‘Çöl büyür; vay haline, içinde çöl saklayanların!’

Selâhaddin Çakırgil

Aslında, çok değişik konulardan söz edecektim.

İki gün önce, 35-40 yıl öncelerdeki Akıncılar Teşkilatı’nın başkanlarından Mehmed Güneykardeşimizin çabalarıyla epeyce mesafeler aldığını gördüğüm ‘İnsan ve Medeniyet Vakfı’nın Eyyub Sultan’daki mekânından, memnuniyet verici, güzel çalışmalardan, gönül açıcı gelişmelerden.

Ve kezâ.. Mardin - Artuklu Üni. Rektörü Prof. Ahmed Ağırakça kardeşimizin çabalarıyla, coğrafyamızın ve Ümmet’in temel mes’eleleri konusunda neler yapılabileceği, neler yapılması gerektiği konuları etrafında, bir ‘Ortak aklı araştırma toplantısı’ mahiyetinde, Üsküdar’da Yedi Hilal Derneği’nde yapılan ve bu konularda düşünen 20 kadar müslüman insanın katıldığı ve saatlerce süren bir toplantıdan ve orada dile getirilen ilginç tesbitlerden bir demet sunmak düşüncesindeydim..

*

Ama, 10 Ekim Cumartesi sabahı saat 10.04 sularında, Ankara’dan gelen bir-kaç patlama haberi, bütün bunların üzerine bir kırmızı çizgi çekti...

Gelen haberler, bir yabancı şair- filozofun 140 sene öncelerdeki mısraını hatırlattı: ‘Çöl büyür.. Vah haline; içinde çöl saklayanların.. ‘

*

Evet, dün sabah, Ankara Garı’nda meydana gelen iki ya da üç patlama, ilk açıklamalara göre, 30 kişinin canını alıp götürmüştü.. Yüzden fazla insan da yaralı durumdaydı. Bu 30 rakamının, daha sonra 90’a doğru tırmanmaya başladığı görülmüştü..

Yani, 1923’den bu yana gerçekleştirilmiş ve en yüksek sayıda insan kaybıyla sonuçlanan bir terör saldırısı gerçekleşmiş bulunuyor..

O patlamanın olmasından bir saat kadar sonra, patlamanın olduğu yerden yaklaşık 2-3 km, kadar uzaklıkta, Sıhhiye Meytanı’nda ‘Barış Mitingi’ adı verilen bir açık hava toplantısı yapılacaktı ve bu miting için, 10 gün önceden Ankara Valiliği’nden izin alınmış ve sözkonusu meydanda gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştı. Sözkonusu mitingi Tabibler Odası, Mimarlar Odası, Mühendisler Odası, DİSK vs. gibi kuruluşların tertiblediği açıklanmıştı.

Bir hafta sonunda, bir tatil gününde, güzel bir havada, 5-6 milyonluk bir Ankara’nın en merkezî yerinde böyle bir patlamanın, gerçekten de büyük zayiat verdireceği önceden hesab edilmiş olmalıydı..

*

Bu gibi patlamalar dünyanın her tarafında olabilir, olabiliyor..

Bütün herkesin kontrol edilmesi diye bir durum sözkonusu olamıyacağına göre.. Her an, her yerde bir tuzak, bir vahşîlik tezgahlanabilir.. Ama asıl sual şudur: Toplum, bu gibi saldırılar karşısında, panikleyip geri çekilecek ve teslim olacak mıdır?

Açıktır ki, bu gibi saldırıları yapanlar da böyle bir neticeyi hesab elde etmeyi hesab ediyorlar, mutlaka..

Bu gibi saldırılar karşısında bazı siyasî odakların, lokması büyüdükçe gözlerinden dahaz fazla yaş akan timsahlar misali, hadise üzerinden henüz bir yarım saat saat bile geçmeden, ağlamaklı, vah-vah’lı, ama gerçekte ise daha büyük karışıklıkların çıkmasını beklercesine bir hava içinde, sorumsuzca, suçlu aramaya kalkışmaları düşündürücüdür. Henüz mahiyeti bilinmeyen bu kadar karmaşık bir saldırıdan, hemen suçlular icad edenler, eğer selden kütük kapmak gibi bir hayal içinde değillerse, o zaman, bu tertibin içinde oldukları bile düşünülebilir. Meselâ, HDP eşbaşkanı Demirtaş, hemen ‘suçlu devlettir..’ diyebilmiş ve doğrudan Cumhurbaşkanı’na yeniden saldırabilmiştir.

