Bugün Ramazan’ın son Cuma’sı. Kudüs günü bugün. Bu kadar Müslüman (İns ve Cin) varken, Mekke-i Mükerreme’nin, Medine-i Münevvere’nin, Kudüs-ü Şerif’in düşürüldüğü hale bakın. Şüphesiz elmas çamura düştü diye değer kaybetmez, ama gaflet hali bize çok şey kaybettirir, hem maddi ve hem de manevi alemde. Gazze konusu ile birlikte bu utanç hepimizin.
3 Haftadır Mescidi Aksa’da Cuma namazı kılınmıyor. Son 10 günde ise Mescid ve çevresine girişi yasakladılar. Mescid-i Aksa’ya yönelik, sahte bayrak saldırısından söz ediliyor. Bakalım ne olacak.
Orası bizim ilk kıblemiz, İsra’nın makamı, bize namazın farz kılındığı yer. Orası Peygamberimiz Hz. Süleyman’ın bize emanet ettiği manevi bir miras! Bu konuda yazacak bir şey yok, oralar bu haldeyken… Sözün bittiği yerdeyiz. İslam’a ve Müslümanlara karşı “Kafir”ce(!?) bir tehdit, hakaret, hatta saldırı söz konusu. Biz hep 1,5 milyar Müslüman’dan söz ediyoruz, bu rakamdan daha çok bir de cin topluluğu var, Müslüman din kardeşimiz, namaz kılan, oruç tutan, hacca giden ve zekât veren! Gelin önce tevbe edelim.
Bu Şeytani saldırılar Kafir İns ve Cin’ler üzerinden ve tabi Şeytan’ın öncülüğünde gerçekleştiriliyor. Yecüc-Mecüc ve Deccal fitnesine hazır olmak gerek. Uzaylı, Reptilyan’lar, Anunaki’ler ve diğerleri maskelerini takıp gelecekler. Hepsi aslında aynı Şeytanın farklı yüzleri. Onun için genel çerçevede bu konuyu kaleme almak istedim.
Cin’ler’le ilgili konumuza dönecek olursak, onlar bizden önce yeryüzünde yaşayan bir topluktu. Sonra haddi aştılar. Allah da dünyayı onlardan alıp Ademoğullarına verdi. Daha doğrusu onlar yine dünyada idiler; kimi karada, kimi denizde, kimi havada, kimi deniz altında kimi yerin altında.
Cinler’in sayısı insanlardan çok çok daha fazla. Onların pek azı Müslüman kaldı, çoğu kafirlerden oldular. Şeytan da cinlerdendi.
Şeytanın Ademoğlu’na öfkesinin iki sebebi var. Biri BEN diyor “ateşten yaratıldım, insan ise topraktan. Ben ondan üstünüm.” İkincisi bunun devamı aslında, “BİZim olan, BİZE verdiğin dünyayı şimdi insanlara vermek istiyorsun. Dünya Bizim. Bizim günahkâr olduğumuz için cezalandırıyorsun ama, İnsanların peki azı müstesna, bana izin ver, onların nasıl senin yolundan saptıracağım!” Allah (cc) Ona mühlet verdi ve o da yaptı yapacağını ve hala yapmaya devam ediyor. İnsanların pek çoğu ve Cinlerden daha da fazlası onun yolunun yolcusu oldu ve olmaya devam ediyor. Şeytan’ın kastettiği BİZ BEN’lerin toplamı olan “kollektif bir yanılsama”dır. Mü’min İnsan ve Cin Tek başına da kalsa Hakkı söylemesi gerekir, kalabalıkların peşine takılacak olursak o yolunda sonunda aldatıcı, lanet olası Şeytan bizi bekliyor olacaktır. Bırakın dünya parası, malı-mülkü, makamı, şöhreti değil dünyayı üstüne bir de “bir elimize ay’ı bir elimize güneş’i verseler, tapmam sizin taptıklarınıza, zaten siz de bizim taptığımız Allaha tapıcı değilsiniz” dememiz gerek. Şeytan Allah’ın emrine itiraz ettiği için lanetlenmiş ve cezalandırılmıştı. Allah La yüs’eldir, Onun hikmetinden sual edilmez. Allah’ın (cc) hükmü mutlaktır. Şeytan kendi ırkını ve ülkesini kutsarken, onun sahibi olduklarını düşündükleri için, onların ellerinden alınmasına isyan ediyordu aslında.
