Çarşamba Sohbetleri, -Okuyucularla Hasbihal / 25-

Selâhaddin Çakırgil

-Emre Çiçek: 30 Agust., İki gün önce üzülerek öğrendim ki bundan sonra yazılarınızı Star gazetesinde yayınlayacaksınız. Öncelikle bu değişikliğin hayırlara vesile olmasını dilerim. Eğer mümkünse bu yol ayrımının sebebini öğrenebilir miyim? İkinci olarak bugün (muhtemelen) Diriliş Postası’ndaki son yazınızı okudum. Bir veda yazısı yazmamanızın sebebi nedir? Okunması zor olsa da uzun yazılarınızı sıkılmadan okuyan Diriliş Postası okurları bunu haketmiyor muydu?

*SEÇ: Sanırım, 31 Agust. tarihli Diriliş’teki yazımın girişinde verilen izahı okumuşsunuzdur. Diriliş’ten ayrılmam sözkonusu değil.. Ek olarak, Star’da da, ‘Pazartesi, Çarşamba, Perşembe ve Cumartesi’leri, haftada dört gün yazmam kararlaştırıldı. Hepsi bu..

-Musa Özkan: 28 Agust. tarihli yazınızda değindiğiniz o Ortadoğu Uzmanı’nın ismini zikretseniz de kendisinin engin bilgilerinden faydalansak…

*SEÇ: O yazıda, bir şahsı değil, ulu-orta değerlendirmeler yapan zihniyeti işaretlemek istedim. Onun için isim vermedim. Çünkü maksadım, polemik pazarını açmak değil..  -M. Şirincan: ‘Ağabey, Ülke tv.’de yayınlanan bir proğramda gördüm sizi, sevindim.. Sizi, 1973’lerde İst. -Hırka-ı Şerif civarında oturmakta olduğunuz ahşab evde tanımıştım, ilk.. 

–MTTB ve Akıncılar – Şûrâ – Tevhîd dergileri ve  Fatih Camii hep karşılaşma noktalarımızdı. Kısa süreli sohbet eder, durum değerlendirmesi yapardık. Olaylara bir müslüman dikkatiyle ve müslüman olarak kendi değerlerimiz açısından bakmayı o zamanlar öğrendim. 1978’de 163. maddeden hapisten çıktığınızda, rahmetli Metin Yüksel’le birlikte sizi Gebze’den alıp İstanbul’a getiren konvoyun hazırlayıcılarındandım. Hiç vaktinizi almadan, bir camide buluşmak isterim. 

*SEÇ: İstanbul dışında olmadığım günlerde, bir Cuma namazı sonrası, selatin câmilerinden birinde buluşabiliriz, inşaallah..

-Akın MORÇOL: 30 Ağustos, Hadiselere, aydın bir müslümanın sorumluluğu dikkatiyle  bakmakta hepimiz birbirimizi yetiştirmeye mecburuz.. Bu bakımdan, derin, ufuk açıcı, âdilane şahidliklere muhtacız..

*

-Kayserli:  28 Ağustos, (25 Agust. tarihli ve ‘Komutan bey, sen disiplin nedir bilir misin?’ yazısı üzerine):  yarbay bey subay olmak için sınav sınav koşturdu onun asker oldugu zaman da terör vardı yani işin içinde ölmek ve öldürmek vardı, yemin ettik sen de yemin ettin devlet seni zorla subay yapmadı.. Dedeler, babalar, analar, evladım, asker-polis olma, işin içinde ölüm var demedi..

-Muhammed: 26 Ağustos, Yarbay’ın kendine has bir düşüncesi olamaz mı? Ne zamandan beri devleti kutsayıp savunmak bize düştü? ‘Devlet’i eleştirenin başını ezmek gerekir’ diyorsunuz yani. Başka bir anlamı yok bu yazının!

-Mehmet: 26 Ağustos, Sizin gibi birinin böyle devletçi refleksler göstermesi bizi üzüyor, sormak isterim laik- kemalist rejimi ne zamandan beri sahiplenir, ne zamandan beri bekası için kolluk kuvvetleri oluverdik?

