Son günlerde yaşananlar; onlarca yıl cereyan eden kavgaların, gerginliklerin ve uzun yıllar Türkiye'yi meşgul eden sancılı süreçlerin adeta özeti niteliğindeydi.
Bir tarafta ülkenin başbakanının eşinin başörtüsü yüzünden GATA'ya alınmamasına ilişkin duygularını samimi bir şekilde bir televizyon programında kamuoyuyla paylaşması, diğer tarafta MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş'un bu dramatik olaya, "Peygamber gibi Başbakan'ın karısını GATA'ya nasıl almazsınız?" şeklindeki alaycı yaklaşım tarzı ve bunun üzerine Meclis'te patlak veren gerginlik, haftaya damgasını vurdu..
Ardından, "Başörtüsü istismar mı ediliyor? Bu konuda kim daha samimi?" tartışmaları başladı.
Başbakan Erdoğan'ın, "Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya" değerlendirmeleri ve "Biz bu işin üzerine gidemez miydik, gidebilirdik ama orada biz sadece eşimin gözyaşlarına mahkum olarak kaldık" ifadelerinin anlamı çok büyüktü.
Türkiye'ye yakışmayan bu çağdışı yasağın tarafı haline getirilen TSK'nın en tepesindeki isim, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un, "Keşke olmasaydı. Keşke bu olay yaşanmasaydı. İnsani boyuttan bakarsak bu olayı bugün savunmamız mümkün değil" sözleri sorunun nerede başlayıp nerede bittiğinin özeti niteliğindeydi..
İlkel yasak yüzünden okumak isteyip de eğitimi yarıda kesilen, çaresizlik karşısında ise "Uyumak istiyorum ve bir daha hiç uyanmak istemiyorum" ruh haline bürünmüş bu ülkenin masum kızlarının; bu sıkıntıların tarafı olmaktan öte, belki de "ateş düştüğü yeri yakar" kabilinden bu olayların verdiği mağduriyet hissini yaşamaları, her şeyden daha önemli!..
Evlatlarını okutmak isteyip, ancak hem engellerle karşılaşıp hem de ardından "Gericiler kız çocuklarını okutmak istemiyor" eleştirilerine muhatap olan bu ülkedeki babaların, annelerin hissettikleri duygular, döktükleri gözyaşları her şeyden daha önemli"
Bir de Nejat Uygur'un eşi Necla Uygur gibi kavganın tarafı olmadığı halde acı çeken, huzursuz olan aileler var. Olayları eşinin hasta yatağı başında büyük bir üzüntü ve gözyaşları içerisinde izlediğini söyleyen Necla Uygur'un, "Olaylar beni çok etkiledi. Çok acı çekiyorum. Çok etkileniyorum. Kahroluyorum. Büyük üzüntü içerisindeyim. Ne olur bunlar bir daha yaşanmasın. Birbirimizi sevmeliyiz, kucaklaşmalıyız. Bu acıları bir daha yaşamayalım. Ne olur birbirimizi sevelim. Başörtülüsüyle, başı açığıyla hepimiz kardeşiz. Hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız!" şeklindeki duyguları da bir o kadar önemli.
Dönüp dolaşıp kapsamlı bir muhasebe yaptığımız zaman kimin faydasına bu yasak? Kim kazandı bu kavgadan?
Bu savaşın galibi kim?
"Eşimin gözyaşlarına mahkum olduk" diyen Erdoğan mı, partisini zora sokan Durmuş mu, başörtüsünü istismar aracı olarak gören ve bu yasağı bir virüs gibi bu ülkeye bulaştırdığı için on yıllarca iktidar yüzü göremeyen CHP mi? Yoksa baş mensubunun "Keşke olmasaydı" dediği TSK mı?
Adı konulmamış bu anlamsız kavganın galibi kim? Mağlubu kim?
Yakışıyor mu uğruna yüz binlerce şehit verdiğimiz bu ülkeye bu yasak?..
Son bulsun artık kazananı da kaybedeni de belli olmayan kavga!
Bitsin artık bu acıdan ve gözyaşından başka hiçbir işe yaramayan psikolojik savaş!
Ülkedeki tüm sivil toplum kuruluşlarının ve de sağduyulu tüm halkın istediği gibi bitsin bu zulüm!
İşte şimdi önemli bir kavşak noktasındayız!
Asıl bundan sonra anlaşılacak bu konuda kimin samimi kimin samimiyetsiz olduğu.
Daha güzel günlerde buluşmak dileğiyle..
Habervaktim
Bu savaşın galibi kim?
Son günlerde yaşananlar; onlarca yıl cereyan eden kavgaların, gerginliklerin ve uzun yıllar Türkiyeyi meşgul eden sancılı süreçlerin adeta özeti niteliğindeydi.
Güncel Haberleri
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı
Bütçeyi festivale değil vatandaşa ayırın
İran'ın denizaltıları Hürmüz Boğazı'nı nasıl kontrol ediyor?
İran Kuş Avlar Gibi Helikopter ve Uçak Düşürüyor!
İran İle Fransa Anlaştı! İran'dan Diplomasi Dersi!