Kur’anda geçen diyalog şöyle: A’râf 12. ayet ve diğer ayetlerden mealen; Allah: “Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?” buyurdu. İblis: “Ben ondan daha hayırlıyım (üstünüm). Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” dedi (A’râf 12). Başka yerlerde benzer ifadelerle geçer: Hicr 33. ayette İblis, “Balçıktan, şekillenmiş kara topraktan yarattığın insana secde eder miyim ben?” dedi. İsrâ Suresi 61. ayet: “Çamurdan yarattığın kimseye secde eder miyim ben?” dedi. Sâd 76’da “Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.” dedi.
Kitap’ta yazılana göre de Şeytan şöyle der: “Beni azdırdığın için, andolsun ki, ben de Senin dosdoğru yolunun üzerinde (pusu kurup) oturacağım. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın” (A’râf 16-17). “Onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara (asılsız ümitlere) boğacağım. Onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” (Nisa 119).
Onun için İslam’da ne ferdi ve ne de kollektif anlamda toprak mükiyeti yoktur, intifaı vardır. Gökle yer arasında ne varsa, insan , hayvan, bitki, cemaat hepsi Allaha aittir.
Cinler insan 100 yıl yaşıyor diye düşünürseniz onlar da 1000 yıl yaşıyorlardı. Aslında insanlar ve Cinlerin beraber yaşadıkları dünyada, Hz. Nuh’a kadar insanlar da Cinler gibi 1000 yıla kadar yaşıyorlardı. Cinler bugün, insanlara göre daha avantajlı gibi duran özelliklere sahiptirler. 1000 yıllık bir tarih bilgisi, tecrübeler birikimi ve bir hafızaya sahip. Ve cinler, zamanda ve mekânda çok hızlı bir şekilde hareket edebiliyorlar. İnsan’lar ve Cin’ler farklı boyutlarda yaşasalar da boyutlar arası geçişler mümkün. Hz. Süleyman döneminde Süleyman Mabedinin inşasında bukağılı şeytanlar ve cinler fiilen çalıştırıldılar. Allah (cc) İns ve Cin’nin, her varlığın İlah’ı ve Rabbi’dir. Onun irade ve yaratışı dışında hiçbir şey yoktur.
Hz. Süleyman zamanında “Belkis’ın tahtı”nın bir anda Hz. Süleyman’a ulaştırılması aslında boyutlar arası geçişkenliğin bir ispatı olabilir. Aslında yaratış açısından yaratış gayesine göre İns de Cin de mükemmeldir. Arı da sivrisinek de öyle.
Aslında İns ve Cin, Melekler ve Şeytan birlikte yaşıyoruz bu dünyada ama insanların çoğu bunun farkında bile değil. Şeytan nefsimize taht kurmuş oturmakta ve heva ve heveslerimizle, ihtiraslarımızla bizi yönetmeye çağırmaktadır, Melekler bizi Şeytanlar ve onun dostlarında korumak için bize uyarılarda bulunurken, Hannas vesvese vermeye devam etmektedir. Çoğu insanın kafasında, Melek, Cin, Şeytan kavram olarak bile yoktur.
Hz. Süleyman karıncalarla ve kuşlarla konuşuyordu. Bu dünyada akılla yapabileceğimiz şeyler de var, kalp ile yapabileceğimiz şeyler de. İki yönden de kendimizi geliştirmemiz lazım ama, akıl ve kalbi tekamülün yerine nefsimiz, heva ve heveslerimiz, dünyevi ihtiraslarımız alıyor.
Bugün dünyada, cinler ve şeytanlar üzerinde en kapsamlı çalışmaları Vatikan yapıyor. Orada bu işin bilimi, yasası, hukuku var. Ve bugün gelinen noktada Cin ve Şeytanları kontrolleri alına almak isteyenler, onların kontrollerine geçmiş gözüküyor. Epstein, LGBT+ ve Moloch gerçeği bize bunu gösteriyor. Bunlar Havraları ve Kiliseleri büyük ölçüde ele geçirmişler.
Vatikan’ın Demonizm ve L’exorcisme (ya da Exorcismis) uygulamaları asırlardır devam etmektedir.
Kıyamete doğru giden süreçte, İnsanlar ve Cinler, Müslüman, Kafir, Münafık ve Fasıklar şeklinde birbirlerine yakınlaşacak. Bir yandan Yecüc-Mecüc fitnesi yaşanacak!