-Hüseyin alan: Kimi eleştirilerinize eyvallah, ama en nihayet, siz de yazınızda, “ordu göreve” diyorsunuz.. Yazık, hem de çok yazık… Nereden nereye! Kendi değerlerinize göre bir dünya kurduğunuzda size de lâzım olacak, o gibi kurumlar..

*SEÇ: Tamamen esir olmayan halkların veya ülkelerin orduları, kendi varlıklarını ve ülkelerini savunmak için oluşturduğu kabul edilen bir kurumlardır. Ordu içindeki disiplinsizliklerin, yanlışların düzeltilmesini istemenin, kemalist-laiklerin, orduya,  darbe yapması için yaptıkları gösterilerin sloganı olan ‘Ordu göreve..’  ulumasıyla bir tutulmasına, pess doğrusu.. Kaldı ki,o yarbayın tavrına, insan olarak yüreği yanan bir kimse olarak bakılabilir, ama, asker kişilerin kendi komutanlanrınha karşı söz söz itiraz sözü söylemeleri mümkün mi ki? Ayrıca,, cumhurbaşkanı olan şahıs, , sevilse de- sevilmese de, aynı zaman o ülkenin ordusunun da başkomutanıdır.. Sözkonusu yarbay, kendi emrindeki herhangi bir ast’ının veya herhangi bir erin bir itiraz cümlesini tahammülle dinlemiş midir, hiç.. Yazıda asıl itiraz olunan nokta, o asker kişinin, üst’üne, hattâ en tepedeki başkomutanına itiraz lafları etmesinedir.. Bu, herhangi bir orduyu, veya herhangi bir devleti sahiblenmenin ötesinde, askerî hayatın bir gereğine işaret bâbında yazılmıştır.

-Salih: 27 Ağustos, yarbay acıyı fırsata çevirmiş, ağzını makinalı tüfek gibi kullanarak hükümet ve başkomutanı vuruyor. yarbayın konuşması acılı bir abiden çok, acıdan rant devşirmek isteyen ahlaksız bir siyasetçinin tarzını yansıtıyor. Yarbayın sözleri kendini ele veriyor. yapılan operasyonların meşruluğuna da inanmadığı ortada. Orta da büyük bir disiplinsizlik var ve gereği yapılmalı.

Söz konusu RTE ise, vurmak serbest!’ anlayışında olanlar var. Tayyîb Erdoğan da bir kul, hem yanlışları, hem de doğruları var. Ortada bir terör faaliyeti var ve ona karşı mücadele yürütülüyor. Birilerinin görüşüne göre, bu mücadelenin  kıymet-i harbiyesi olmayabilir. Ortada terör faaliyetine karşı yürütülen bir mücadele var ve bu mücadeleyi yürüten birinin terörle mücadelesi desteklenmemeli mi? Bu gibiler,  HDP ile aynı ağzı konuşan, sevmedikleri devletin yarbay’ına, işlerine gelecek tavır sergilediği zaman,  düşünce hürrriyeti yok mu? diyerek ona da, devlete de sahip çıkmış olmuyor mu?

Herkes RTE‘ı sevmek zorunda değil? Fakat doğrularına doğru yanlışlarına yanlış diyebilmek İslam Ahlâkı’nın bir gereğidir. hırsızlık yapıp onuda bir yahudinin üstüne yıkmaya çalışan Müslüman da olsa yanın da yer almama ahlâkını bizlere Vahiy öğretir. Müslümanlar adaletli olmak zorunda. Hüküm vermede ve koymada hiç kimse Allah’ın ortağı değildir.

-bekir ziya: 25 Ağustos, Dusuncelerimize tercuman oldugunuz icin tesekkur ederim. O yarbay yerine, siradan bir vatandas sehidinin ardindan boyle haykirsaydi bir nebze anlardik. Ama bir askerin, yüksek dereceli bir komutanın kendini kaybedercesine laflar etmesi kabul edilemez.

