Bugün üniversite öğrencisi bir genç olsaydım!..

Abdurrahman Dilipak

Selam,

Önce size güzel bir dünya bırak(a)madığımız için özür dilerim.

Benim dedem 1. Dünya Savaşı’nı gördü. Babam 2. Dünya Savaşı yıllarında yaşadı. Ben adı konulmadık bir dünya savaşında üniversitede öğrenciydim ve askerlik yaptım. Korkarım siz yeni bir dünya savaşının şahidi olacaksınız. Ve belki bu savaş başladı bile.

Bu savaş çok farklı olacak. Size “uzay savaşçıları” ya da “Maymunlar cehennemi” filmleri ile çizgi filmlerle anlatıldı aslında. Siz çok eğlenceli, hareketli filmler izlediniz, ama bu savaşların gerçekleri, oyunları kadar keyifli olmayacak.

Eskiden savaş, karada ve denizde olurdu. Sonra havaya, şimdi de uzaya sıçradı. Yerdeki savaş RF ve Laser silahları ile Cyber teknikler ve ordularla, Kimyasal, Biyolojik silahlarla yapılıyordu düne kadar. Bugün artık Biohackerler, Avatarlar devrede. Artık nano ölçekli robotlar damarlarımızda dolaşıyor. Biliyorsunuz bir takım oyunlarda subliminal mesajlarla oyuncular intihara yönlendirilebiliyor.

İnsan eli değmeden üretilen ürünler, insansız hava, kara, deniz araçları ve Humanoidler, Kimeralar, Cyborg’ler, Avatarlar derken insana gerek kalmadı adeta geleceğin dünyasında.

Habire üniversite açtık, uygar batının seviyesine ulaşmak için istatiksel olarak. Herkese diplomalar verdik, cafcaflı törenlerle. Gerçekte ise bugünkü üniversite mezunlarının büyük bir kısmı dünün kaliteli bir lisesi kadar bile verimli değil.

Garip ama gerçek. Diploma alan herkes devletten iş bekliyor. Herkes memur olmak istiyor. Veteriner hayvan yetiştirmek ya da bir hayvan üretim çiftliğinde çalışmak değil, beyaz yakalı memur olmak istiyor. Ziraat mühendisi de öyle. Mimarlık ya da İnşaat mezunları, bir taşeron firmasındaki ustabaşı kadar bile işin pratik bilgisine sahip değil. Felsefesi hakkında zaten bir bilgisi yok. Hukukunu da bilmiyor mevzuatını da. Piyasasını da bilmiyor. Ama ustabaşının da diploması yok. O da işin hukuku ve mevzuatına, ya da estetiğine bakmıyor. Piyasasına bakıyor. Adamını bulup, işi kitabına uyduruyor.

Zaten bundan sonra bu kadar diplomalı birine de ihtiyaç yok. Google varken, ne hesap makinasına ne bilgiye ihtiyacınız var. Hatta dosya tutmanıza bile gerek yok. İşin aslında size gerek yok.

Bu kadar öğretmeni ne yapacaksınız. Uzaktan eğitimde Avatar öğretmenler o müfredatı, klasik yöntemle, ya da subliminal yöntemlerle öğrenciye aktarabilir. Bugünkü şartlarda, bugünkü piyasaya göre o müfredata gerek var mı bilmiyorum.

Eğer insanların kafasına Chip takacaksanız, bu bilgilere de gerek yok. Yapay zekalı, süper bilgisayara bağlanabiliyorsanız, ihtimal, maliyet, risk konusunda bütün verileri sistemden alabilirsiniz. O zaman geriye ne kalıyor ki. O zaman niye okuyorsunuz. Hem zaten artık E-Water de var. Dil altına o sudan damlatarak beyne komut da verebiliyorsunuz.

O zaman bilgisayar mühendisi mi olsanız. Eğer Tesla gibi biri iseniz zaten bu fakültelerin size vereceği bir şey yok. Değilseniz, bu bilgilerin hepsi bilgisayarda var. Bu GPT-3, IBM’nin Watson’u ve benzeri yapay zekalı süper bilgisayarlar 10 yazılımcının 10 ayda yazacağı bir yazılımı 10 dakikada yapabiliyor. Ha, HW olarak kart dizayn etmek istiyorsunuz ve gömülü yazılımlar yapmanız gerekiyor. Sorun değil aynı hızla bu yapay zeka onu da yapıyor.

Siz saatte kaç km koşuyorsunuz? Yarıştığınız bilgisayarın hızı saniyede 300.000 km. Onu siz kendiniz yönettiğinizi sanıyorsunuz. Ama artık onlar bizi yönetmeye başladılar korkarım. Digital Dönüşümle, insanlar TransHumanizm tekniği ile siborglaştırılıyor.

