ÇEYREK ASIR

Abdurrahman Dilipak

ÇEYREK ASIR

AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü bugün kutlanıyor. Parti, 14 Ağustos 2001’de “Aydınlığa Açık, Karanlığa Kapalı” sloganıyla kurulmuştu. Bugün için sloganları “Milletimizle Çeyrek Asır, Türkiye Geleceğe Hazır”. 25. yıl özel logosu ise 25 rakamının içine Türk bayrağı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi (Beştepe), Ayasofya, köprüler, yerli yüksek hızlı tren, TOGG, yerli savunma sanayii araçları (KAAN, Gökbey vb.), sanayi, tarım, ulaştırma ve diğer icraatları simgeleyen figürlerle hazırlandı.

AK Partililer Başkent Millet Bahçesi’nde buluşuyor. Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşecek toplantıda 4 bin özel davetli arasında kurucular, il başkanları, milletvekilleri, yabancı konuklar olacak. Ve tabii çok sayıda vatandaşın katılması bekleniyor. Bugüne gelirken daha küçük çaplı 81 ilde etkinlikler, vefa toplantıları, hayatını kaybeden parti mensupları için anma ve dua programları yapıldı. Bundan sonra da benzer etkinlikler devam edecek.

25 yıl uzun bir süre aslında. Ortalama bir insan ömrünün dörtte biri. Çeyrek asır… Osmanlı sultanlarının saltanatı ortalama 17 yıl sürdü. 612 yılda 36 padişah geldi gitti. 12’si darbe ile devrildi. En uzun süre iktidarda kalan Kanuni Sultan Süleyman oldu; yaklaşık 46 yıl (1520–1566). En kısa saltanat V. Murad’a ait; o da sadece 93 gün. Erken dönem padişahları genelde daha uzun (ortalama 30+ yıl), özellikle Kanuni sonrası dönemlerde süreler belirgin şekilde kısaldı ve yaklaşık ortalama 15 yıl oldu. 36 Osmanlı padişahı arasında 25 yılı aşan sadece 10 padişah var.

Ömrün kısa ya da uzun olması değil, hayırlı ve bereketli olması önemli. Hz. Muhammed’in peygamberliği toplam 23 yıl sürdü. Bu sürenin 13 yılı Mekke ve 10 yılı ise Medine döneminde. Hulefâ-yi Râşidîn dönemine gelince, Asr-ı Saadet sonrası döneme bakalım: Hz. Ebu Bekir 632–634 / 2 yıl; Hz. Ömer 634–644 / 10 yıl; Hz. Osman 644–656 / 12 yıl; Hz. Ali 656–661 / 5 yıl. Toplam 29 yıl. Muaviye’nin saltanatı ise 19 yıl sürdü.

Cumhuriyet dönemi cumhurbaşkanlıkları da ilginç:

⇒ Mustafa Kemal Atatürk: Tam olarak 15 yıl 12 gün görevde kalmıştır (29 Ekim 1923 – 10 Kasım 1938).
⇒ İsmet İnönü: Tam olarak 11 yıl 6 ay 11 gün (11 Kasım 1938 – 22 Mayıs 1950).
⇒ Celal Bayar: Tam olarak 10 yıl 5 gün görev yapmıştır (22 Mayıs 1950 – 27 Mayıs 1960).
⇒ Süleyman Demirel: Tam olarak 7 yıl görev yapmıştır (16 Mayıs 1993 – 16 Mayıs 2000).
⇒ Turgut Özal: Görevdeyken vefat ettiği için tam 3 yıl 5 ay 8 gün görevde kalmıştır (9 Kasım 1989 – 17 Nisan 1993).
⇒ Ahmet Necdet Sezer: 7 yıl 104 gün.
⇒ Abdullah Gül: 7 yıl.
⇒ T. Erdoğan: Bugün itibarıyla 11 yıl 347 gün (Cumhurbaşkanlığı süresi).

Uzun ömür dileyenler önce kısa ya da uzun hayırlı bir ömür dileseler… Tabii aynı zamanda hayırlı bir ölüm de. Zaten nefeslerimiz sayılı değil mi? Nefes alıp vermekle yaşamaz insan. Aslında her nefes alışverişte ölüme bir adım daha yaklaşır. Nefeslerimiz sayılıdır… Yaşamak denilen şey ölüme doğru sonu belli bir yürüyüştür aslında.

