BU GİDİŞ HAYRA ALAMET DEĞİL!

Abdurrahman Dilipak

Ülkemize, bölgemize ve dünyaya bir şeyler yaklaşıyor. Bu hayra alamet bir şey değil.

Her mahallede bir çete, her sokakta sermayesi kadınlar ve erkekler olan fahişeler… Her köşe başında bir torbacı; kimi uyuşturucu satıyor, kimi afrodizyak. Her ev sanal bir kumarhaneye döndü.

70.000’den fazla torbacı varmış cezaevinde. Sektöre (!?) 70.000 eleman, taze kan hazırlanıyor. Uyuşturucuya bulaşmış birine kim kız verir, damat alır ki evlensin; kim iş verir ki çalışsın… Onlar uyuşturucu, kumar, fuhuş, tefeci taifesinin “organize oldukları açık pazarda” kendilerine iş bulacaklardır.

Bana kalırsa 70.000 uyuşturucu kullanıcısını tutuklamak yerine VIP-CIP kategorisinden 70 patronu içeri alsaydınız daha hayırlı bir iş yapmış olurdunuz. Sonuçta bugün gelinen noktada uyuşturucu ile mücadele dedikleri, “elleri ayakları boş değil, tuttukları iş değil”, “Dostlar alışverişte görsün” kabilinden işler. Sektör hızla büyüyor; sentetik uyuşturucularla “yerli ve milli Agarthacılar, yerli ve milli türler” geliştiriyorlar.

İlhami Işık’ın oğlunun başına gelenler bakalım nasıl sonuçlanacak? O çocuk neden, niçin ve nasıl tefecilerin eline düşmüş, aile nasıl habersiz kalmış, o tefeciler kim? Bu tefeci olayının üzerine gidilecek mi? Tefecilerin eline düşen yüz binlerce esnaf var; kim bunlar? Bu tefeciler bugüne kadar kimleri ağlarına düşürmüş, kaç kişiler… Banka bunlara kredi vermiyor, onlar da birilerinin üzerinden aldıkları kredi kartı ile borç alarak borç ödemeye çalışıyorlar. Ellerinde ne varsa satıp savup sonunda tefecilerin kapısını çalıyorlar. Tefecilerle hesap kapatmak için ise bu “kara pazara” ucuz eleman oluyorlar. Kimi daha önce çıkış kapısı olarak kumar oynuyor.

Tefecileri ve onlarla birlikte hareket eden elemanları tutuklayacaksanız Adalet Bakanlığına ek bütçe gerek yeni cezaevleri için. Neyse, bu parayı el koyacağınız tefeci paralarından karşılayabilirsiniz! Eğer bunlara dokunulmayacaksa bunların arkasında VIP-CIP birileri var demektir.

Bakın, faizin her türlüsü lanetlenmiştir. Riba (faiz dedikleri şey) Kur’an-ı Kerim’de kınanmıştır. (Bakara 275-276 / 278-280): “Riba (faiz) yiyenler ancak Şeytan’ın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, ‘Alım satım da ancak riba (faiz) gibidir’ demeleridir. Halbuki Allah alım satımı helal, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de ribayı (faizciliği) bırakırsa geçmişteki kendisinindir, durumunun takdiri Allah’a aittir. Kim de yine ribaya (faizciliğe) dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir. Allah ribayı (faizi) tüketir, sadakaları ise artırır ve Allah hiçbir inkârcı günahkârı sevmez. ‘Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmişseniz ribadan (faizden) kalanı bırakın.’ ‘Bunu yapmazsanız Allah ve Resulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin. Eğer tövbe ederseniz, haksızlık etmemek ve haksızlığa uğramamak üzere ana paranız sizindir. Eğer eli darda olan birisi borçlu ise eli genişleyene kadar beklemek gerekir. Şu da var ki, bağışlamanız, eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.’”

(Âl-i İmrân 130): “Ey iman edenler! Kat kat riba (faiz) yemeyin. Allah’a itaatsizlikten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Nisâ 160-161): “Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu hâlde riba (faiz) almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helal kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık.” (Rûm 39): “İnsanların mallarında artış olsun diye ribalı (faizli) ödünç verdikleriniz Allah katında artmaz. Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek verdiğiniz zekata gelince, işte (manevi karlarını) kat kat artıranlar onu verenlerdir.”