-sami: 25 Ağustos, Bir defa Yarbay; ‘bey’ degil. Siz fazla nazik davranmissiniz. , böyle nezaketi haketmeyenlere anladiklari dilden konusmak lazim.. Erbakan, zamaninda cok nazik davrandi da ne oldu, yine silah kendine döndü..

-Tahsin BAL: 25 Ağustos, Bu yarbayın kardeşi şehid olmuş, acısı büyük biraz empati yapmak lazım. Bu kişi için, hemen hain, paralelci v.s. diye linç girişiminde bulunuldu.. Üç oğlunu asker yapmış bir aileye bu lafları söylemek merhametsizlik olmaz mı..

Ülke siyasetinde ne kadar kirli olaylar döndüğü herkesin malumudur. Çözüm sürecinde, ateist din karşıtı bir örgütün muhatap alarak, o bölgelerde serbestçe at koşturmalarına müsaade edilerek aslında kürt halkına da zulüm yapıldığını şimdi daha iyi görebiliyoruz.

Şimdi, yeniden başa dönüldü.. terör belasını kim besliyor , silahlandırıyor ve planlıyorsa Rabbim onları kahruperişan etsin.

-Bir Şehidin Amcası: 25 Ağustos, Yarbay kesinlikle şov yapmış. O şehide de ihanet etti. O ne biçim asker? Utanmadan, ’silah çekenlere silah çekmeyin, bu iş bitsin..’ diyor. Onun gibilere soruyorum.  Erdoğan ne yapsın? Erdoğan, analar-ağlamasın diye çözüm sürecini başlatıp durumu ıslah etmeye çalışınca, “Erdoğan vatanı sattı” diyenler sizler değil miydiniz? Şimdi ’Erdoğan vatanı bölmek isteyen PKK çetelerini etkisiz hale getirmek istiyor, yok insanlar niye ölüyor? ’ diye feryad ediliyor.. Erdoğan’ın bu savaşı kendisi için başlattığı gibi laflar ediliyor.. mış falan diye iftira atıyorsunuz..

Yani, Erdoğan, PKK’ya: “Al buyur, neyi ve nereyi istersen, sizin olsun!” mi desindi.. Erdoğan’ın kalbinde iman ve vatan sevgisi var.. Kimse şov yapmasın.. Hele de askerî üniforma içinde..  

-Abdurrahman: 26 Ağustos : “Komutan bey” bize hâlâ da disiplini öğretebilecek güçte.. Bunlar hayra alamet sayılmayacak görüntüler. Kırk beş yaşındayım, ilk defa bir cenazede bir subayın böyle bir tepki verdiğini gördüm. Dikkatli ve uzlaştırıcı olmakta her zamankinden daha yoğun fayda var. Maazallah neyin ne olacağı belli olmaz bu ülkede, siz çok daha iyi bilirsiniz. Tabiî, benim asıl sözüm size değil, yanlış anlamayın lütfen, sizin aksettirdiğiniz aynadan izniniz olursa politikacılara, sorumlulara… 1980’i, 1997’yi gördüm; 1960’ı, 1971’i , o tarihlerdeki askerî darbeleri dinledim, okudum. Belki ben çok korkağım bilemem, ama dikkatli olmakta, tedbirli olmakta, heyecana kapılmamakta, gardı düşürmemekte fayda var diye düşünüyorum. Erbakan, 28 Şubat’ta kendisine, “direnelim” diyen yakın çevresine, “Bizi Kızılay  Meydanı’nda sallandırsalar, kim gelir arkamızdan.. Bu milletin de umurunda olmaz”. demiş imiş.. Ben bu ülkede askerden çekinen nesildenim hâlâ daha. Bu tepki hayra alâmet değil..

-Tahsin Ertaş: Ağabey, eski MİT ajanlarından Mâhir Kaynak öldüğünde siz  onun hakkında bir yazı yazmıştınız ve ben size bir eleştiri mesajı göndermiştim. Sonra gördüm ki, siz doğru yazmışsınız.. Hakkınızı helal ediniz. Bunu daha önce belirtmeliydim..

Bunu niçin mi hatırladım?