Bana kalırsa “Esatiri Evvelinin” (eskilerin örtülü sırlarla ilgili anlattıkları şeyler) pek çoğu Cinlerin uydurmasıdır. Ve bugün bunların bir kısmı tarih, dini metinler ve mitoloji olarak önümüze çıkıyor. Ezoterik ve mitolojik karakterler de öyle. Cin ve Şeytan hikayeleri, büyü ve sihir hep aynı kaynaktan geliyor bizlere. Bu dünyada yalnız değiliz. Cin ve Şeytanın hulul ettiği insanlar da var aramızda. Yani İnsin Şeytanlarından söz ediyorum. Cinler alemine ve Şeytanların arasına karışıp gidenler de. İpnoz, Lucid Dremlar, Astral yolculuklar “Ruh (!?) Çağırma” seansları, Transandantal Meditasyonlar hepsi bir yerde bu konuyla ilgili… Hz. Süleyman’ın yanında Belkıs’ın Tahtı konusu konuşulurken bir İfrit vardı, bir de İlim ve Hikmet sahibi bir zat!
Melekler her zaman her yerde varlar da İnsan kılığına bürünüp geldikleri de oldu Harut – Marut olayında olduğu gibi ya da Hz. Lut zamanında geldikleri gibi, savaşlara katıldıkları gibi.
Bunu kabul etmedi ama, ama Allah (cc) dilediğine dilediği ilmi, imkanı veriyor, bir başkasına vermiyor, bir başkasının elinden çekip alıyor. Hz. Süleyman bir peygamber ama, Belkıs’ın tahtını getirme konusunda bir başkasının yardımı gerekli. Hz. Süleyman Hüdhüdle konuşurken, Hüdhüd de onunla konuşuyor, (Elbette Allah (cc) dilediğine dilediği şeyi vermekte muhayyerdir) ama Hz. Süleyman’ın bilmediği bazı bilgileri, Hz. Süleyman’a Hüdhüd kuşu getiriyor.
Allah (cc) Hz. Eyyub’a çok büyük bir servet verdi, sonra hepsini çekip geri aldı. Eyyüb Aleyhisselam sabreden, şükreden bir kul olarak kaldı ve Allah (cc) ona aldıklarının iki katını verdi bu dünyada ve tabi bir de cennet verdi.
Hz. Musa kendine kitap verilen bir peygamber, ama Hızır aleyhisselamla yolculuğunda onun sabrını zorlayan şeyler yaşanıyor. Hz. Musa’nın bilmediği bazı şeyleri o zat biliyor.
“Ricalül Gayb” konusu ayrı bir konu. Hızır onlardan biriydi. Bu dünyada yalnız değiliz. Eğer kendi içimizde birlik olur, ihtiraslarımızında kurtulur, safiyet ve ruhaniyet kazanacak olursak, bu alemle meşru bağlar kurmak, birilerinin keramet dediği Allah’ın ikramına, lütfuna mazhar olmak çok zor olmasa gerek.
Allah (cc) kimi zaman olur, uzakları yakın eder. Bir kavim yoldan çıkmışsa, başlarında 2+1 peygamber de olsa, Kudüs’e doğru yola çıksalar, önlerinde bir kıta melek de yürüse de “emanet sandığı / vahiy sandığı”nı taşıyan, kervanların 10 günde geçtiği Tih çölünü 40 yılda zor geçebiliyor insanlar.
Sonuçta Allah’ın(cc) kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur.
Bir “alemlere rahmet olarak gönderiler ahir zaman peygamberi”nin ümmetiyiz. “Tarih’in sonu”na doğru zaman ve mekanla ilgili birçok sır yeniden zahir olacak. Bir şekilde Dabbetül arz’ın irşadına muhatap olurken. Öte yandan Yecüc-Mecüc fitnesini göreceğiz. Mehdi, Mesih, Deccal derken çok şey yaşayacağız. Bu arada bilmediğimiz şeylerin peşine düşmeyelim. Her duyduğumuza hemen inanmayalım. Rehberimiz, Allah, Resul ve Kitap olsun. Şunun farkında olalım, bu dünyada yalnız değiliz. Başıboş ve yalnız bırakılmış da değiliz. Gören, duyan, bilen, hüküm sahibi bir Allah (cc) var. “Elhamdülillahi rabbil alemin”.
Selam ve dua ile.
mirathaber