Bankacı ile tefeci arasındaki fark; biri devlet kontrolünde, ötekisi aynı işi kayıt dışı ve vergisini ödemeden daha fahiş oranda yapıyor. Haramiyet açısından fark yok; tefecinin faizinin sonunda bir (+) var, o kadar. Hatta katılım bankalarının durumu da aynı; havuzdan aynı suyu filtre edip veriyor, bir de filtre parasını maliyete ekleyerek tahsil ediyor. Maalesef durum bu.

Resmi kerhane ile gayriresmisi arasında bir fark yok din açısından; yani vergisini ödemekle o kazanç kutsal olmuyor. Öyle yaparsanız o işten Matild hanımefendi (!?) “vergi rekortmeni” olarak çıkar. Çıktı da. Yasal kumar ile internetten oynanan kumar arasında dini açıdan hiçbir fark yok. Sadece devletin himayesinde yapan vergisini öderken devleti kendine koruyucu ve ortak yapar. Genelev de öyle. Devlet de aynı haramın suç ortağı olur.

Farkında mısınız; televizyonda sanal kumarla ilgili haberlerde “kayıt dışı kumar”dan söz ediliyor. Kayıt altına alınmış kumara yönlendiriliyor insanlar… Kayıtlı kumar daha pahalı ve fişleniyorsunuz. Yani kaydınız tutuluyor. Kayıt dışında kendinizi gizleyebiliyorsunuz. Kazandığınız parayı kaydi paraya dönüştürmek kolay olmasa da demokrasilerde çözüm tükenmez (!?). Özellikle de gençler kayıt dışını seçiyor. Daha fazla promosyon ve teşvik var, daha fazla çeşit var.

Bu memlekette “Milli Piyango”muz yok mu? Eskiden “eşya piyangoları” da vardı. Anlı şanlı çekilişler yapıyorlar. Piyangolar üzerine tarihi şahsiyetlerin resimlerini basıyorlar.

Bu işin kadını erkeği, genci yaşlısı, Türkü Kürdü, Arabı kalmadı… Bu gayya kuyusu her kesimden insanı; İmam Hatiplileri, İlahiyatçıları, Tarikatçıları, Kur’an kursuna gidenleri, sadece İslamcısını değil laikçisini, sekülerlerini, Deistini, Agnostikini içine çekiyor.

Gençlere bakın; kimi Şamanist oldu, kimi Budist… Ateizmi geçtik, gençler Satanist olmaya başladı. Fuhuştan çağ atladık! “Az zamanda büyük işler başardık!” GL (Gay-Lezbiyen) diye başladılar, LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transseksüel) derken bunun da sonuna bir (+) eklediler. Hızla ilerliyor, yayılıyor, derinlik kazanıyor ve yükseliyorlar. Artık ülkemizde bile “Onur Yürüyüşü”nü geçtik, devlet destekli karnavallar düzenliyoruz. Pedofili Epstein dönemindeydi, bugün sıra ensest ilişkiye geldi!..

Lut kavminde herkes GL değildi. Ama bu ahlaksızlığa göz yuman, “bana dokunmayan yılan 1000 yaşasın” diyenler de ötekilerle birlikte helak oldular.

Sahi, İstanbul Sözleşmesi ve Lanzarote konusundaki sert eleştirilerimden biri olan “AKP’nin Papatyaları” başlıklı yazım dolayısıyla hakkımda suç duyurusunda bulunanlar bu sonuçta kendi paylarının, veballerinin, sorumluluklarının olduğunu düşünüp tövbe ediyorlar mı? O imza sahiplerinden hiçbiri, İmam Hatipli olanlar, başları örtülü olanlar dahil, hiçbiri helallik alma adına özür dileme nezaketinde bulunmadı. Benim onların özrüne ihtiyacım yok; ama 5 yıl süren saldırılar, boykotlar sebebiyle onların ve onlara destek verenlerin benden helallik almaya ihtiyaçları var. Çünkü ortaya büyük bir “kul hakkı” çıktı! Allah (cc) “kul hakkı”nı affetmez. Sahi AK Parti kadın kolları yöneticileri ile onlarla birlikte hareket eden parti yöneticileri ve onlara destek veren malum medya, troller vs. ve KADEM bütün bu olanlarda kendi paylarının olduğunu hiç düşünmüyorlar mı? Keşke “İnni küntü mine’z-zâlimîn” diyenlerin peşinden gitseler ve onlar gibi yapsalar.

