Cumhurbaşkanı ile WikiLeaks sohbeti..

İbrahim Karagül

1999'da yapılan, Boris Yeltsin ve İslam Kerimov tartışmasının damga vurduğu (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) AGİT zirvesinden sonra, ilk kez Kazakistan'da toplanacak olan liderler zirvesi için Astana'ya giderken elbette esas konu AGİT, Avrasya'ya ilişkin gelişmeler, yeni küresel güç dengesinde Asya'nın giderek ağırlık kazanması ve Türkiye'nin Asya ve Orta Asya'ya dönük işbirliği politikalarıydı..

Ancak dünyayı sarsan, yüz binlerce belgenin yanında çok ciddi soru işaretlerini de beraberinde getiren WikiLeaks konusu elbette acildi. Üstelik Türkiye ile ilgili bu kadar belge yayınlanırken, adeta Türkiye'yi hedefe koyma işaretleri ortaya çıkarken, Türkiye'nin ilişkileri ve liderlerine yönelik tuhaf değerlendirmeler fırtınalar koparırken elbette bu konuyu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sormak son derece öncelikliydi...

Sorulara verdiği cevapları dinlerken aslında hiç şaşırmadığını, tutanakları pek de önemsemediğini, tutanaklardan daha çok olayın neye tekabül ettiği ve ne anlama geldiği üzerinde durduğunu, daha açık ifadeyle "bunun arkasında ne var" sorusunu merak ettiğini gözlemledim.

"Şu ana kadar yayınlananlar çok dedikodu ağırlıklı. Türkiye ile ilgili olanlar dedikodu. Bunların hiç biri doğru değil. Bir çoğu bizim medyada bile tartışılmış konular. Belki onları kaynak olarak almış bile olabilirler" şeklindeki ön değerlendirmesinden; Türkiye'nin son sekiz yıla damgasını vuran iç siyasi tartışmaları ile yayınlanan tutanaklar arasındaki örtüşmenin gerçekten de dikkatle sorgulanması gerektiği gibi bir gerçeği fark etmemek mümkün değildi.

Liderlere yönelik ABD'li diplomatların son derece subjektif notlarına karşı şu cümleleri aldık Cumhurbaşkanı'ndan: "Biz her zaman büyük çıkarları önceledik. Bütün arkadaşlarımızla, hep beraber sorumlulukla memlekete hizmet ettik. Bu olay Türkiye'de bir şeyleri etkilemez.."

Olayın Türk-ABD ilişkilerini de etkilemeyeceğini söyleyen Gül, "Önemli olan politikalardır" dedikten sonra konu ABD'li diplomatların olayları ve ülkeleri algılama biçimine geldi. Gerçekten de değerlendirmeler, yorumlar için sadece subjektif demek yeterli değil. Son derece yüzeysel, acemice bazen de utanılası yorumlar bunlar..

Kendisinin uzun süre dışişleri bakanlığı yaptığını, bu tür olayları iyi bildiğini belirten Cumhurbaşkanı da, aynı kanaatte olduğunu, şu cümlelerle ortaya koydu: "Bizim diplomatların tahlilleri, analizlere çok daha dikkatli, çok daha gerçekçidir.."

Burada esas düşünesi gereken ülkenin ABD olduğunu, kaynaklarını koruyamadığını, siber savaşlara karşı tedbir alınmasının çok önemli olduğunu Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne atıfta bulunarak hatırlatan Gül; "Türkiye'nin el Kaide'ye destek verdiği" iddiasından son derece rahatsız olduğu belliydi. Rahatsızlığını da; "Bu, söz konusu iddiayı gündeme getiren diplomatın ne kadar çapsız olduğunu gösterir" ifadesiyle ortaya koydu.

Keyifli, geniş çerçeveli, Türkiye'nin küresel ve bölgesel pozisyonuna ilişkin değerlendirmeleri içeren sohbet sırasında "eksen kayması" konusunda şu bakış önemliydi. Türkiye'nin geçmişteki ilişkiler ağına atıflarda bulunan ve sadece ABD ile Avrupa ile sınırlı ilişkilere dikkat çeken Gül; artık Türkiye'nin Ortadoğu, çevresi ve Asya'ya yönelik ilgisine işaret etti ve ABD-Avrupa ile sınırlı ilişkiler konusunda "belki de yanlış eksen buydu" dedi. "Yanlış" ifadesinu burada tek boyutlu ilişkilerin yanlışlığı anlamında söylediğini hatırlatmalıyım...

WikiLeaks belgeleriyle ilgili son derecek dikkat çekici, üzerinde durulması ve sorgulanması gereken cümleler de duyduk. Cumhurbaşkanı'nın bu belgeler ve tartışmalarda özellikle dikkat çektiği bir nokta çok önemliydi.

"Hep devletleri düşünmeyelim. Devletler içinde 'etkili gruplar' da vardır. Bunlar bile yapmış olabilir" dedikten hemen sonra;

"Ben daha çok Ortadoğu'da, iç siyasetin acımasız olduğu, siyasi çoğulculuğun bulunduğu, koalisyonların kurulduğu yere dair ne çıkacak onu merak ediyorum. Bir merkez var ki orada pek bir şey görmedik" ifadelerini kullandı..

Cumhurbaşkanı'nın işaret ettiği yerin neremi olduğu açıktı. Gerçi yine sorduk ve aldığımız cevap Tel Aviv oldu...

Tel Aviv'e dikkat... WikiLeaks belgeleri, Türkiye'yi yönelik salvolar, dünyadaki sarsıntılar.. Hepsini birlikte düşünelim... Ardından İsrail'in durumunu izleyelim... Gerçekten önemli ipuçları yakalayacağız...

Dün, "WikiLeaks'in patronu kim" diyerek bitirmiştim yazımı... Sadece birkaç not...

Aslında yüz binlerce değil, milyonlarca belge var.. Bu belgeler WikiLeaks'e gelmiyor... Başka bir merkez tarafından elde edilip toplanıyor. WikiLeaks, bu merkez tarafından kendisine verilenleri tasnif ediyor, redaksiyonunu yapıyor ve yayınlıyor... Bunlar tabi ki benim tespitlerim...

Peki, bu merkez neresi? Çok önemli bu... İz sürmeye devam...

 


yeni şafak