Ne de olsa, mevcud Hükûmet, bir seçim hükûmeti olduğundan, tabiatiyle zayıf sayılmaktadır.. O halde, en güçlü odak, Cumhurbaşkanlığı makamı olduğundan, onun da zayıflatılması öngörülmektedir.

Ancak, düşünülmesi gereken husus şudur ki, böylesine bir hadise karşısında, delilsiz olarak devletin suçlanması, modern devlet yönetimlerinden hangisinde görülmüştür, Allah aşkına!

Sözkonusu patlamadan hemen sonra, muhalefet lideri ve CHP Gen. Başkanı Kılıçdaroğlu’nun da Hükûmet’i suçlaması; aslında, tam bir sorumsuzluk ve yangına benzinle gitme örneğini teşkil etmektedir. Çünkü bir terör saldırısının kesinlikle öngörülebildiği nasıl idida olunabilir?

*

Hatırlanacağı üzere, 7 Haziran seçimlerinden iki gün önce de Diyarbekir’de, HDP’nin yaptığı bir seçim miting esnasında, civarda iki kişinin ölmesiyle neticelenen bir patlamalar üzerine, HDP’nin eşbakanlarından F. Yüksekdağ da, daha ilk anda, hemen, ‘bu bombaları Tayyîb Erdoğan’ın koydurduğunu’ iddia etmiş ve o gece sabaha kadar, Diyarbekir, Mardin, Van, Şırnak ve sair Güneydoğu Anadolu şehirlerin caddelerinde, maalesef bir tuzağa düşürüldüklerini düşünemeyen büyük kitleler sabaha kadar, ‘Kaatil Erdoğan!..’ nâralarıyla bağırttırılmışlardı.. Görülmüştü ki, bu patlamanın failleri her kim olursa olsun, sonucundan, hemen bir siyasî mühendislik tezgahlanmaya kalkışılmış ve netiesi de seçimlerde alınmıştı.. Koskoca Diyarbakır’da, 11 m.vekilinden AK Parti sadece 1 m.vekili alabilmiş, gerisini bütünüyle HDP’nin aldığı bir tablo çıkmıştı.. Bu tablo, aşağı-yukarı diğer bütün Güneydoğu Anadolu şehirlerinde de tekrarlanmıştı; Mardin’de, Van’da, Şırnak’da, Batman’da, Siirt’te, Hakkarî’de, Ağrı’da vs. de..

*

7 Haziran seçimlerinden, mevcud sisteme göre istikrarlı bir hükûmetin kurulamaz hale geldiğinin görülmesinden hemen sonra ise, seçimlerde kazanılan yeni mevzîlerin de iteklemesiyle, daha yeni hedeflere yürünmesi ve T.C.’deki mevcud sistemin zorlanması denemelerine girileceğinin işaretleri daha ilk anda görülmeye başlanmıştı.

90 yıllık laik-kemalist- ırkçı rejimin baskılarına karşı 10 yılı aşkın bir süreden beri, ilk kez, ülke insanlarının herbirisinin tabiî haklarına sahib kılınmaları yolunda adımlar atıldıkça, bunları bir ıslah çabası değil,  geri çekilme olarak değerlendirenler, seçimlerden yüzde 25, yüzde 16 ve yüzde 13 oy alabildikleri bir tabloda, halktan yüzde 41 ile birinci çıkan partiyle ortak hükûmet kurmayacaklarını, seçim soçuçlarının açıklanmasından sonraki ilk dakikalarda açıklayanlar, toplumu germekten yeni avantajlar elde edebilme denemelerine gireceklerinin işaretlerini de veriyorlardı..

*

Arkasından, Urfa’nın Suriye sınırındaki ilçesi Suruç’da 22 Temmuz’da patlayan bir bomba,  oradan sınırın karşı tarafındaki Kobanî’ye geçmek isteyen bir grubun üyelerinden 33 kişinin ölümüne sebeb olmuştu.. Ve ilginçtir ki, bu saaldırının hemen arkasından da, HDP/PKK, bu saldırıyı, Devlet’in, hattâ bizzat Cumhurbaşkanı’nın yaptırdığı yâvelerini tekrar etmiş, Kandil’deki savaş baronları da bu iddialarla, 2,5 senedir süren ‘ateş-kes’i sona erdirdiklerini açıklamıştı..