Allah (cc) bizleri elden ayaktan düşürmesin, ele güne muhtaç etmesin. Bu kişi, örgüt ya da devlet fark etmez. Bu dünyada her şey fanidir. Gelen her şey gidicidir. Doğan her şey ölür, yükselen çakılır, düşen yükselir. Allah (cc) bizi mallarımızla, canlarımızla, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecek. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz, Allah (cc) bilir. Ne varlığa sevinelim ne yokluğa yerinelim. Bunlar ya bir imtihan sebebidir ya da yapıp ettiklerimizin karşılığıdır.

Bakın, olacaklar zaman ve mekandan münezzeh olan Allah’ın (cc) ezeli ve ebedi bilgisi ile Levh-i Mahfuz’da kayıt altına alındı. Kişi, örgüt, devlet her ne ise kendilerine tayin edilen süreden önce ölmeyecek, sonraya da kalmayacak. Bu hüküm peygamberler için de Firavunlar için de böyledir. Bunlardan hiçbiri tayin edilen rızıktan az ya da çok yemeyecek. Bu Allah’ın takdiridir. Allah’ın takdir ettiği kaderden başka bir kaderimiz de yok.

Unutmayalım, her topluluk layık olduğu gibi idare olunacak. Başınıza bir iyilik ya da musibet geldiğinde bunu onlardan bilmeyin. “Şu gelseydi, bu gitseydi, şöyle olsaydı böyle olmazdı” diye olan şeyler hakkında akıl yürütmeyin; bu Şeytan’dandır. Geriye dönük olan şeylerde ihtimal hesabı yapılmaz. Sahi mesela, babam kız olsaydı ben ne olurdum?

Allah (cc) bir şeyi murat ettiğinde onu esbabı ile birlikte yaratır. Bu konuda O’nun muhtaç olduğu kimse yoktur ve O’nun hükmüne engel olabilecek bir güç de yoktur. Allah (cc) hiçbir kimseye, hiçbir şeye muhtaç değildir; ama herkes ve her şey Allah’a muhtaçtır. Onun için hiç kimse kendini ya da örgütünü hayatın merkezinde zannetmesin. Göklerin hazinelerinin anahtarı ya da göklerin ordularının komutası, peygamberler dahil kimsenin elinde değildir.

Servet ve iktidarı Allah (cc) münkirler, müşrikler, münafıklar, mütrefinler (Hak yolda çileyi reddeden, refah, konfor peşinde koşanlar), müstekbirler için de verir. Bu güç, servet ve iktidar onları amelleri ile ya cennete ya da cehenneme taşır. Onlar yapıp ettikleri, söyleyip söylemedikleri ile ya kendi cennetlerine sırtlarında tuğla taşırlar ya da kendi cehennemlerine sırtlarında odun taşırlar. Siyasiler yapmadıklarından da hesaba çekilecekler. Herkes ne yaparsa kendine yapar. Ve insanların büyük bir çoğunluğu değil, istisnalar dışında hepsi hüsrandadır. Servet ve iktidar sahiplerinin çoğu din gününde hesapları önlerine konulduğunda pişman olacaklar. Bu durum hepimiz için geçerli, sadece ötekiler için değil. Hz. Ömer’e (ra) hilafet sorumluluğunun yüklediği vebal ile ilgili olarak “Eğer hesap verir de ihmallerimden kaynaklanan sorumluluklarım ve sevabım eşit olursa o zaman mutlu olacağım.”, “Sevabım sorumluluklarımın yüklediği vebalimi karşılarsa kendimi bahtiyar hissederim” dediği rivayet edilir. Bir diğer rivayet: “Dicle kenarında bir kurt kapsa bir koyunu, gelir adl-i ilahi sorar Ömer’den onu” sözüdür. Yanındakilere “Hesaba çekilmeden, başkalarına hesap sormadan önce kendi nefsinizi hesaba çekin” derdi.

Matta İncili’ndeki bir ifadeye göre Hz. İsa, zengin bir genç adamın malını yoksulların ihtiyaçlarını karşılama konusundaki cimriliği ve isteksizliği üzerine “Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı’nın egemenliğine girmesinden daha kolaydır” demiştir. Bu sözü ile servetin insanı manevi olarak kör edebileceğini ve aşırı mal hırsının hakikate ulaşmayı zorlaştırdığını vurgular. Benzer bir ifade A’râf Suresi 40. ayette de benzer bir imkansızlık vurgusuyla geçer. A’râf Suresi 40. ayette deve ve iğne deliği vurgusu yapılır ve “…kibirlenip ayetleri yalanlayanların, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyecekleri” bildirilir. Bu uyarı kamu malının yetim malı sayılması, bu mal üzerinde haksız tasarrufta bulunanların namazlarının bile kabul olmayacağı, tüm haksız edinim, rüşvet, torpil, hırsızlık ve gaspın “kul hakkı ihlali” olarak değerlendirilmesi anlamına gelir. Tasavvuf geleneğinde kul hakkı ve yetim malı hükmündeki kamu malı üzerinden din günü sorgulanma endişesi ile siyaset “ateşten gömlek” olarak görülür ve bu konuda talepkar olunmaması öğütlenir.

