ÇANAKKALE’DEN DERS ALMAK!

Abdurrahman Dilipak

Bu aralar ABD’den, AB’den biri geldikçe somut bir şeyler oluyor. Bir bakıyorsunuz Patroid geliyor, Lawrance Fink geliyor. NATO, boğazda bir İngiliz generali komutasında, Kolordu seviyesinde bir karargah kuruyor. Karargahın görevi Ukrayna’nın güvenliği ile ilgili. Geçen gün Türk bayrağı taşıyan bir petrol gemisi Karadeniz’de İHA ve İDA ile vurulmuştu. “Ukrayna vurdu” dediler. Meğer gemi zaten ambargolu imiş ve Rus petrolü taşıyormuş. Geminin bir diğer ortağı da İranlı bir iş adamı imiş. Bu arada Körfez petrolünü Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak yeni bir petrol boru hattı konusu gündeme geliyor, eş zamanlı olarak. bayram değil seyran değil, Elon Musk’ın babası niçin Türkiye’ye geldi dersiniz? Türkiye’ye geldi ve Doğu Perinçek’le görüştü ve döndü! Sahi başka kimle konuştu?

Bu arada İngiliz generalin komutasında Boğazda kolordu seviyesinde bir NATO karargahı kuruluyor. Çanakkale savaşı öncesi Çanakkale boğazının güvenliğini Liman Von Sanders komutasında bir Alman birliği sağlıyordu. Sanders Alman ordusunda Korgeneraldi. Çanakkale’de arkası arkasına terfi ettirildi. 5. Ordunun kurulması ile Orgeneral rütbesi verildi.

Biliyorsunuz Braslav ve Goben gemileri Çanakkale boğazından geçip, İstanbul Boğazını geçip gidip Rus limanlarını bombaladılar ve biz Almanyalıların yanında İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı fiilen savaşa katılmış olduk. İnşallah bu defa da NATO bayrağı taşıyan İngiliz gemileri Karadeniz’e geçip, Rus limanlarını bombalamazlar ya da Ukrayna’ya destek vermeye kalkmazlar.

İstanbul’da planlanan NATO “Deniz Unsur Komutanlığı” MSB’nin açıklamalarına göre, “Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu” kapsamında, “Karadeniz güvenliği bağlamında” İstanbul boğazında, bir İngiliz generalin komutasında bir “deniz unsur komutanlığı” kurulması çalışmaları sürüyor. Bu komutanlık, mevcut NATO yapısındaki Northwood, (İngiltere)’deki “Alliend Maritime Command” (MARCOM)’a bağlı destekleyici bir alt/unsur komutanlığı niteliğinde olacak. Bu yapı, NATO’nun Güneydoğu Bölgesel Planı ve Karadeniz’deki güvenlik ihtiyaçları gerekçesi ile kuruluyor ve kuruluş 2026’da başlayarak 2028 ‘de tamamlanması ön görülüyor. Benzer bir NATO karargâhları olan İzmir’deki “Allied Land Command” LANDCOM referans alındığında 500 civarında askeri ve sivil personel istihdamı söz konusu. Muhtemelen buraya 24 ülkeden de askeri katılımlar olacaktır. Mevcut Northwood NATO deniz komutanlığı MARCOM ile eş güdümle çalışması ön görülürken İstanbul’daki yapı daha sonraki gelişmelere göre ayrı bir “deniz unsur komutanlığı” olarak da dönüştürülmesi mümkün.

Karadeniz’in güvenliği için birlik” Ukrayna savunması için görev gücü olarak konuşlandırılacağına göre, bu karargah Rusya’ya karşı, Karadeniz’de NATO’nun ileri karakolu olması anlamına gelmiyor mu?

Şimdi biraz gerilere gidelim. Hünkâr (Kasrı) İskelesi Antlaşması, 8 Temmuz 1833. Yer: İstanbul’un Beykoz ilçesinde imzalandı. Bu anlaşma Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında imzalanan karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşması idi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın (Mısır Valisi) isyanı sırasında Osmanlı Devleti zor duruma düşmüştü. 2. Mahmud, isyanı bastırmak için Rusya’dan askeri yardım istedi. Rusya yardım gönderdi ve Kütahya Antlaşması ile Mehmet Ali Paşa geçici olarak durduruldu. Bu yardımın ardından Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre taraflar, saldırıya uğradığında birbirine askeri yardımda bulunacak, Rusya’ya Boğazlar’dan savaş gemilerinin serbestçe geçmesine izin verilirken, diğer yabancı gemilere, özellikle İngiltere ve Fransa’ya kapatılacaktı. Antlaşma süresi 8 yıldı. Bu süreçte Osmanlı Devleti, kısa vadede isyanı bastırdı ama Rusya’ya bağımlı hale geldi. Bu antlaşma, Boğazlar Sorunu’nu uluslararası bir mesele haline getirdi. İngiltere ve Fransa çok rahatsız oldu; İngiltere donanmasını İzmir açıklarına gönderdi. Antlaşma, Osmanlı’nın Boğazlar üzerindeki egemenliğini tek başına kullandığı son antlaşma oldu. 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile bu ayrıcalıklar kaldırıldı ve Boğazlar rejimi uluslararası hale getirildi.