Bakın, bu gidişle “Terörsüz Türkiye” hayal. Bugün uyuşturucu, fuhuş, kumar, çeteler PKK’dan daha çok can alıyor; aileleri can evinden vuruyor. FETÖ’den çok daha büyük bir felaketten söz ediyoruz. İntiharlar aldı başını gidiyor. Sakat doğumlar, kısırlık, düşükler patladı. Psikolojik sorunlar çığ gibi büyüyor. Bu, korkulan İstanbul depreminden daha korkunç bir durum… “Türkiye Yüzyılı” da hayal bu gerçekler karşısında. Çünkü Allah (cc) cahil ve zalim bir topluluğa hidayet nasip etmez. Onların işlerini sarp dağlara sardırır, üstlerine pislik yağdırır. “Haksızlıklar, zulüm, hukuksuzluk ve ahlaksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır” denmiştir bizim sahih geleneğimizde! Bu saydıklarımın hepsi zulüm alametleridir. Zulüm ile abad olunmaz! “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” denmiştir.

Açın bakın Kur’an’a; riba, fuhuş, kumar, alkol ve uyuşturucu konusunda neler deniyor. Ben riba ile ilgili yukarıdaki ayetlerden birkaç uyarıyı tekrar buraya not etmek istiyorum: “Riba (faiz) yiyenler ancak Şeytan’ın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Kim de yine ribaya (faizciliğe) dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir. Allah ribayı (faizi) tüketir, sadakaları ise artırır ve Allah hiçbir inkârcı günahkârı sevmez. ‘Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz ribadan (faizden) kalanı bırakın.’ ‘Bunu yapmazsanız Allah ve Resulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin.’ ‘Ey iman edenler! Kat kat riba (faiz) yemeyin. Allah’a itaatsizlikten sakının ki kurtuluşa eresiniz.’ İnkâr edenlere de acı bir azap hazırladık.”

Gazze’de hâlâ katliamlar sürerken, İbrahimî buluşmalar adı altında Kudüs/Mescid-i Aksa pazarlık edilirken elleri böğründe bekleyenler; riba, fuhuş, alkol ve uyuşturucu, kumar bataklığında debelenenler Türkiye Yüzyılı hayallerinden önce bu kanayan yarayı durdursunlar. Zira “def’i mefâsid celb-i menâfiden evlâdır!” Bu gidişle gelecek günler geçen günleri aratabilir. Yarın çok geç olabilir. Ben bu manzara karşısında çığ gibi büyüyen borç ve borç faizi, rüşvet, torpil, kara para, kayıt dışı ekonomi, karaborsa ve tekelleşme konusunda yakın geleceği, eylül-ekimi bile düşünemiyorum.

Geliyor gelmekte olan. Şimdi tövbe, birlik ve sabırlı olma zamanıdır. Bu yük “bir kişinin kârı değil, paylaşalım!” Selam ve dua ile.

NOT: Akif dün benim hicranımı dökmüş mısralarına:

“Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım;
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım.
Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!
(Gazze’yi düşünüyorum)
Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan
Yatıyor şimdi… Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu mezarlar ki, uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerede ucu!
Bu ne hicran-ı müebbed, bu ne hüsran-ı mübin…
Ezilir ruh-i sema, parçalanır kalb-i zemin!
(…)
Tükürün millete alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!
Tükürün Ehl-i Salib’in (+Siyonistlerin) o hayasız yüzüne!
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!
Medeniyet denilen maskara mahluku görün:
Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!
Hele ilan-ı zamanında şu mel’un harbin, (Siz 3. Dünya Savaşı’nı düşünün burada)
‘Bize efkar-ı umumiyesi lazım Garb’ın’; (Uluslararası sistem ve BOP geliyor aklıma)
O da Allah’ı bırakmakla olur herzesini,
Halka iman gibi telkin ile dinin sesini
Susturan aptalın idrakine bol bol tükürün!”