Zülkarneyn olduğu düşünülen Büyük İskender’e müsteşarlık yapan Çanakkaleli bilge filozof Eflatun, Devlet kitabında kamu görevinin talep edilmesini mantıklı, ahlaklı ve erdemli bir iş olarak görmez. Kişi kendi ailesi, kardeşleri, akrabaları, komşuları ile bile zor geçinirken bütün bir toplumun sorumluluğunu üstlenmeyi talep etmenin doğru bir şey olmadığını söyler ve bunu cahilce bulur. Kamu görev alanının daraltılmasını savunur ve kamudaki üst görevlerin toplum adına ayanın daveti ile geçici bir süre şartı ile bu işlerin yapılması gerektiğini ve bu görev karşılığında cari harcamalar dışında ücret alınmaması gerektiğini, bu geçici görevin fahri olarak yapılmasını savunur.

Siyaset meslek değildir. Siyasilerin ilahlık ve rablik iddiaları ya da onları idolleştirerek ilah ve rab konumuna yükseltenler, bu fiilleri ile aslında kendilerini ve yücelttikleri kişileri helake sürüklerler. Siyaset; ehliyet ve liyakate dikkat ederek, istişare ve şura ile karar veren, adaletten ayrılmayan, kibir, zulüm, gösterişten uzak bir yönetim; barışçı, şeffaf, katılımcı, çoğulcu, insanların mal, can, namus, akıl, inanç ve nesil emniyetini korumak için fedakarca çalışan insanlar için ise bir rahmet vesilesidir.

Meddahların ulufe için yazdıkları methiyelerden olmamak şartı ile adil şahitlik, ilim, adalet ve ahlaki endişelerle kaleme alınan siyasetnameler, pendnameler ve vasiyetnameler aslında bize bu gerçeği anlatır.

Siyasiler vekaleten iş yaparlar. Asıl olan yönetilen tekil kişilerdir. Kişilerin yöneticilere sadakatinden önce, vekil olarak görev yapan yöneticilerin velinimetleri olan halka sadakatleri gerekir. Halka hizmetin Hakka hizmet vesilesi olduğu ortamlar halkı tebaa ve reaya olarak görmez. Halk da onlara “Râinâ” demez, “Unzurnâ” der. Biat birinin bir başkasına sadakatini ve bağlılığını ifade etmez. Cenneti satın alacak rahmani bir iş için tarafların birlikte verdikleri söze itaati esas alırlar. O söz Kâlû Belâ zamanında, Elestü Bezmi’nde verilen söze, Allah’ın Resulüne verilen söze aykırı olamaz. Ve zaten kaldı ki masiyette itaat olmadığı gibi nassa aykırı her söz ve iş batıldır. Yetkisini halktan alanlar, o halka hesabını vermez / veremez ise Hak onun hesabını bir şekilde bu dünyada da ahirette de soracaktır.

Ya Rabbi! Bizi yönetenler ve yönetilenler olarak rızandan ayrılanlardan, Sırat-ı Müstakîm’den sapıp ipini bırakanlardan eyleme… Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların yoluna değil. Bizi zalimler ve cahiller topluluğunun şerrinden muhafaza eyle.

yılına gelen AK Parti ve teşkilatları, ciddi anlamda bir özeleştiri ve nefis muhasebesi yapmak zorunda. “Nerede yanlış yaptık?” sorusunu sormadan bir yere gidemez. Kadrosunu yeniden gözden geçirmek zorunda. İnşallah bunu yaparlar; değilse gelecek günler geçen günleri aratacaktır. Kendi çevresine övgü, ötekilere sövgü ile geçiştirilecek bir kutlamanın kimseye faydası olmayacaktır. Bu tespit herkes için, her zaman geçerlidir.

Hadi hep birlikte diyelim ki:

De ki: “Sığınırım insanların Rabbine, insanların Hükümranına, insanların İlahına; o sinsi vesvesecinin şerrinden… O ki insanların göğüslerine (akıllarına ve kalplerine) vesvese fısıldar; gerek cinlerden gerek insanlardan olan bütün vesvesecilerin şerrinden!”

De ki: “Sığınırım o sabahın Rabbine; yaratıp var ettiği şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden!”

Allah’ın (cc) rızasına uygun bir hayat yaşayıp insanları Allah’a, Resulüne ve Kitap’a çağıran sivil, siyasetçi herkese selam ve dua ile…