Ve daha da ilginç olanı şu ki, hem ‘ateş-kes’i sona erdirdiklerini açıklayanlar, arkasından da, kanlı eylemlerine yeniden başlayıp, Kandil’den verilen emirlere uygun olarak Şırnak, Cizre, Yüksekova, Silvan, Van ve benzeri şehirlerde, mevcud kanun düzeninde yeri olmayan ‘özyönetim’uygulamalarına geçtiklerini ilan etmişler; Kandil’den gelen talimata uygun olarak ‘şehirlerde hendekler kazılarak yolların kesilmesi, halkın silahlanması ve evlerin altından birbirine tünellerle bağlanması’ gibi yöntemlere başvurulmuş ve polis ve askerlere karşı roketli, uzun namlulu silahlarla saldırıları hız verilmiş, bir ‘halk savaşı’ adını görüntüsü ortaya çıkarmaya ağırlık verilmişti..

Bu eylemlere karşı devlet de kendi kamu düzenini korumak için mukabil tedbirlere başvurunca ise..

Bu kez de, halka, ‘Cumhurbaşkanı’nın, seçimlerde kendi partisine destek vermeyenlerden intikam almak için kürdlere karşı savaş açtığı’ gibi yalanlara tutunmuşlar ve yazık ki, bu iddia da nicelerini tuzağa düşürmüştü.

*

Şimdi daha bir anlaşılıyor ki, halk panik havasına sürüklenmeye ya da kontrolsüz bir tepki vermeye zorlanıyor ve etnisiteye dayalı ayrılıklardan hareketle, bir kanlı boğuşma planlanmak isteniyor.

Bu gibi durumlarda, bir de belli hedeflere varmak için, ‘Ne olursa olsun, kim gelirse gelsin, yeter ki ülkeyi kurtarsın..’ gibi, zâhiren hayırlı gibi gözüken çağrıların ardında gizlenen darbe heveslilerinin şyom emellerini ve şeytanî planlarını da unutmamak gerekiyor..

Unutulmamalıdır ki, geçmişte, kemalist rejimin patronları, nice askerî darbeleri, tam kıvamına gelmesi için aylarca bekletmişler ve anarşi ve terör eylemlerini daha bir tırmandırmışlardır. Şimdi de, birileri, toplumda, böyle bir psikoloji oluşturmaya çalışıp, toplumun ve ülkenin bir avuç azınlık tarafından yeniden teslim alınması planlanıyor olabilir.

Bu toplum bu oyuna gelecek mi?

Bu toplum, kanla beslenen ve sonra da sahneye barış türküleriyle; olmazsa, kurtarıcılık nutuklarıyla çıkacak güçlere teslim olacak mı?

Güneydoğu’da ve Kuzey Irak’da, üç ay’ı aşkın zamandır yaşanan ve iki bine yakın terörist’in öldürüldüğü haberlerinin  bir takım bu gibi bir takım tepkilerinin olabileceği de düşünülmüştür, herhalde ya da düşünülmeli..

Bu vesileyle, bir daha hatırlatalım ki, hele de büyük şehirlerde, metro -marmaray gibi toplu taşım araçlarının binişinde, çok baştan savma kontroller yapılmaktadır.

Mâdem ki, oralara güvenlik elemanları konuluyor, o halde, bu elemanlar vazifelerini ciddiyetle yapmalı, oralarda,  bostan korkuluğu gibi durmamalıdırlar.

Kandil’dekiler, canlı bombaların, ölümsüz savaşçılar adını verdikleri terör unsurlarının büyük şehirlerde devreye gireceklerini haftalarca önce açıklamışlardı. Bugün karşılaşılan tablo o açıklamaların bir sonucu da olabilir.

*

Evet, ‘Çöl büyür; vay haline, içinde çöl saklayanların!’

İçinde insanlıktan, merhametten, nasibi olmayanlar her toplumda olduğu gibi, bizim toplumumuzda da vardır.. Onlar hele de mazlum sivil halk kitlelerden kimselerin kanını dökmekten özel bir zevk alan, sûreten insan görünümlü, ama, sîreten sadist ruhlu, canavar ruhlardır.

dirilişpostası