Bu anlaşma ile kısa vadeli bir askeri yardım için uzun vadeli stratejik bir taviz verilmişti. Rusya’nın Osmanlı üzerindeki nüfuzunu artırdı ve Büyük Güçler arasındaki rekabeti şiddetlendirdi.

Hünkar Kasrı Antlaşması, 8 yıl sonra, 1841’de Londra Boğazlar sözleşmesi ile iptal edildi. 93 Harbi (1877-1878) ile 37 yıl sonra Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya Osmanlı’ya Ayastefanos (Yeşilköy) anlaşmasını dayattı. Rus orduları İstanbul’un kapılarına (Yeşilköy’e) kadar gelmişti. Bu anlaşma ile Rusya büyük kazanımlar elde etti: Balkanlarda büyük bir Bulgar prensliği kurulması, Sırbistan, Karadağ ve Romanya’nın bağımsızlığının tanınması, Osmanlı’dan toprak kayıpları (Kafkasya’da Kars, Ardahan, Batum gibi yerler Rusya’ya geçti ve ağır tazminat hükümleri kabul edildi.

Çanakkale Savaşı 25.4.1915’de başladı ve 9.1.1916’da bitti. Çanakkale geçildi, gelenler, daha sonra geldikleri gibi de gittiler (!?)… Bu gelişlerinde; İngilizler, Fransızlar, Ruslar birlikteydiler.

Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi, 20.7.1936’da imzalandı. 9 Kasım’da yürürlüğe girdi. Bu sözleşme Çanakkale Savaşı ile doğrudan bağlantılı bir konudur. Sözleşme Çanakkale Boğazı’nı da kapsayan Türk Boğazları (İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi) rejimini düzenler.

1923 Lozan Barış Antlaşması’nın eki olan Boğazlar Sözleşmesi, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını askerden arındırılmış hale getirmiş ve geçiş kontrolünü uluslararası bir “Boğazlar Komisyonu“na bırakmıştı. 1930’larda dünya siyasetindeki değişimler üzerine Türkiye, Lozan’daki Boğazlar rejiminin revize edilmesini istedi. Montrö Konferansı bu talep üzerine toplandı ve Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerini aldı.

Bugün yeni bir durumla karşı karşıyayız. Böylece NATO İstanbul boğazında bir karargah kurmuş oldu. Komuta İngiltere’ye bağlandı. Ukrayna ve Rusya’ya karşı güvenlik bariyeri oluşturuluyor. Bu komutanlığa bağlı olarak Çanakkale’de de ayrı bir askeri birlik konuşlandırılabilecek mi, bunu zaman gösterecek. Tabi yeni Kanal Projesi’nin hem Montreux’la hem de bu yeni NATO karargahı ile ilişkilendirilip ilişkilendirilmeyeceği de zaman içinde netlik kazanacak.

Türkiye için Boğazlar üzerindeki her hareketlilik zaman içinde bir felakete dönüştü. Bu karargah, Rusya için bir tehdit oluşturduğunda Rusya için açık bir hedef olabilir mi? Bunu ABD’nin bölge devletleri üzerindeki üslerinin İran’a yönelik saldırılarını akla getiriyor. Bugünkü bu karar, bir çok kişiye göre, Montreux’a göre Türkiye’nin boğazlar rejimi üzerindeki egemenlik hakkı’nın Ankara tarafından NATO’ya ciro edilmesi anlamına gelmektedir.

Bu arada garip şeyler de oluyor. Mesela İncirlik üssüne bir ağır bombardıman uçağı iniyor. Türkiye’den Suriye’ye ya da Ürdün-Suriye-Irak sınırındaki Tenef üs bölgesine uçup, oraya inmeden gidip İran’ı bombalarsa, bu yeni bir Braslav ve Goben krizine yol açar mı? Tam böyle bir zamanda bize Gazze’de görev yapacak “barış gücü”nden, Gazze’de güvenliği ve ateşkesi sağlayacak bir güçten söz ediyorlar. Kendi aralarında konuşurken Gazze’nin silahsızlandırılmasından söz ediyorlar. Yani İsrail’e “sen zahmet etme, biz Gazze’yi silahsızlandıralım, sen dikensiz gül bahçesine girer gibi gir” demeye geliyor bu. Tabi bu plana FÖK de destek veriyor bu arada. Görev gücünde, Türkiye, Mısır, Azerbaycan ve Endonezya var. Daha sonra Trump’ın yöneteceğe bu güce Kazakistan ver bazı Arap ülkeleri de katılma kararı almış. Ne oluyor? Tam da Gazze’li esirlerin idam edilmesi kararından hemen sonra. Sahi bu idam kararına karşı neden İslam dünyası bu kadar sessiz. Bu olursa diplomatik ilişkilerimizi keseriz diyen tek bir İslam ülkesi yok mu? Yine eş zamanlı olarak Kudüs belediyesi, Mescid-i Aksa’nın çevresindeki ev ve işyerlerinin yıkımı ile ilgili bir karar almış ve yıkıma başlamışlar. Dünyadan ses yok. Bunun bir adım sonrası Mescid-i Aksa’nın yıkılması. Bu “Gazze görev gücü” bu konuyla ilgilenmiyor mu? Cevabını arayan o kadar çok soru var ki! Derdim çoktur, hangisine yanayım. 3 zaman’a kadar (!?) başımıza bir şey gelecek ama, hayır mı, şer mi, siz ne dersiniz?

Selam ve dua ile.