihai noktada ben kârlı çıkarım’ diye düşünüyor. 

Paralelin bütün hesapları, zaten AK Parti’yi ve Türkiye’yi zayıflatmak üzerine. Arkasındaki güçlerin hesabı ise, uluslararası çevrelerin hesabı ise; zaten AK Parti’den, Cumhurbaşkanımızdan öteden beri hazzetmeyen bir geniş çevre var. Onlar da ‘Bunlar bir zayıflasın da, Türkiye bir zayıflasın da, tekrar diz çöken bir Türkiye olsun’ diyorlar.”

MİT TIR’LARINA OPERASYON DA, HABERİ DE İHANET

İlk soruyu, Ankara Temsilcimiz Serdar Arseven sordu... “MİT TIR’larında silah bulunduğu” iddiasına, acaba Başbakan ne diyecekti?.. Çünkü o gün, yani Cuma günü Cumhuriyet gazetesi “Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerine yardım götüren MİT TIR’larında silah bulunduğunu” iddia eden “tam sayfa” bir haber yapmıştı...

Serdar, işte bunu sordu;

“Ne söylemek istersiniz?”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Serdar’ın bu sorusuna şu cevabı verdi:

l “Bu devlet mahremiyetidir. Zaten burada, bu MİT TIR’larına operasyon yapanlar, casusluk faaliyeti yaptılar. Devletin doğrudan güvenliğini ilgilendiren konuda kendilerince müdahalede bulunmaya kalktılar. 

İşin esası budur. 

Bayırbucak bölgesindeki Türkmenlerin o günlerde her türlü yardıma ihtiyacı vardı. Oradaki kardeşlerimizi korumak, onların ihtiyaç hissettiği yardımı sağlamak... Bu güvenliğimizi de ilgilendiren bir konudur. Resmi güvenliğimizi ilgilendiren konudur. Bu tür sözde haberleri yapanlar aslında bir kez daha ihanet ediyorlar, devletin mahremiyetine dönük bir operasyon yapıyorlar. 

Tam da mesele burada. 

Daha önce de bu konuda yayınlar yaptılar, şimdi de yapıyorlar. Seçime giderken Türkiye’nin bir şekilde suçlanmasına sebep olacak bir ortam oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin desteğini en iyi bilecek olan oradaki Türkmenlerdir... Bu yardımların kesintiye uğraması sebebiyle Bayırbucak, bir taraftan Suriye rejiminin diğer taraftan bazı radikal unsurların tehdidi altına girdi ve Türkmenler Bayırbucak’tan Humus’a kadar olan alandaki hakim oldukları bazı alanları kaybettiler. 

Devlet içine sızarak, devletin mahremiyetine halel getirmek açık şekilde casusluk faaliyetidir.”

 ******************************************************************************

TIR’lara operasyon yapıldığı günlerde neler oldu?

Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, Adana’da, “MİT’in yardım TIR’larına yapılan operasyonun zamanlaması”nı sorduk... “Bu operasyonun zamanlaması çok manidardır ve dört açıdan önemi vardır” deyip, ekledi:

l Operasyondan iki gün önce, komşu ülkelerin Dışişleri Bakanları ve BM Mülteciler Komiseri ile Harran Kampı’nda toplantı yapmıştık. Bütün dünyada Türkiye’nin mülteciler konusundaki yaklaşımına, politikasına dair çok olumlu intiba meydana gelmişti.

l Cumhurbaşkanımız, o zaman Başbakanımız Sayın Erdoğan Brüksel’e gidecekti, gitti.

l Brüksel’den bir gün sonra da, ilk defa; Suriyeli muhalifler, rejim ve diğer unsurlar Cenevre’de toplantı yaptı.

l O gün ben, Adana’da 100’ü aşkın büyükelçi ile Büyükelçiler Konferansı yaptım.

Yani, öyle bir gün seçildi ki; BM nezdinde oluşturduğumuz olumlu intiba berhava edildi... Brüksel’de AB’ye Başbakanımızın (Sayın Recep Tayyip Erdoğan) yaptığı o önemli ziyaret, bu operasyonun gölgesinde kaldı ve bu soru önüne geldi. 

Ben Dışişleri Bakanı iken 100 büyükelçi ile konferansta bir aradayken bunu yaptılar. Suriye rejimi, bunu BM-Suriye Konferansı’nda kullandı. 

Öyle bir günde bu MİT’in yardım TIR’larına operasyon yaptılar ki; bütün olumsuzluklar Türkiye’nin üzerine yüklensin. 

Zamanlaması ve mahiyeti itibarı ile açık bir casusluk faaliyetidir. Hiçbir devlet buna müsaade etmez. Hiçbir devlet de yanı başındaki savaştan dolayı bu kadar mülteci kabul etmişken, o savaşa kayıtsız kalmaz.”

yeniakit