Tam da yazınızda değindiğiniz yarbayın o tuhaf gösterisinin yapıldığı günlerde, Mâhir Kaynak’ın kızı olduğundan olmalı, kulağı epeyce delik olan bir prof. hamfendi,  ‘askerî darbe olabileceği’ gibi bir ihtimalden de söz etti.. Bilmiyorum, olabilir mi ve o zaman, Tayyib Bey için, ‘Menderes’i astınız, Özal’ı vurdunuz, Ama, bu kez yedirmeyiz..’ diyen kitleler ne yapabilirler? Bir de, Mısır’da, Muhammed Mursî’ye darbe yapan General A. Fettah Sisî’nin, Mursî’ye en fazla güven veren kumandanlardan birisi olduğu ve hattâ özel hayatında, ailesinin son derece dindar ve şer’î emirlere riayet eden birisi olduğu da anlaşıldı. Ama, hıyanet, insanın içinde varsa, başka sınır tanımaz..

*

Mehmet: Ucunda ölüm varsa, ne değerlidir acaba bu dünyada. ülkenin sınırları mı, yoksa kavminin ülke sahibi olması mı? insanın hayatından daha değerli nedir bu dünyada, özgürlük mü diyorsunuz? Ortadoğu’da gördüğüm yığınla savaştan sonra özgürlük artık benim için en şüpheli kavram manasına geldi.

sınırlar savaş ve ölüm getiriyorsa ben ne yapayım sınırları, ben ölüm getirmeyen sınırsızlıklar istiyorum.  Kutsal olan nedir, insan hayatı değil midir. doğduğumdan beri, 37 yıldır gördüğüm tek şey ölüm. daha nice canlar düşecek toprağa biliyorum..

uğruna savaş verdiğimiz toprağın içinde çürüyüp gideceğiz. ben artık bu coğrafyada savaş istemiyorum. Yeter ki, ölüm olmasın, gerekirse devlet diye bir şey de olmasın.

*SEÇ: Bazı doğru suallerinize, alel-acele verdiğiniz yanlış cevablarınız var gibi gözüküyor.. ‘İnsanın hayatından değerli midir bu dünya da özgürlük diyorsunuz..’  şeklindeki sorunuzu tekrar düşününüz.. Özgür olmayan, hür olmayan, esir yaşayan insan ve hür yaşamaktansa esir olmayı tercih eden insan, kendi değerini çiğnemiş değil midir?Ayrıca, ‘devlet de olmasın, yeter ki ölüm olmasın..’ sözünüz de çok ütopik.. Çünkü, en kötü devlet düzeni bile, hiç bir devlet düzeninin olmadığı yaşayış tarzından daha iyidir. Çünkü, devletin olmadığı yerde, herkes, başkasını kendi gücüne göre itaat ettirir,  ya da ezer. Devlet ise, en azından, herkesin uyacağı kuralları önceden bildirir. Hem, bu kadar karamsar olmayın.. Hayat, sürekli bir mücadele alanıdır. Yeter ki, kişi doğru olduğuna inandığı şekilde versin mücadelesini..

-umut: 18 Ağustos, (‘USA emperyalizmi, sizi de oynattığı sürece satmaz..’başlıklı yazı üzerine..) USA’nın gözünde, kendisine hizmet edenlerin müttefiklerinin kağıt mendil kadar değeri yoktur. İşi bittiği zaman pisliklerini sizinle temizler temizlemez çöpe atar! Hâlâ, USA’dan medet umanlar, gerçekte temizlik bezi gibi kullanılıp sonra da çöpe atılmayı hakediyorlar. Amerika’dan meded o umup, onların sayesinde güç kazanacaklarını  vehmeden kaatillerden Yasin Börü’lerin hesabını nasıl vereceklerini düşünmelerini beklemiyoruz. Ama, Hesab Günü’nde mazlumların iki eli onların yakasında olacaktır.

-mehmet: ABD’nin dostu olmaz, uşağı olur! Kullanır, son kullanma tarihi gelince çöpe atar!

*

dirilişpostası