Siborg olmayacaksanız size iş yok. Siborg olacaksanız, bu kadar Sibog’a da gerek yok, çünkü İnsanımsı robotlar, robotumsu insanlardan daha ucuz ve sorunsuz!?

Sanırım bugün biz çabayı, çileyi, hüznü bir kenara bıraktık, zevk-sefa peşindeyiz. Mütrefinlerden olduk. Keyf, oyun ve eğlence peşindeyiz. Neşe yoksa sıkılıveriyoruz. Heyecan duymuyorsak çabucak yoruluyoruz. Fedakarlık yok, ortak fayda yerine kişisel çıkarların peşine düşüyoruz. Din, ahlak ve gelenekten bağımsız BİREY’le dönüştürüldük. Artık GENDER olarak tanımlanıyoruz. Özgürlük peşinde koşarken birçok şeye bağımlı hale geldik. Tarih bilinci, gelecek tasavvurumuz zaafa uğradı. Avamlaştık, Havas, Münevver, Arif insan olmak gibi bir derdimiz yok. Bazı şeyleri dert edinmiyoruz. Derdimiz yok. Davamız da yok. Eskiden “Dava adamı” diye bir şey vardı. Bakıyorsunuz sokaktaki kalabalıkların çoğu ne sağcı, ne solcu, futbolcu. Laikliğe karşı direnelim derken bir baktık sekülerleşmişiz. Din onlar için sadece kültürel bir aidiyet olmuş. Kimimiz işsiz güçsüzlükten umudunu kaybetmiş, kimimizin servet ve iktidar başını döndürmüş.

Sahi her genç parası olsa, elektrikli akıllı bir otomobil sahibi olmak ister. İnsansız sistemler çok popüler. Peki şoförler ne yapacak, ya da şoförleri ne yapacaksınız, hiç düşündünüz mü?

Bana kalırsa bir değil 4 fakülte okuyun, ama iş bulmak için değil. Elbette iyi bir işiniz olsun ama okumak, kendini tanımak, geliştirmek, yaşadığı zamana ve mekana şahidlik için gerekli. Ama her okuduğunuz ya da size okutulana inanmayın derim, din dahil. Benim “Bu din benim dinim değil” diye bir kitabım var. Alameti farikaları yok edilmiş bir din bizim dinimiz olamaz.

4 Dil, 4 Fakülte bir Sanat. Önce kendi dilinizi iyi öğrenin. Sonra dünyada ne olup bittiğini anlamak için, dünyayı dinlemek ve dünyaya sesinizi duyurmak için İngilizce gerekli. Ve sonra Arapça, kendi inancınızı, tarihinizi, geleneğinizi kaynağından öğrenmek için. Fakültenizin son iki yılını, ABD ve AB dışında bir ülkede okuyun. Herkes oraya gidiyor ve zaten bize onların 2. Sınıf kitapları okutuluyor. Son iki yılını okuyacağınız ülkenin dilini öğrenin. Ya da komşu ülke dillerinden, gidebileceğiniz bir ülkenin dilini daha öğrenin. 4. Dil ise yazılım dili. Yazılımcı olun demiyorum. Olmak isterseniz olursunuz, ama bu bilgisayarı etkin ve verimli kullanabilmek için bir yazılım diline ihtiyacımız var.

4 Fakülte deyince, birini siz seçin, seçtiğimiz ana dalla ortak dersleri yarıdan fazla olan ikinci bir fakülteyi, 2. Dal olarak seçin. Mesela mimarlık okuyorsanız mühendislik de okuyun, psikoloji seçtiyseniz sosyolojiyi de seçin, tarihi seçti iseniz Prehistoryayı da seçin. Tamam “tarih yazıyla başlar” diyorlar. Ve sonra da tarih öncesinden söz ediyorlar. Ama Hz. Adem okur-yazardı, evde oturuyordu, çocukları tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Siz yine de okuyun. Okumak, anlamak, düşünmek ve imal-i fikretmek aynı şey değil. Onu eyleme dönüştürmek daha farklı bir şey.

Unutmadan, sanatla ilgilenin. Sezgileriniz canlansın. Hayatı estetize edin ve estetik ayrıntıları görün.

Örgün eğitimde çift ana dal yapıyordunuz, açık öğretimden ilahiyat okuyorsunuz, internetten, tarih, felsefe, iktisad, siyaset, gibi bir fakülte daha okuyabilirsiniz.

Okulu iş-meslek edinmek için değil, hayatı anlamak, sorumluluklarınızın farkına varmak için okuyun. Korkmayın, rızgınızdan az ya da çok yemeyeceksiniz. Zaten böyle giderse, robotlar her işi daha ucuza, daha hızlı ve daha kaliteli yapabileceği için zaten size gerek kalmayacak. O sebeble geçinmek için başka yere bakın. Neyse, yine makaleyi uzattık. Hakkınızı helal edin.

Selâm ve dua ile.